Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




Elif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2017 Çarşamba

Elif 3 Yaşında! :)

Sarı papatyam 3 yaşında :)
Vay be! Değil mi?
Bu yazıyı geçtiğimiz haftalarda uzunca yazacaktım ama malum hastalık sebebiyle vakit bulamadım. 9 Nisan saat 11.30'da doğdu minik kuzum.
14.5 ay beraber evdeydik ve sonrasında Elif bir anda tam zamanlı kreşe başladı. Ağustos ayından beri 2. kreşine gidiyor ve çok şükür mutlu. Öğretmeni hamile, sanırım Mayıs sonu gibi ayrılacakmış, 2-3 ay sonra (bence Eylül olsa ve bebeğiyle daha keyifle ilgilense daha güzel olur) dönmeyi düşünüyormuş ama o arada hangi hoca bakacak bilmiyorum açıkçası. Hem merak ediyor hem de etmiyorum yani açıkta bırakacak halleri olmadığına göre, hakkımızda hayırlısı diyorum.
Hala en sevdiği renk MAVİ. Hem de açık mavi.
O yüzden de partisinde bolca mavi renk vardı, kreşteki partiye bir de Elsa eklemişler ama onunla bizim alakamız yoktu, görünce şaşırdım.
Tam 3 kutlama yapıldı 3 yaşında olduğu için :)
Şubat ayında geniz etini alınmış ve iki kulağına tüp takılmıştı. Horlama ve ağızdan nefes hali direk kesilse de yeşil burun akıntısı hala devam ettiği için Kbb-Çocuk Alerji doktorlarını ziyaret ediyoruz. Önceki ihmallerimizi yapmamaya çalışıyoruz diyelim.
Resim yapmayı da seviyor ama bence Elifin olayı müzik ve dans. Daha küçükken arabadaki melodinin Mozart olmasına farklı tepki verdiğini gözlemlemiştik; şimdi ise favorisi Pop 80'ler :) Karnaval Radyoda başka bir kanal açılınca muhakkak değiştiriyor, müziğin sesini açıp dans ediyor. İçinde bir 80ler ruhu var sanırım...


Yemek konusunda eskisi kadar rahat yemiyor. Yani sadece ve çoğunlukla kreşte düzenli besleniyor ancak evde mutlaka bir şeyler buluyor, dolanıyor, en sevdiği yemek de olsa yemek istemiyor. Çok alternatif üretmiyoruz aslında çünkü zaten hepimizin ortak sevdiği yemekleri yapmaya vaktim oluyor. Her seferinde Elife özel bir şeyler düşünmüyorum. Buna alışmasını da istemem, oldukça yorucu. O yüzden biraz neyi ne kadar istiyorsa yiyor. Çoğunlukla pek bir şey yemediği için babası takviye yapıyor ama ben hala "yerse yer yemezse yemez" diyorum ve kreşte aldığı besinin yeterli olabileceğini düşünüyorum. O yüzden de en sevdiği yemekler diye ayrıca bir şey yazamam ama hani sarma, yoğurt, pilav ve köfteyi genel olarak seviyor; bazen onları da yemiyor. Yemediği şeyler çoğunlukta aslında.
Uyku konusunda göreceli bir yol kat ettik yani uyku saatlerini vs anlatınca insanlar "aa olmaz öyle" diyorlar ama bizim için o önemli bir yol alma, o yüzden Elif'i kendi içinde değerlendirecek olursam, +1 her zaman 0'dan büyüktür felsefesi ve matematiğine tutunurum ve orada kalırım :)
Elif'in pek geçmek bilmeyen "olayı" aslında, ağlama krizleri. "Malum, dönem gereği, yaşı itibariyle" falan demeyeceğim çünkü Elifin doğduğu andan itibaren olan bir şey olduğundan buna başka bir isim vermek gerekiyor: "Kronikleşmiş kendini ağlayarak ifade etme" hali! Bu halden muzdarip olanlar birleşelim ama bana ne olur şunlarla gelmeyin olur mu, o kadar çok duydum ki, söyleyenlere kaplan bakışımla cevap veriyorum artık:
- Aaa ama Elif çok sessiz ve sakin bir çocuk. Ağladığını da hiç görmedim. Siz yanlış yorumluyor olabilir misiniz?
- Bizimki çok hareketli ve haylaz, bak sizinki ne kadar sakin ve sessiz. (1. ile neredeyse aynı duruyor ama değil, ton farkı var, bunu kaçırmayalım)
- Sen öyle diyorsun ama inan bizimki de öyle, önünden bir şey alınınca hep ağlıyor, krize giriyor ve yere atıyor kendini. (O ara gözümü devirerek bunun ne kadar sürdüğünü soruyorum: 'Tam 15 dakika' diyenlerle ilişkimi kesiyorum. ahahahaha)
- E ama bu yaş dönemi böyle napacan, geçiyor merak etme!
- Fazla bir aradasınız, biraz dışarı çıkın Elif olmadan...

Her birine ayrı ayrı ve dolu dolu verecek yanıtım var çok şükür ama olay atar yapmak değil, sakince durumu değerlendirmek. Hazır mısınız?

