Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




2 Mart 2015 Pazartesi

Hoşgeldin Mart :)

Mart geldiğine göre "bahar" da kapıda diyebiliriz sanki.
Bu sene kardan dolayı kışı hissederek yaşadık ve bazı günler evden dışarı çıkamadık. Sanırım bunun acısını çıkarma zamanı geldi. Bahar ayları bence en güzel mevsimler, ne yaz gibi çok sıcak ne de kış gibi dondurucu soğuk. Her ikisinde de sokakta yaşayan canlıları düşününce biraz içim burkuluyor.
Oysa bahar öyle mi :)
Havaların daha geç kararması, güneşin gülen yüzünü-yakan değil- göstermesi, ağaçların çiçeklenmesi, etrafın yeşillenmesi, kuş cıvıltıları... Tam bir romantizm oldu sanki.
Kendi adıma en çok Elifle rahatlıkla dışarı çıkabileceğimize seviniyorum. Hedefim daha uzun soluklu yürüyüşler ve keşifler. Elif -ne zaman olur tabii bilmiyorum ama- inş. yürümeye başladığında daha da şenleneceğimize eminim(her açıdan :)
Çok mühim olmayan bir diğer gelişme ise benim bu sene -her yazıya yazdım sanırım görgüsüz gibi- 30 yaşına girecek olmam. Ya da 30 bitiyor mu? Bilmiyorum, o işleri hep karıştırıyorum. Sadece bana sorulduğunda "yaşınız?" diye, kooocaman gülerek "30" diyeceğim onu biliyorum. Yaşasın!
Hala çok üzerime alınmasam da Elif'in 1. yaşına da 1 ay kaldı diyebiliriz. Kendi içimdeki gelgitleri çok uzun yazmayayım ama daha önceki düşüncelerim hala geçerli; tema yok parti yok hediye yok zoraki gülümsemeler hiç yok, samimi ve az bir ekiple (anne-baba-bebek :) ev yapımı "şekilsiz" pasta ile mum üflemece ve dilek tutmaca var. (Bunu yazınca aklıma "3 Kedi 1 Dilek" kitabı geldi :) Sanırım bu hali daha çok içime sinecek. Bende gel-git yapan konu ise Elif ileride "neeaaay bana parti vermediniz mi?" diye bir şey soracak olursa kendimi nasıl hissedeceğim. Onu da yaşayıp görelim o vakit. Her şeyi "o nasıl düşünür" diye yapacak olursak bence evin yolunu bulamayız, salıncaklarda sallanır dururuz :)
Benim için genelde "yenilenme" olur bahar aylarında, yeni kararlar alırım, içim ferahlar, sanırım daha iyi hissederim. Elifle beraber resim yapmaya, birlikte çimlere uzanıp kitap okumaya da başladık mı değmeyin keyfimize :)
Yapmak isteyip de yapamadığım işlere odaklanmak istiyorum bir de. Kendime not olsun bu da.
Dışarıda çocukların neşeli sesleri geldiğine göre bahar sahiden gelmiş.
Hem bu bahar hem anneyim hem teyze; daha ne olsun, çok şükür :)

* Sıradaki annelik sohbetleri çok şahane bu arada :)
** Bir de 14 Mart'a kadar "Ben Alice olsam" cümlesini tamamlamak da isteyebilirsiniz. Ben isterdim yani :)
Devamını oku »

1 Mart 2015 Pazar

(Daha da Fazla) Kumkurdu :)

Kumkurdu ile Çağla sayesinde tanıştım, bir gün -yine- kütüphanesini karıştırırken "al bunu oku, çok seversin" diye elime tutuşturmuştu 3 kitabı birden. Okudum, çok sevdim, bayıldım, kitabı geri vermemek için türlü yalanlar düşündüm ama sonra bu yalanlara ben bile inanmadım, kitabın peşine düştüm(baskısı yok), çok aradım, tamm buldum dedim yine bulamadım, kütüphanemde olması gereeeeek diye inat ettim ve kitapları topladım. Kumkurdu'nu yine okudum, yine çok sevdim, yine çok ağladım, yine çok güldüm, üzerinde durup düşünmekten ilerleyemedim, derken karabalığa kitapları anlattım "aklımda kalanlar"la tabii. Sonra da BDK'ya Kumkurdu hakkında bir yazı yolladım. Karabalık bu yazıyı okudu ve "az önce anlattıkların daha güzeldi" dedi, Türkçesiyle "anlatımın iyi ama yazı fıs" gibi bir şeydi (itiraf edeyim). Çok sevdiğim bir kitabı anlatamıyorum, onu fark ettim. Sanki ne kadar yazarsam yazayım o heyecanı veremiyorum yazıda :/ Ama siz yine de okumak isterseniz "fıs yazımı" :) link burada 
Kumkurdu'nu (daha da fazla) merak ederseniz de çayınızı kahvenizi alın gelin, ben size anlatayım :) (*Misafirperver olmadığım buradan bile belli, eve gelene çay/kahve ikram etmiyorum; içeceğinizle gelin diyorum :))
Zackarina'yı asabi erkek pozunda çizmişim gibi ama Kumkurdu çok tatlı değil mi :))

