Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




19 Haziran 2014 Perşembe

Mutlu Anne Eşittir Mutlu Bebek; Peki Ama Nasıl?

Mutluluğun formülü bebekler için oldukça basit. Anne mutluysa onlar da mutlu :) Ne kadar kolay görünüyor değil mi? Halbuki bence bunun tam tersi de anneler için geçerli. Bebişi mutluysa anne kişisi daha ne ister? (En azından bir süre)
Doğum yaptıktan sonra yani Elifle birbirimize kavuşup ben "balık" halime "sudan çıkmış balık"lığımı da ekleyince doğal olarak bir müddet loğusaydım. Ve herkes "süppper anne" iken ben dünyanın en acemi annesiydim.(bence hala öyleyim ama olsun). Okuduklarımı hatırlayamıyor, birileriyle konuşmaya ihtiyaç duyuyordum. Kafam allak bullaktı. Bir şey yapacağım zaman aklıma "anne"olmuş olmam geliyordu ve duraksıyordum.Ki bu da hiç normal değildi.(neyse ki farkındaydım)
Tracy ablanın kitabındaki "your time"bir türlü gelmiyor; ben ne yapacağımı bilmiyordum.
Ha tabii bir de şahane über ultra eğlenceli :) koliğimiz olduğunu da unutmadan yazayım.
Bu durumda mutluluğun formülünde ara ara eşitsizlikler, denge kayıpları oluyordu.
Şimdi ne değişti?
Çok şaşıracaksınız ama neredeyse hiçbir şey :))
Yani buraya kendi buluşum formüller yazacak değilim.
Sadece yanlış/eksik yaptığımı fark ettiklerimden, doğru yaptığımı görüp kendimi takdir ettiklerimden ortaya karışık bir şeyler yazayım istedim. Kendime de not olsun. Unutursam dönüp okurum.
Son günlerde bana farklı bir pencere kazandıran bir kitap okudum. Ne olduğunu, neler anlattığını ayrıca bir yazıda yazma niyetim var.(inşallah)
Cidden biraz daha rahatladım.
Bu yazacaklarım orada yer almıyor; sadece o kitabı okuyunca bende bu düşünceler oluştu.
Lafı da amma dolandırdım değil mi?
Mutlu Anne Kimdir?
Bence "mutlu anne" iç huzuru olan kişidir. O kadar. Açık ve net. İster iş hayatına dönsün isterse evde bebeğine bakmayı tercih etsin. Anne olunca insanda gerçekten bir garip suçluluk hali de oluşuyor. Sadece iş hayatı değil benim demek istediğim. Emzik verseniz "vermese miydim"; mama verseniz "vermese miydim"; uyku eğitimine geç kalsanız "eyvah geç kaldım"... Bunlar o kadar çok ki... Eminim tecrübeli anneler daha bir dolu şey sayıyorlardır.
Mutlu annenin formülü benim anladığım (2 ay 10 günlük bir deneyimden) adına içgüdü mü dersin ne dersen de; oku/araştır/sor ama sonuçta aklına yatanı yap ve bundan pişmanlık duyma.