Her şey yağmurlu bir Ankara gecesinde minik siyah saçlı bir bebeğin (o zamanlar sarı olmasından eser yoktu) ömrünün 10. akşamında bir anda sarılıktan çıkıp kendini "oyyy doğmuşum ben oyyy" diye fark etmesiyle başlar; yaklaşık 4.5 ay kadar "kolik" denilen ağlamaları şaşmadan tekrarlar çünkü evde saat yoktur, dolayısıyla anne ve babanın saatin tam 17.00 olduğunu bilme imkanları kalmamıştır; iyi ki her gün tekrarlanan bu ağıtlar vardır.
Kucağa alınmaya alışan bebek kişisi çeşitli duygu sömürüleri yardımıyla anne ve babası ama en çok babasını kendine esir eder ve yaş büyüdükçe çeşitli şirinlikler ile bu ağlamaları gizlemeyi başarır. Her şeyin çok önceden farkında olan anne kişisi ise tam zamanlı kreşe bıraktığı ve özlediği yavrusu için vicdan azabı hissederek yapılan ağlama ve krizleri göğsüne pas alarak yavaşlatıp o haliyle evin içine almaya başlar, zamanla bu pas alan kişinin yeri değişmeye ve göğsü en kuvvetli kişi baba kişisi olmaya başlar. Çünkü nedir, "babalık, kız çocuğunun bir bakışıyla erimektir." Ve bu süreç öyle bir gelişir ki sonunda yumurta mı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan noktasına gelirler. Neticede ortada bir yumurta da olsa onu yiyebilen yoktur, herkes sadece aval aval ona bakmakta, bazen etrafında dolanmakta ama asıl sorun şu ki NE YAPACAĞINI BİLEMEMEKTEDİR. Gelinen noktada ağlamanın çeşitli formları tecrübe edilmiş, sıvı-gaz-katı formülleri görülmüş, ağlamanın geçirdiği evrim ile birlikte "kusmasız ağlama", "bayılmalı ağlama", "2 saati geçen ağlama", "30 dakikalık ağlamaya ağlama bile demem ağlaması" gibi kategoriler bu ailenin hayatına sinsice girmiş ve hatta oraya yerleşmiştir. Etraflarındaki hemen herkesin yaptığı "uzman" yorumlara kulak tıkayalı çok olmuş, mümkünse gerçek bir "uzman" arayışına girilmiş ve ne şanslılar ki o kişiden randevu alabilmişlerdir hem de maaşlarının yarısını bırakmaları gerekmeden! Lakin kader ağlarını örmüş ve anne kişisinin iş yerindeki belirsizlik sebebiyle o randevuya gidilememiş ve şu an bebek kişisinin her ağlamasına uzun süredir yaptıkları gibi donuk bir ifadeyle bakılmaya başlanmış veya bebek kişisi ağlaması bitene kadar odasına gönderilmiştir. Bunların hiçbiri "kalıcı çözüm" olmamış ve elbette sarmal daha da katlanarak ilerlemiştir. Hayatta hiçbir şey çözümsüz değildir felsefesine ve sağlığımız yerinde çok şükür cümlesine inanarak yollarına devam eden bu aile için bu masal da -şimdilik- burada bitmiş :)

Belki çok detaya giremedim, yaptıklarımızı/yapmadıklarımızı yazamadım ama açıkçası Elifin "dönemsel" bir ağlama hali yok. Geniz eti sıkıntısı sebebiyle olabileceği yönündeki söylentiler son 2 ayda yani geniz eti operasyonundan sonra da geçmeyince sadece gülümsetti bizi.
Sorunun NEYDEN kaynaklanabileceğine dair elbette ki bir fikrimiz var veya ÇÖZÜM ÖNERİLERİ geliştirebiliyoruz çok şükür. Ama bundan Elifin haberi olmuyor veya bunu reddediyor.
Olayın özünde, anne ve babanın farklı hareket etmesi, babaya aşırı bağımlılık, babanın kızına aşırı düşkünlüğü ile beraber gelen şımartma hali,elbette ki dönemsel ve yaşa bağlı faktörler, anne-baba-çocuk üçlüsünün çoğunlukla bir arada olma hali ve anne ile babanın beraber bir şeylere gidip bu sarmaldan çıkamamaları vb. etkenler var.
Çözüm yolu olarak işin aslı Harvey Krap abinin "mağara adamı" yöntemi gibi şeyleri denedik ama benim en sevdiğim ve bence en etkili olan yöntem şu oldu. Ağlama/inat krizi gibi bir şeyin hemen başlangıcındaysak ve şiddetin artacağını hissetmişsek ilgiyi başka bir şeye yönlendirme yöntemini uyguluyoruz ama yaş ilerledikçe çok da etkili olamıyor. Benim asıl sevdiğim, önce derin bir nefes alıp Elifin seviyesine inip, durumu sakince açıklayıp göz kontağı kurmak. Bazen beraber karar almaya çalışmak bazen alternatif bulmak. İnatla yaptığı herhangi bir şeyde ise "3'e kadar sayıyorum" yöntemi çok sık kullanmadığımız için inanılmaz işe yarıyor. Diyelim ellerini yıkıyor ve zaten aradan belli bir süre geçmiş, (üst baş ıslanmış, ona alışkınız, sorun değil) ve o musluk ısrarla kapanmıyor... "Elif 3'e kadar sayıyorum...1...2..." dediğimde yüzde 90 olarak "3" dememi beklemeden o işi yapıyor. 3 dediğim an, benim yapacağımı biliyor ve bunu pek riske atmıyor. yüzde 10luk dilimdeysek ve onun yapmak istediği şeyi ben yapmışsam işte o zaman DANS başlıyor, o dans da Elifte en az 50 dakika sürüyor.
Elifin nasıl davrandığından daha çok ilgilendiğim şey ise, bizim NASIL davrandığımız ve NE hissettiğimiz. Uzunca bir süre (Tütenle çalışmadan önce) inanılmaz suçlu/kötü hissettim. Durumu iyi yönetemediğim için böyle olduğuna kendimi inandırdım ve dolayısıyla anne-baba çatışmaları da kaçınılmaz oldu. Nasıl olmasın ki o uykusuzluk ve gerginlikte...
Son dönemde Elif'e "ağlaman bitmeden odandan çıkma/ ağlaman bitince odandan çıkabilirsin" yöntemi uyguladık. İlk başta çok etkiliydi. Odasında ağlayıp, ağlaması bitince "anne bitti ağlamam hadi sarılalım" diyordu. İçim yine cız etse de ona kocaman sarılıp ağladığı için odasında olma "ceza"sını kendimce hafifletiyordum. Ki şu an bu yöntem öyle ters tepti ki, "Beni yalnız başıma bırakmayıııın"lara döndü. Aklıma Özgür Bolat'ın kitabındaki cümleler geliyor ve ne zaman ödül/ceza verecek olsam önce bir durup düşünüyorum. Ama uygulama kısmında elbette ki çok zorlanıyorum(z) çünkü hala bütünlük sağlayabilmiş değiliz.
İnsan gerçekten anne ve babalıkta hem kendini yeniden keşfediyor hem büyüyor hem sabır sınırlarının genişliğini görüyor hem de öyle bir an geliyor ki "ne olur biri bana yardım etsin ve şu an ne yapmam/söylemem gerektiğini söylesin." diyor.
Biliyorum bunları az veya çok, şimdi veya sonra ama hepimiz yaşıyoruz.
Yalnız olmadığımı bilmek bile bana güç veriyor.
O yüzden de annelikle ilgili kişisel tecrübelerini paylaşan bloggerları (tanıtım, reklam, abartı içermeyen) seviyorum. Hani buluşalım da sohbet edelim desek, yapamayız.
Böyle olunca biliyorum ki "tadımlık" da olsa birbirimize destek oluyoruz.
Yeri gelmişken teşekkür edeyim :)