Devamını oku »

Teyzoş Oldum Kiiiii :)

20 Şubat 2015 tarihinde minik tatlı yeğenim Ayça doğdu ve ben resmen "teyzooş" oldum :)
Eda'nın anne olmasından daha mühim bir şey bence bu :) Kendim doğuma girerken heyecan ve sevinç ağır basmıştı ya da 40+4'te olmanın verdiği bir rahatlık: "Gidip alalım şu bıdığı" şeklinde. Eda doğuma giderken ise "endişe, heyecan, sevinç, şaşkınlık" birarada geldi. Sevdiğin biri için endişelenmek ne demek, ben doğuma giderken karabalık bana niye öyle bakmıştı daha iyi anladım. Şaşkındım çünkü sahiden de benim minik kardeşim (resmiyette ablam ama olsun) "anne" olacaktı, vay be!
Veeee Ayça'yı ilk görüş: Ta ta ta taaaam! "Amanıııın çok seviyorum ben seni, hadi gel bize gidelim, anneni bırak sen" halleri :) Kucağıma aldığım zamanlarda kimselere vermek istemedim Ayça'yı. Adanada kaldığımız süre boyunca da kokusunu tee içime çekmiştim halbuki ama stoklarımı çabuk tüketmişim :/ Annelik elbette ki çok özel bir duygu ama teyze olmak pardon teyzoooş olmak bence çok havalı. Bir de aklım sürekli Ayça'da; yedi mi içti mi kaka yaptı mı iyi mi hoş mu uyudu mu... Annesine sürekli sormuyorum bunaltmayayım diye ama Ayça hep aklımda.
Nasıl anlatsam; heyoo, yuppiii ve çeşitli dans figürleri :)
Teyze oldum kiiiiii, maşallah kuzuma...


* Bir de Ayça'nın balık burcu olduğunu "balık teyze" gururuyla söyleyebilirim heheheh :)

Devamını oku »

18 Şubat 2015 Çarşamba

Kar

Yazacak çok şey var ama lafı uzatmak boşa olur. Özgecan'ın yaşadıklarından sonra ben hala kendime gelemedim, 3 gün geçti 5 gün geçti belki ama yok bu olay zihnime kalbime kazındı, derken kar yağdı, Akça yazmıştı "kar iyi gelecek" diye. O da olmadı, daha bu sabah kar topu oynayan bir gazetecinin başına gelenler(uzun uzun yaz(a)mıyorum) tüyler ürpertti ama şaşırtmadı... İşte en çok da bu şaşırmama hali üzücü sanırım. Geçenlerde Banu ve Elif güzel yazılar yazmıştı, Semi de bir yerden alıntı yapmıştı, okumak isteyen olursa.

Karın yağmasını, karla oynamayı severim ama bu kış sahiden bu haberlerle kar da pek tat vermedi. Güzel şeylere odaklanmak isterken bile "ne bencilsin" diyorum kendime. Elimde 2 tane güzel şey var aslında ; biri Elif diğeri de inş. kısa süre sonra kavuşacağımız Ayça'mız-yeğenim-
Blogumu çok seviyorum, o yüzden de umarım bir sonraki yazıda -ne zaman olur bilmiyorum- bu iki güzellikten bahsediyor olmak istiyorum.
Bir de -instagramda paylaşmıştım- tüm iyilikler, saflıklar, yardımseverlik, iyi niyet  çocuk kitaplarında saklanmış sanki değil mi?


Devamını oku »