Nasıl "Mutlu Anne" Olunur?
Şu cümleyi çokça kurduğumu hatırlıyorum: "Gözlerinin parıltısı kaçmış, saçları dağılmış, hayat enerjisini kaybetmiş, mutsuz bir anne olmak istemiyorum."
İyi aferin. Bu kadarını akıl etmişim de gerisi gelmemiş :) (Saçlarım hala dağınık olduğuna göre :)
Bebeği "melek/kitap" olanları ayrı bir yere koyup -gerçekten kıskanmadan, sevgiyle selamlayarak- hele ki gazlı, kolikli, heyecanlı, nazlı olan annelere birkaç tecrübeyle sabit tavsiye vermek istiyorum.
- İlk haftalarda "olala her şey yolunda" moduna girmeye bence gerek yok. Anneliği ilk kez yaşamış herkes bocalar; bu çok doğal. Uzatılmadığı müddetçe "Allahııım ben niye böyleyim, depresyonlara mı girdiiim" demenin kimseye faydası yok. Bocala, şaşır, ne yapacağını bileme. Bir kere de kontrol sende olmasın yani :) Nasılsa gerçekten 5-6 haftaya her şey rayına oturuyor.
- Her şeyi mükemmel yapmaya çalışma çünkü bu mümkün değil. Evim temiz, yemeklerim 4 çeşit, bebeğimin karnı tok sırtı pek ve ben kitap da okurum dizi de izlerim, tablosu ileriki yıllarda olabilir ama yeni doğum yapmış bir kadının en fazla "uykumu da alabildim(kesintisiz 3-4 saat yani, vaay be :), duşumu da yaptım hadi belki bir de 10 dak. yürüdüm geldim" deme lüksü oluyor. Kısacası her şeyin hemen rayına oturmasını beklemek biraz ütopik. Gerçekçi olalım...
- Yardım istemekten çekinme, bozulma. "Her şeyi ben yaparııım"larla ortaya dökülme. İlk haftalarda tüm sülaleyi eve toplamaya da gerek yok ama en azından birkaç kişi dönüşümlü olarak temizlik, yemek vb. işlere bakabilirse süper oluyor.
- Mümkünse telefonunu kapat. İletişim her zaman iyi bir şey değil-dir. İletişim fakültesi mezunuyum bu arada :)
- Şükret. O kadar basit :)
- "My time"in gelmesini bekleme. (O ne ki diyenlere kısaca; EASY rutini diye bir şey var Tracy Hogg'un anlattığı. Yemek, aktivite, uyku ve "your time"dan oluşuyor.)
Sen ona git :) Yani bebişe dönüp "kusura bakma canım şu an 'my time'dayım" deme lüksümüz olmadığına göre zaman zaman bebişli hayatın içine serpiştirilebilir aktiviteler bul. En güzeli bebek arabasını kullanarak yürüyüş yapmak. Ama ondan daha da güzeli bebişi slinge koyup çocuk parkına gitmek, oh mis temiz hava almak.Geçen gün yaptım da oradan biliyorum. Ama sling de ayrı bir yazının konusu.
Elimde cep telefonu olduğu zamanlar ben de kendime kızıyorum ama sonra bakıyorum ki boş boş sosyal medyada gezinmek bile insanın kafasını rahatlatıyor.
Nazar değmesin inş. ama son zamanlarda da en çok kitap okuyorum. Nasıl mı?
Elif'i uyutuyorum; o yatağında 3 saat uyurken kahvem eşliğinde ayağımı uzatarak zannediyorsunuz değil mi? Kuzum çok şakacısınız :) Elif gündüzleri uyumayı pek sevmiyor hele ki yatağında... Biz de slingi keşfettik. (Slingi ayrıca anlatmam şart oldu.) Ona koyunca hafif sallanarak yürümek faydalı oluyor ve uyuyor ama çoğu zaman oturduğumu anlıyor ve ben ayakta sallanarak yürüyorum. E bu sürede de boş mu kalayım? Alıyorum elime bir kitap. Normalde midem bulanırdı belki böyle okuduğum için ama alıştım herhalde. Ayaktayken düz duramıyorum artık. İlla sallanacam :)
Kısaca elimizdeki imkanlara göre "my time"ı biz yaratmalıyız.
- Bir diğer "my time" aktivitesi olarak eve gelen koca kişisine "bebeğin onu ne kadar özlediğini" söylemek :) Çok şükür bizde buna gerek kalmıyor; karabalık zaten daha balkon penceresinden içeri atlayacak gibi koşarak geliyor :)