Bir diğer konu başlığımız da "tuvalet alışkanlığı". Elif için bu süreç henüz tamamlanmadı, bezini çok seviyor ve bezindeki fazla kaka/çiş vs. onu rahatsız etmiyor. Yaz başındayken yani Elif 2 yaş 3 aylık gibiyken denediğimiz bez çıkarma halinin olumsuz etkisini hala yaşıyoruz desem inanır mısınız? Elif yaşadığı bir şeyi ASLA unutmayan bir çocuk. Bu yaş grubu nasıldır gerçekten bilmiyorum ama Elif doğduğundan beri öyle. Ona söylenen bir şeyi, oyuncaklarını, yapılan bir tartışmayı veya o yoldan daha önce geçip geçmediğini, o yolda yaşadığı herhangi bir olayı... asla unutmuyor.
Tecrübesizlik kaynaklı olarak (ve evet biraz da gaza gelerek) annemin yazlığındayken Elifin bezini çıkartıp külot giydirmiş ve "Ta taa artık bez yok" demiştik. Elif de bacağına sıcak çişler gelince korkmuş ve bir müddet kendine gelememişti. Bunda altyapı eksikliğimiz vardı. Kendimi suçlamasam da teknik hatalarımız olduğunu şimdi bakınca görebiliyorum. Ağustos ayında kreşini değiştirdiğimizde sınıfındaki çocukların yarısı bezliydi ancak zaman ilerledikçe sınıfta sadece 2 çocuk bezli kaldı. Bu durum Elifte "olumlu" veya "gaza gelici" bir etki yaratmadı.
Sticker yöntemi de oldukça kısa süreli işe yaradı.
Tuvalet adaptörü ile başlamıştık ve kısa sürede ondan korkmamayı öğrenmişti, bezli de olsa bezini çıkarttırıp çişini ve hatta kakasını tuvalete yaptığı bir dönem de oldu. (Kasım-Aralık gibi) Ancak o dönemde bile külot giymek istemiyordu ki oldukça sevimli külotlar aldık, onları çok sevdi ve hep "büyüyünce" giyeceğini söyledi. Benimle beraber doğduğundan beri tuvalete girdiğinden "model alma" yöntemini de uygulamış olduk diyebilirim. Bebekleri üzerinde de uygulamalı çalışmalar yaptık. Derken adaptörden lazımlığa geçtik, biraz daha kendi boyuna uygun ve MAVİ bir renk sandalye tipi bir şey seçtik ve Elif onu da sevdi. Yani zaten en başından beri "şimdi çişimi yapıyorum." veya "anne ben çişimi tuvalete yapacağım." diyen bir çocuk-tu ama ASLA bezini de çıkarmak istemiyordu. Kaka konusunda oldukça keskin bir geri adım attı ve bezini hep kakasına yapmak istedi. Geçtiğimiz haftalarda bir blogda beze yapılan kakanın da tuvalete atılıp sifonun çekilmesinin etkili bir yöntem olduğunu okumuştum. Onu deniyoruz. Ve gösterdiği tepkiler ilk başta "Ama o benim parçam, ayrılmak istemiyorum." tepkisiydi şimdi alıştı sanırım. Aslında böyle "normal" tepkiler verdiği için seviniyorum da :) Çünkü daha önce hiçbir yerde okumadığım "sorun"lar değil bunlar. Şu an bezini tuvalete yaptığında okuduğumuz kitapların etkisi oldu elbette, kakalarını "bay bay kakalar, ailene selam söyle" diyerek uğurluyor ama hala bezine yapmak istiyor.
Kreşte öğretmeniyle konuştuk ve hatta farklı aralıklarla alıştırma külodu ile acaba geçiş yapabilir miyiz diye denedik. Birkaç sefer söylüyor çişini sonra elbette ki unutuyor ve o duygudan hiç hoşlanmıyor ve anında geri kaçıyor: ben bezimi istiyorum. bez eşittir güvenli bölge. Bunu benimsemiş olduğunu gördüm. Çünkü birkaç defa evde de "ben bezimi istemiyorum" dediğinde benzer şeyler yaşadık ve birkaç saat sonunda "bezimi istiyoruuumm"dedi. Ben de hiç inatlaşmadım. Hatta annem "ama siz hep seçenek sundunuz" diyor. Belki haklı, sadece inada eğilimi olan bir çocuğa böylesi özel bir konu için gerginlik yaşatmak istemedim. Kısacası dışsal bir motivasyon değil de hep içsel bir motivasyon oluşturmak istedik, onun için de yavaş ve sakin bir yol izledik ama acaba çok mu yavaş kaldık :)