13 Şubat 2015 Cuma

Enginar Kalpler

Bu kitap, kesinlikle sonraya bırakılacak, bir ara yazarım diyebileceğim bir kitap değil.
Bu kitabı okumadan önce "güzel kitapları filme çekseler keşke" dediğim çok olmuştur. (sevmeyeceğimi bile bile) Ama bu kitabı okurken ve kitap bittikten sonra nedense şunu hissettim: "Yooo hayır, bu kitabı filme çekmesinler, bu haliyle kalsın" Uzun zamandır güzel bir film izlemedim ve şaşılacak derecede bunun eksikliğini de hissetmedim. Fark ettim ki bu ara okuduğum kitaplar -evet ikisinin de yeri ayrı ama- beni öyle doldurmuş ki. Bazı kitaplar için "iyi, güzel, hoş, okuyun" yazıyorum ama bu kitap için ne desem bilmiyorum. Sanki ne yazsam eksik kalacak. En son bu hissi Hayalperest ile yaşamıştım. Ondan da çok etkilenmiştim.
Enginar Kalpler kitabını muhtemelen BDK'da görüp listeme almıştım, geçen gün göz göze geldiğimizde içimde bir kıpırdanma yaşattı ve elimdeki kitabı bırakıp ona geçtim.
Ben daha az hüzünlü bir kitap sanıyordum ama hüznün beni bu kadar mutlu edeceğini hesaba katmamıştım. Çok ağlayacağımı düşündüğüm bir hikayeyi okuyamıyorum son zamanlarda, "Bülbülü Öldürmek", "Pal Sokağının çocukları", Son Kara Kedi" buna en güzel örnekler (ne yazık ki)
Mira ile tam 12 yaşına girdiği doğum gününde tanışıyoruz ve o gün regl oluyor. 3 kardeşin en büyüğü olan Mira'nın 9 yaşında Krish adında bir erkek kardeşi ve Laila adında  yerinde duramayan 10 aylık bir kız kardeşi var.(aynı Elif) Büyükannesi Josie de hikayenin başlarında onlarla birlikteydi ancak sonra rahatsızlığından ötürü hastaneye yatması gerekti. Mira oldukça çekingen ve utangaç bir kız, okula en yakın arkadaşı Millie'nin elini tutarak gidiyor mesela. Ancak okuldaki yazarlık semineri onun tüm yaşamını değiştirecek gelişmeleri de beraberinde getiriyor. Hocaları Pat Print bana hep Gönül Öğretmen'i anımsattı. İnsanın hayatında gerçekten iyi bir edebiyat öğretmeni olması ne büyük bir şans. Yazarlık seminerinde 4 kişiler: Mira, Millie, Ben ve Jide Jackson (JJ).
Bu kitapta anlatılan sadece, Mira isminde bir kızın 11 yaşından 12 yaşına girerken hayatına giren yeni insanlar, yaşanan değişimler, büyükanne Josie'nin hastalık süreci, ilk aşk ve ilk regl :) Ama kitabın tamamını okuyup bitirdikten sonra bu yazdıklarım sadece bütünün bir parçası gibi kalıyor. İçi o kadar dolu ki "Enginar Kalpler"in.
"Pek çok insan büyüdükçe kalplerinin etrafına sert kabuklar örer. Laila gibi küçük bebekler başlangıçta hassas ve sevecendirler. Başkalarına kolayca güvenirler. Ama yavaş yavaş kendilerini korumayı öğrenirler ve yıllar geçtikçe kalplerinin etrafındaki katmanlar sertleşir. Şuna bak, enginarın dışındaki kabuklar yenemeyecek kadar sert. Fakat enginarın kalbine doğru, katmanlar giderek narinleşiyor. Kabuklar incinmemizi engeller. Bu nedenle insanlar, kalplerine kimsenin dokunamayacağını bilerek ortalıkta rahatça dolaşırlar. Elbette bazı insanların elinden başka türlüsü gelmez. Onlar asla kendilerini korumayı öğrenemezler. Bu hayır da olabilir, şer de."