- Bir amaç edinmek. Sadece "Elif bakımı"na odaklanırsak; bu durum rutine bindiğinde ve bir şeyler üret(e)mediğimizde bir garip suçluluk duygusuyla beraber ("daha ne olsun bebeğime bakıyorum" diyoruz çünkü) "e ben niye okudum ki"lere kadar gidebilen saçma bir ruh hali oluşuyor. Yani evde bebişimizle mutlu mesut oynarken de hayatımızın bir amacı olabilir. Böyle olmazsa ilerde "e ben senin için saçımı süpürge etmiştim; senin bana ettiğine bak" diyen bir anneye dönüşebiliriz.Bu da fena elbette ki.
- Blog yazmak :) Hala blogu olmayanlara son çağrı :)
- An'ı yaşa. Ya da yaşamaya çalış. Önemli olan farkındalık.
- Kuaföre git. Ben yapamıyorum bari sen yap. Vakitsizlikten değil cidden ben kuaför sevmiyorum. Pedikürde ayağım gıdıklanıyor manikürde içim sıkılıyor-ki hiç oje sürmem- , saçımı bir dolu beyazıma rağmen boyatmam(üniversitedeyken boyattığım morlara kırmızılara sayın), senede 1 defa saç kesimi-onda da fön asla istemem, sıcak basıyor :) Mağara kadını gibi bir şeymişim ya; yazınca ortaya çıktı :) Ama benim gördüğüm, kadınlar cidden kuaföre gitmeyi seviyor. Bana sorsanız dişçi koltuğu gibi stres yapıyorum :)
- Seni ne mutlu ediyorsa onu yap/yapmaya çalış. Ankara'da olup da "denizi izlemek" dersen işte o olmuyor. Ben denedim oradan biliyorum. Kısacası, elindeki imkanlarla mutlu olmaya çalışmak. Bebişin akşam vakti koliği mi tutuyor sen de gündüz 1 kahve ısmarla kendine.Ya da rezene çayı :)))
- Anneler Birliği. Ama öyle "aaa sen hala..." diye başlayan cümelerle değil. Kıskanmak ya da yargılamak için değil de cidden destek olmak için. Bazen sadece sohbet edip karşımızdakini anlayıp dinlemek için. Bizdeki toplantılar niyeyse hep börek, kek, kısır. Yani yemeyi seven bir toplumuz ya.Bunları yerken de son moda diyet listesi paylaşılır :) Adını versem mi bilemiyorum-o kendini biliyor- yeni tanıştığımız bir arkadaşım bana hiç düşünmeden cep telini verip "doktorlardan daha yakın mesafedeyiz, bana her zaman mesaj atabilirsin" demişti. Çok şaşırmış ama aynı zamanda da çok sevinmiştim. Kimseyi rahatsız etmek istemem yani heralde bir şey yazmam diye düşünürken aklıma gelenleri, bocaladıklarımı ara ara ona danıştım. "Doğru" ya da "yanlış" bir şey yoktu ama kolik sırasında "bizimki fena" yazabilmek bile insana ne büyük rahatlık sağlıyormuş, onu gördüm. Sağolasın sevgili arkadaşım..(Ki daha yüzyüze tanışamadık)
"Sen bunları yazmışsın da yapabiliyor musun" derseniz... Ki demelisiniz :) Bazılarını yapıyorum bazılarını yapmaya çalışıyorum.
Ama en önemlisi "mutlu anne" olmak istiyorum.
Elif'in de "mutlu bebek" olması için elimden geleni yapıyorum. (genelde)
Koliği dövmek istiyorum orası ayrı :)
Sanırım işin sırrı kendine dürüst olmakla başlıyor. Yorulduğun zaman sanki yorulmaya hakkın yokmuş gibi davranmamalı. İnsanız neticede yorulabilir, bunalabilir, bocalayabilir, ne yapacağımızı bilemez hale gelebiliriz. Bundan doğal ne var?
Mutlu bebeğin formülü cidden mutlu anne ise; kendimizi mutlu edecek hayallerin peşine düşmeliyiz.
Ne dersiniz?
Başka neler yapabiliriz?

HERKESE EEEENNNNN TATLI TATİLLER, GÜNEŞLİ GÜNLER DİLERİM(Z) :)

4 yorum:

  1. Evett bende bir anne adayı olduğumu öğrendim:) Oğlumda blog yazmıyordum ama bu ikinci bebişte yazsam mı acaba:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. AAAAAAA tebrikleeeeeer... Nasıl bambaşka bir heyecan başlamıştır şimdi sizde??
      Bence blog yazmak/paylaşmak gerçekten keyifli..Pek güzel haberlerinizi bekliyoruz..

      Sil
  2. Harika ötesi yazmışsın....ve harikasın bence... Hamile olan bri arkadaşım var ona okutucam mutlaka :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :))) Ay çok teşekkürler; utandım :) Hamile arkadaşa da ayrıca öpücükler& tebrikler..

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...