İşin bir de bizim açımızdan yaşananlarına bakacak olursak, insanlar çocuğunun bezini neden çıkartmak istiyor anlayabilmiş değilim. Yani bir çocuk 18 aylıkken de bezinden rahatsız olup bezini kendi isteğiyle çıkartabilir, bu çok normal bir şey ama (2 yaş 3 aylıkken gaza gelip bizim de yaptığımız gibi) "vakti geldi" diye neden bezi çıkartmaya çalışır? Bez oldukça büyük bir kolaylıkken :) Ve bizim en başta reddettiğimiz diğer husus, gece ile gündüz aynı anda uygulanmalı yöntemi..."Yok ya!" demiştik ilk okuduğumuzdan beri. Zaten kuş kadar uyuyoruz, bir de Elifi gece belirli aralıklarla uyandırıp üzerindeki tulumu da çıkartıp çişe oturtacağız. Buna gerçekten ne bedenen ne de zihinsel olarak hazır değildik. Hala değiliz bence. Gece en erken 23.30da uyuyan bir çocuğunuz varsa -şanslıysanız o gece uyanmamış veya ağlamamışsa- sizin en erken uyuduğunuz saat zaten 12 veya 12.30 oluyor. Sabah alarm da 06.30'da çalmaya başlıyorsa, insan bütünlüğünün devam edebilmesi için ben değil Elifi çişe kaldırmak odasına girmem gerekirse parmak ucunda ilerliyorum. Evet seste uyumaya falan alışmadı çünkü zaten uyumaya alışmadı ahahaha :P
Bunun haricinde karabalık zaten (tipik erkek tepkisi gibi geliyor bana) "Vakti gelince bir anda Elifin bezini kendisinin çıkartacağı" rahatlığında. Haksız sayılmaz, Elifin ani geçişleri oluyor ve sizi şaşırtabiliyor.
Ve ben de kendi açımdan şunu soruyorum. "Elifin bezini çıkartması senin için önemli mi? Önemliyse neden önemli?"
Sanırım bunda ne yazık ki toplumsal bir baskı var. Çünkü "3 mü aa ne kadar geç kalmışsınız." dediklerinde çoğunlukla şaşırıyor ve yüzde 10luk bir dilimde de olsa üzülüp "geç miii?" diye panik yapabiliyorum. Ama bir an durup düşünüyorum: neye geç kalmış olabiliriz? Yani gelişim evrelerinden birini tamamlamaya çalışan bir bireye bunu yapması için izin vermek ve olanak tanımak, çok yavaş bir hareket mi? Amacımız tabii ki tamamen salıvermiş veya boşvermiş bir şekilde "olur yeaa" demek değil. Bu süreçte işin aslı kitap-sohbet-oyunlaştırma-ödül-motivasyon vb yöntemleri denediğimiz için aklıma "akışına bırakmak"tan başka bir şey gelmiyor. Hani klasik bir laf var ya, "hangi çocuk bezli kalmış ki?" diye :) Sadece bu konu için değil genel olarak inatlaşmaya meyilli bir çocuğu böylesi önemli bir konuda soğutmadan veya ürkütmeden sakince, gözlem yaparak ve tabii saygı duyarak ilerlemeye çalışıyorum. Annemin dediği gibi seçenek sunuyorum ki bu acaba yanlış mı bilmiyorum. "Anne ben kaka yapacağım/yapıyorum" dediğinde "Tuvalete yapmak ister misin?" diye soruyorum ve cevabı her seferinde "Hayır" oluyor. Böyle olunca üstelemiyorum(z). Oyunlaştırdığımızda öğrendiğimiz ve zaten gözlemlediğimiz şey ise Elifin tuvaletten veya bezi haricinde bir şeye tuvaletini yapmaktan KORKUYOR olması. Bunu bilinçdışı bir şekilde mi geliştirdi açıkçası bilmiyorum çünkü beni tuvaletimi yaparken hep gülümserken gördü :) Daha ne diyeyim yani ahahaha :) KORKU demişken, o konunun daha da uzun olduğundan bahsedeyim, belki buraya sıkıştırmamak daha mantıklı... Ama Elif korku duygusunu sıklıkla hisseden ve hissettiren bir çocuk. Belki de bu yüzden tüm fiziksel şartları "tamam" ve "uygun" olsa bile Elifte travmatik bir etki yaratmak istemediğimiz için "gözlemci" ve "seçenek yaratıcı" pozisyondayız.
Dolayısıyla tecrübeli annelerden benzer deneyim yaşamış olanlara sorabilirim çünkü bu bloga yorum yazanlarda çok şükür şimdiye kadar kimse ahkam kesici veya yargılayıcı bir boyutta bir şey yazmadı. Hep yapıcı yorumlar aldım. Bunun için ayrıca çok çok teşekkür ederim :)
Aklıma gelenler şöyle:
- Mevcut bezi Prima'nın beyaz olanı, dolayısıyla yaptığı çişi çok da rahatsız etmeden tutuyor. İlk aşamada çişten rahatsızlık duyabileceği bir beze geçerek deneme yapılabilir.
- Kademeli olarak, mesela eve geldiğinde yatana kadar "şimdi free time" denebilir, bunu da kabul edebilir aslında ama bacağına gelen çişlerin sıcaklığı Elifi çok ürkütüyor. Emin olamadım.
- Diğer bir seçenek, yukarıda bahsettiğim gibi "akışına bırakmak" olabilir. Şu aşamada çünkü bunu "geç kaldık" veya bir "sorun" gibi algılamıyorken doğal bir süreçte devam edebiliriz. (mevcut durum)
- Afilli tuvalet alınıp özendirilebilir? İlk olarak Potete'den almıştık. Şimdi İkea'nın sade modeli (hem adaptörü hem lazımlığı) ve mavi sandalye şeklinde lazımlığı var. En çok onu seviyor ve canı istediğinde veya banyo süreçlerinde zaten ona yapıp çişini tuvalete döküp sifonu çekip elini yıkıyor :) Dolayısıyla afilli tuvalete gerek var mı? Bilemedim.