İlginçtir kitap bitince ağlayamadım. Öylece dondum kaldım. Normalde içinde ölüm olan kitapları bu kadar heyecanla (yemek yerken ve Elifle yerde emeklerken okudum kitabı) okuyamam, irkilirim, huzursuzlanırım. Ama bu kitapta öyle hissetmedim.
Mira ile o kadar benziyoruz ki, sanki kendi 11-12 yaşlarıma döndüm. İlk regl olduğumda neler hissettiğimi hatırladım, çok tuhaftı. Matematik benim için de şu cümlelerle ifade edilebilir :"Bense uzunca bir süre yanıtı düşünsem bile sayılara bakar bakmaz kafamın içinin bomboş olduğunu hissediyorum." Okulda yaşadığı zorbalığın bir benzerini ben ilkokuldayken yaşamıştım. 5,5 yaşında başladığım okulun ilk 3 senesi özel bir okulda geçmişti(sınıflar 20 kişilikti), 4 ve 5. sınıfları ise oldukça kalabalık bir devlet okulunda okumuştum. (sınıflar 65 kişilikti ve 3'erli oturuyorduk sıralara) O kalabalık sınıfta kendimi küçücük hissediyordum, Gökçe isminde bir kız vardı ve hep onun elinden tutma ihtiyacındaydım ilk günlerde özellikle. Herkes bana uzaylıymışım gibi bakıyor ve öyle davranıyordu. Derken bir gün bir sözlü sırasında -sınıfta herkesin önündeyken- cevabı biliyor ama sesim çıkmıyorken benimle yine dalga geçildiğini duydum. Ne olduysa o an oldu ve ben birden sınıfa doğru patladım :) Sonra da utandım, oturdum ağladım. (O an eteğimin altından bir şey görünmediğini umuyordum sadece :) Çocuk aklı, çocukluk diyoruz belki ama insanı çok etkileyen şeyler bunlar. Hep diyorum ya ben pek konuşamam ama yazarım diye. Telefonda da öyleyimdir, belki karşımdaki daha konuşacaktır ama ben onu rahatsız etmişim gibi "hadi görüşürüz, selamlar" deyip kapatırım :) Evde kimse yoksa bile selam söyleyebilirim yani.
Laf nereden nereye geldi, kısacası Enginar Kalpler kitabından çok etkilendim ve Mira ile aramızda çok büyük benzerlikler olduğunu düşündüm.
Biraz araştırınca kitabın devamı olduğunu ama henüz Türkçe'ye çevrilmediğini öğrendim, yıkıldım. Londra'ya gitmesi yakın bir arkadaşımı aradım ve sana bir siparişim var dedim, "çocuk kitabı mı" dedi :) İngilizcemi sırf bu kitapları daha rahat (sözlüksüz mesela) okuyabilmek için geliştireceğim, valla bak.
* Kelime Yayınları'nın ne harika kitapları varmış ve ben neden bu kadar geç haberdar oldum, bilmiyorum.
Kitabı okurken belimin ağrısını unuttum, Jide Mira'yı öptüğünde nasıl heyecanlanmışsam "hiii, öptü!" dedim yüksek sesle ve o an Elif öpücük attı :)
Bana beni anlatan ve bunu yaparken yüreğime dokunan kitapları seviyorum.
Eksik oldu, çok seviyorum...
Enginar Kalpler
Özgün Adı: Artichoke Hearts
Yazan: Sita Brahmachari
Çeviren: Meral Karamuk Uğurşan
Yaş grubu: 12+
Kelime Yayınları, 2012, karton kapak, 288 sayfa


"Eğer birine söyleyecek iyi bir şeyiniz yoksa hiçbir şey söylemeyin daha iyi."


Devamını oku »

Kedi mi Diş mi :)

Buraya "normal" yazılar yazıyorum diye işler de "normal" gidiyor sanmayın :)
Aslında çok şükür gayet normal (Elif tarafında) ancak bizim tarafta azıcık yamuk.
Yani biz yamulduk, daha doğrusu belim tutmaz oldu ben iyice yamuldum :)
Bu çizim de 3 hafta önceden. Bu ara çizim yapamıyorum çünkü vaktim pek az hem de dinlenmek için sadece uzanmak istiyorum, oturmak değil.
Daha önce "tipik bir anne hastalığı" dediğim bel ağrısı oldukça şiddetlendi, dün yanma ve bacaklarımda ağrı hissettim. Bir doktora gitme vakti gelmiş mi bilmiyorum. Doktor olan arkadaşlar alınmasın ama doktorlara çok sinir oluyorum. Olayı detaylıca anlayıp dinlemeden hemen yaz ilacı gönder hastayı yüzüne bile bakma... Bu nasıl bir iş böyle! Tenzih ederek konuşuyorum tabii ki, oldukça ilgili olanları da var ama ben ona pek denk gelmedim :/
Elif'in "diş mi geniz eti mi yoksa büyüme atağı mı nedir bilmiyoruz ama kısa sürede geçse iyi olur" evresindeyiz :)
Biliyorum bu da geçer, Elif büyür, belim düzelir. Sonra Elif yürümeye koşmaya başlar, ohooo bizi neler bekliyor neler.
Bazen karamsarlığa düşüyorum- ki bunda kapalı havanın ve salıncağa binemememizin de etkisi var, yani o salıncakları az daha büyük yapsalar ben de sığardım :) - ama sonra Elif gelip bir sarılıyor ya da hiç ummadığım bir hareket yapıyor, sanki her şey siliniyor. Bel ağrısı hariç :) o yerleşti sanki :/


Keşke daha güzel çizebilsem, mesela Elif'i sakalsız çizmeyi öğrensem :) Beyhan'dan ders mi alsam ki :)
Bu ara en büyük heyecanım yeğenime kavuşmak... İnşallah kavuşmaya az kaldı, kalbim pır pır.
Herkese mutlu cumalar ve güzel tatiller, Annelik Sohbetlerini özleyenlere de güzel haberlerim var.
Devamını oku »