Tuvalet işi de böyle. Geleyim, tüm bunları kapsayan diğer minik başlığa. Elif için değil ama Elife nasıl davranacağımızı öğrenebilmek için bir çocuk psikologuna gideceğiz inşallah.
Elif 3 yaşında diye farklı şeylerden de bahsedebilirdim belki ama ben bunları yazmak istedim. hem de azıcık gecikmiş bir iç dökme de oldu, bak rahatladım :)

Minik kuzum, sarı papatyam çok şükür, 3 yaşında 💙


En sevdiği şeylerden biri, müzik açıp dans etmek, oyun hamurlarıyla oynamak ve tabii ki puzzle yapmak. 24lük büyük boy puzzle'ları genelde tek başına yapabiliyor bazen yardım da istiyor. Bu puzzle 60 parça, hediye gelmişti doğum gününde, babasıyla yaptılar.
Bir de kitap okunmasını sevdiği kadar (hatta belki daha çok) masal dinlemeyi seviyor. Ama çok çok çok seviyor. Siparişli masallar anlatıyoruz.
"Masal anlat anne."
"İçinde ne olsun Elif?"
"ımmmm... Mavi, ayakkabı, balık, göz, yıldız olsun"
"Heeee, tamam. Bir varmış bir yokmu..."

İşte böyle Elif cephesinden haberler de.
Kuzular sağlıklı olsun yeter, değil mi?
Çok şükür 💓







Devamını oku »

9 Nisan 2016 Cumartesi

Elif 2 Yaşında :)

Bu yazıyı kısmet olursa Elif'in doğum gününde yani 9 Nisan'da yayınlayacağım ama şimdiden notlarımı almaya başlayayım ve bunu da belirteyim istedim. (Doğum hikayemiz de şöyleydi)
24 Mart:
Geçen yazımı okudum şimdi, 4 koca ay mı geçmiş dedim, vay be!
Elif'in kreş günlüğünde ve gelişiminde bir hayli değişiklik oldu tabii ki.
Yine belirli başlıklar altında yazayım, biraz daha derli toplu olsun:
Yeme-İçme:
Bu konuda ne desem kararsızım. Evde yemediği birçok şeyi kreşte severek yediğini duyduğum için sanırım rahatım. Evde zaten kreşteki kadar düzenli bir yemek menümüz yok. Temel prensip şu: "Aç kalmasın yeter" Bir de şu var: "Yemek bulamıyorlarsa kahvaltı yesinler" :) Tamam her zaman bunu uygulamıyorum ama her gün de çorbası, salatası olan bir yemek sofrası kurmuyorum. Ana yemek ve yanında bir şey daha varsa oldukça yeterli bence.
En sevdiği yiyecekler: yoğurt (bebekliğinden beri değişmedi), pilav, mercimek/nohut/kurufasülye gibi kurular, çikolata (sınırları her zaman zorlasa da ne kadar ve ne yiyeceğine biz karar veriyoruz.), BAL (çok acayip seviyor), ekmek, pilav, makarna, et, domates, kaşar peyniri, AYRAN (onsuz napar bilmem :P), mantı, içli köfte (bir Adanalı gibi eliyle yer :), çorba (ekmeğini batırıp yer, öğretmeni göstermiş)
Bazen çok sevip bazen yüzüne bakmadıkları: yumurta :), salatalık, ıspanak (günündeyse yer yoksa yemez)
Hiç sevmedikleri (hala) : zeytin, biber, beyaz peynir, sebzelerin bir çoğu hele ki kabak


Uyku:
Kızımın hakkını yemeyelim şimdi. Allah'a çok şükür 2 ileri 1 geri olsak da gelişme var. Karabalık der ki: "+1 her zaman 0'dan büyüktür." Buna odaklanmaya çalışıyoruz. Çocuk doktorunun önerisiyle her zaman bir adet mide koruyucu veriyoruz. 3 ay bitmek üzere. Bariz bir şekilde iyileşme var diyemem ama +1'e de odaklanmak lazım. Sabretmek, şükretmek lazım.
Uykuya geçişlerde daha az ağlamaya başladı, şu cümleyi benim 2 kulak + karabalığın 2 kulağı = 4 kulak duyduk: "uyku var" Vay anasını dedik, şaka yapıyor sandık hatta. Bunu söyleyince gidip kendisi uyumadı ama olsun inkar da etmedi :)
Hala ayağımızda veya kucağımızda sallayarak uyuyor, gece uyanınca da -hele bazen çok ağlıyorsa- kucağımızda kalıyor. Bu dönem beni biraz rahatlatan şey, Elif'in baba düşkünlüğünün tavan yapmış olması oldu. (bundan yine bahsedeyim) Uyku tulumlarını giymeye/giydirmeye alıştı. Nanalar (uyku oyuncağı) hala bizimle. Ben de çok seviyorum onları zaten :)
Gündüz uykuları kreşte maşallah gayet düzenli iken hafta sonu evde hala 30 veya 45 olmadı 60. dakikada uyanıyor ve her seferinde geri uyutuyoruz.
Arabada veya şu hiç binmediği bebek arabasında zaten uyumadığı için hafta sonumuz hala Elif'in uyku saatlerine göre ayarlı. (Arabada uyumayan bebek nasıl olur biz de görmüş olduk)
31 Mart Güncelleme: Doğum gününden önceki 1 hafta 10 günlük süreç bize sahiden büyüme dönemi gibi geliyor, Elif gece ısrarla uyanıyor ve çokça ağlıyor, ayın 9'u geçince sonraki hafta biraz daha az ağlıyor. Sanırım böyle böyle büyüyecek. Uzun zamandır ertelediğimiz bir kararı uygulamaya alacağız sanırım sonunda: yeniden park yatağı kurma ve ayağımızda vs sallamadan yatağına alıştırmaya çalıştırma. (şimdi yazınca hayal gibi geldi ama önce biz inanır ve kararlı olursak sanki olur bu iş)

Kreş:
Bu dönemde milyon kere öğretmenine şükran borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Kreş konusunda eskisi kadar "harika" diyemesem de öğretmen, psikolog, hemşire, yardımcı öğretmen, İngilizce öğretmeni ve kapıdaki abinin sıcakkanlı ve samimi davranışları olmasa hayatımız zorlaşırdı. Çocuğunu güvenerek bir yere bırakabilme lüksü diye bir şey de varmış. Öğretmenini çok seviyor ama yeni yeni keşfettiğimiz bir şey daha oldu: yardımcı öğretmen Elif'i çok aşırı seviyor. Sanırım aralarında kan bağı olsa, yeğeni olsa bu kadar severdi. Ona da çok şükür diyeyim.
Kreşteki psikologun yumuşak hali ve hep çözüm bulmaya yönelik sakin tavırları bizi olumlu etkiliyor. Ayaküstü konuşmalarda bile bize söylediği öneriler gerçekten işe yarıyor. Bunun en önemli sebebi çocuklarla devamlı iç içe olması.Odasına kapanıp "neydi sorun" demiyor. Yaptığı toplantılarda çocuklar hakkında konuşurken velilerden şunları hep duyuyoruz: "Benim çocuğumu benden daha iyi tanıyorsunuz" Mahçubiyetle gülümsüyor ve işini severek yaptığını söylüyor. Hemşire ile bazen aynı dili konuşamasak da çocuklar için ne kadar kaygılandığını ve onlar iyi olsun diye elinden gelenin fazlasını yaptığını görebiliyoruz. (bazen bence fazla kaygılanıyor ama olsun :) Elif'in öğretmenini ben zaten aileden biri gibi görüyorum. Her ne kadar kreş dışında görüşmemiz hiç olmamış olsa da Elif'in ananesi konumunda :)
Arkadaşlarını ısırmaya çok şükür devam etmiyor derken yeni numaralarını öğrendik kızımızın. Arkadaşlarına kafa atıyor :/ Evde de sinirlendiğinde yaptığı bir davranış zaten ama kendinden küçük bebelere bunu kıskançlıktan yapması üzücü bir durum.
Elif kreşte maşallah yaralama faaliyetlerinin dışında oldukça sosyal, uyumlu ve dışa dönük bir çocuk olarak tanımlanıyor.

Dil Gelişimi:
Bunun fazlasıyla çocuğa göre değişen bir gelişim özelliği olduğunu çocuklarla karşılaştıkça gözlemledik. Kıyas yapmak bence de yanlış çünkü ortada bir yarış yok. Erken konuşanların madalyayı kaptığı bir ortam da yok. Sadece bazıları kendini daha rahat ifade ederken bazıları biraz yavaş belki sadece kendince doğru zamanda konuşuyor.
Elif'i de dil gelişiminde tam ortalarda görüyoruz. Ne bülbül gibi şakıyor ne de sadece susuyor.
Yeni yeni açılıyor diyebiliriz.
En sevdiği ifade de: "Omaj" yani "Olmaz!"
Papağan gibi bizim söylediğimiz her şeyi tekrar etmeye çalışması eğlenceli oluyor aslında.
Arabadaki "Baba dikkat et" de buradan geliyor.
"Kutu kutu pense, elmamı yerse" şarkısını güzel söylüyor.
Bana anne/annem/ esla/esoooş diye sesleniyor.
Kelimeleri tek tek güzel söylüyor. Cümleler de şöyle: "Anne bak gri araba" veya "Benim dedim sana!", "O benim", "Hayır dedim!" "Sen git, baba gel", "Burun aktı", "Bunu aç/kapa", "Anne ağladı" (garibim yavrum, annen ağlak bir bünyeye sahip, napacan)
29 mart Güncelleme: Elif son günlerde artan bir hızla konuşmaya başladı. "Montu as" ile montunu veriyor, "Annee benii bulamaaaz" diye saklanmaç oynuyor, geçen gün de "hadi kahve yap" diye misafirliğe gittiğimiz arkadaşımıza çıkıştı :)
7 Nisan Güncelleme: Bizim kız konuşmaya başladı! İki haftada bir haller oldu bıdığa, kreşte kıskandığı minik yavruya "Senin annen gelmedi, benim annem geldi" dediğine göre dil çözülmüş demek sanki :)
9 Nisan: "İyi ki doğdu Eliif" şarkısını söylüyor :)

Aktiviteler:
Kreşte tam olarak neler yaptıklarını bilmiyoruz. Öğretmeniyle konuşuyoruz, günlük/haftalık bir not kağıdı alıyoruz ama ben TAM olarak tüm gün neler yaptıklarını bilmiyorum. Bu durum beni biraz rahatsız etse de "büyüdü, kreşe gidiyor, her an yanında olamam ve her şeyini bilemem" düşüncesine de alışmaya başladım. 14 ay boyunca her an dipdibeydik ama şu an değiliz. Kreşi görmeye giden iki arkadaşımızdan Elif'in maşallah gayet iyi olduğu, mutlu olduğunu duyduk. Zaten bir çocuk içeriden gayet keyifli çıkıyorsa ve bizi gördüğünde "beni burda niye bıraktınız" hüznüne sahip değilse bence iyi gidiyordur.(belki biraz daha öğretmeninden TAM olarak neler yaptıklarını öğrenebilirim. Müdaheleci olmak adına değil ama gerçekten neler yapıyor merak ediyorum.) (güncelleme: sordum, öğrendim, rahatladım)
Renkleri güzel öğrendi(miş). Bunun bir kısmı kreşe aitse kalan kısmı kesinlikle benim arabadayken Elif'i oyalama çabalarıma ait. "Bak kırmızı araba" deyip arkasından uydurma şarkı olan "Kırmızı araba, yeşil araba, seni çok seviyoruz ... Öğretmen" e geçiyorum. Beni arabada görenler, 1. sabrıma hayran oluyor, 2. bir çocuğu kısıtlı imkanlarla oyalabilecek kadar ana okulu öğretmeni yeterliliğimde olduğumu düşünüyor. teşekkür ederim ama beni Elif bu hale getirdi (olumlu anlamda) Yoksa ben sakince dışarıyı izleyen, arabaların plakalarını okuyan ve trafikte stres olan biriydim. Elifle sabah ve akşam yaptığımız 25'er dakikalık yolculukların sonunda (hele ki bebekliğinde arabada tutan kolik sancılarını da sayarsak) şunu anladım: Bir çocuğun dikkat süresi oldukça kısa ancak onu oyalabilecek bir milyon şey yaratılabilir ve kafamdan uydurduğum her şarkının izleyici onayından geçmesi gerekmiyor, Elif sevsin yeter. Bu yüzden de her durum için bir şarkı yazabiliyorum. "Benzinci amcaa, benzinci amcaa, benzinin var mı, gazın da var mı?" şeklinde giden arabesk şarkılarla çok eğleniyoruz. İçimde bir animatör ruhun yattığını ben de bilmiyordum. Sağol kızım :)
29 Mart Güncelleme: Renkler demişken, Elif'in en sevdiği renk mavi yazmayı unutmuşum. İlk öğrendiği renkler de mavi, mor, gri,pembe, kahverengi, turuncu idi. Sarı, yeşil ve kırmızı sonradan geldi. Siyah ve beyazda hala kararsız.

Genel Durum:
28 Mart:
Elif'in kreşteki hallerini bize anlattıklarında çoğunlukla şaşırıyoruz. Evde de kendini yere atıp ağlar, inatlaşır (2 yaş için çok normal değil mi zaten) ancak kreşteki kadar uyumlu değil. Muhtemelen arkadaş ortamının ve güven duygusunun da etkisi var bunda.
Geçen gün olsaydı daha farklı yazardım ama Elif geçtiğimiz hafta sonu bizi şaşırttı. Normalde gelen misafirlere karşı ya da misafirliğe gittiğimizde en az 20 dakika babasının kucağından inmezdi sonra da ortam çok kalabalık değilse ortama alışırdı ancak geçen hafta sonu Elif çok daha erken bir şekilde ortama uyum sağladı, "hadi kahve yap" diye ev sahibine attığı çalımı ise hala aklımda :)
Kalabalığı gerçekten sevmiyor. Bu açıdan bize çekmiş. Ben de hiç sevmem ve çok gerilirim.
Kedi, köpek, kuş genel anlamda çok seviyor ancak her köpek veya her kedi de onu cezbetmiyor. (kahveden çok korkuyor mesela)
En sevdiği hayvanlar: kedi, zürafa, kuş, fil
İnşallah niyetimiz Elif'i 3 yaşını doldurunca jimnastiğe vermek. Babasıyla pek güzel salsa hareketleri yapıyor, müzik başlayınca yerinde duramıyor.

31 Mart:
Elif'in en sevdiği iki arkadaşı: Ahmet Yasir ve Mehmet Efe. Kreşte ise sanırım Kerem Ateş. Bu ara bize "Ateş şurup" ve "Ateş araba", "Araba benimm, Elif ona hıııı"(kızmış) gibi hikayeler anlatıyor. Öğretmenine sordum, hayal dünyasında yazıyor sanki dedi :) Yakında kreş dedikodularını da Eliften duyarız sanırım.
Aile bireylerini çoğunlukla sadece fotoğraflarından tanıyor, albüm bakmaya bayılıyor.
Açık ara en sevdiği kişi anane ve Ayça. Bir de kendini Ayçayla kıyasladığı durumlar var, onlar da komik. İnşallah haftaya belki annem ve teyzem gelecek, şimdiden heyecanlıyım, onlarla kahve içebileceğim ve çalışma odama çekilip sakince mektuplarımı yazabileceğim anları hayal ediyorum :)

4 Nisan:
Yehuu, annem ve teyzem geldi dün akşam. Elif durup durup onlara sarılıyor, ah keşke aynı şehirde olabilseymişiz dediğimiz an'lar...
Hafta sonu karabalık poşedin düğümünü açamayınca, Elif "baba makas al" dedi, biz şok. Sanırım iyice dillendi bu bıdık :)

7 Nisan: Elif'in Ateş'e kızma halleri devam ediyor: "Ateş, olmaz dedim, araba benim, nana benim"
Bir diğer önemli gelişme de Elif'in son 2 haftadır odada biz olmadan takılmaya başlaması.İlk gün şok olduk. Evde sanki Elif uyuyormuşçasına bir sessizlik, şunu dediğimi hatırlıyorum: "tüm duvarları boyayabilir ve tüm kitaplarını da yırtabilir, şu an bu sessizliğin tadını çıkartacağım." (fonda kaynayan çubuk makarnanın sesi vardı yine de)O günden beri sıklıkla yaşamaya başladık bunu. Tehlike içermeyen yaramazlıklar yapması açıkçası rahatsız etmiyor, o yüzden hemen kitabımı açıyorum. Hatta geçen gün ev nasıl pis göründüyse gözüme (pamukçuklar uçarak evden kaçmaya teşebbüs ediyordu aslında, bıraksam ev kendi kendine bile temizlenirdi :P ) Elifle tüm evi temizleme cesareti gösterdim. Salonda o da yardım etti zaten ama sonrasında çaktırmadan tüydü yanımdan. Odasında resim yaptı arada yanıma gelip bir şeyler mırıldandı arada da kucak istedi. Azimle o temizliği bitirdim, süpürgenin uçan pamukçukları hüp diye içine çekişini izledim.
Bir süredir vardı ama biz çok farkında değildik sanırım, annem gelince iyice anlaşıldı ki Elif bizimle evcilik oynuyormuş :) Annemin ona aldığı fırın,ocak,musluk vs içeren mutfak seti ile off ne yemekler yapıyor. Bir de yemek sonu mutlaka Türk Kahvesi ile bitiyor, ona çok gülüyoruz :)

8 Nisan: Bugün çok duygusalım, dokunsan ağlayacağım. Elif'in fotoğraflarına bolca bakınca "vay be" dedim, maşallah neler yaşamışız :) Onlardan da yukarıdaki fotoğrafları oluşturdum. Üsttekiler biraz daha eskice, en son fotoda son halleri var. Mum üflediği fotoğraf ise geçen günden. Mum üflemeyi her çocuk gibi Elif de çok seviyor, annem ve teyzem de ona pasta almışlar, bu pastadan kaç kez mum üfledi bir düşünün!
Büyüdüğünde blog duruyor olur mu bilmiyorum ama ben en sona şu satırlarımı yazayım:
"Sarı papatyam, sen olmasan biz iki balık sığ sularda kendi halimizde tıngır mıngır sallanır, biraz kitap biraz film biraz konser takılırdık; sen gelince kendimizi bir anda okyanusta bulduk :) Önce ne olduğumuzu biraz şaşırdık ama zamanla okyanusun tadına vardık. 'balıklar gözleri açık uyurmuş' derler, biz de ona adapte olduk. İyi ki geldin hayatımıza, tatlı zottiriğimiz bizim"

9 Nisan: İçim Kıpır Kıpır, İYİ Kİ DOĞDUN ELİİİİF :)

Devamını oku »

13 Şubat 2016 Cumartesi

Elif'in Kitaplığı -2

İlkini tam 1 sene önce yazdığımı az önce fark ettim. "Hey gidi zaman" dedim hatta. Elifin o zamanlar kitaplara verdiği tepki çok farklıydı, dikkatle dinler, şaşırır, güler,eğlenirdi (pasifti).Şimdi ise hangi kitabı istiyorsa onu kapıp kucağıma yerleşen, sıkıldıysa "bittiii" diye kitabı hızla kapatan oldukça aktif bir Elif var,maşallah :)
Bu bölümde kalın sayfalı olan kitapları bir arada olsun istedim. Ne yazık ki birkaç örneğin dışında bu seri daha çok hikayesiz kitaplardan oluşuyor. Daha çok öğretme amacı var diyebiliriz aslında.
Kitaplar konusunda yeni bir düzenleme yaptık. Odasındaki kitaplıkta bulunan kitaplar karışmaya başlayınca odasına 2 adet raf koyduk, Elif de buna bayıldı.


İlk raftakilerden pek bahsetmeyeyim, bu tarz hikayeli kitapları bir sonraki yazıya bırakayım ama "Başka Bir Anne" Elif'e karnımdayken okuduğum son kitap olduğu için çok özel :)
İkinci rafta iki kitabın ortasındaki zürafayı tatlı bir arkadaşım Elife hediye göndermişti, Elif yemeğe,oyuna hep onu da yanında götürüyor, yeni kankisi diyebiliriz :)
İş Bankası yayınlarının kitapları bence açık ara bu kategorinin en iyilerinden.
"İzle Beni" kitabını küçükken okuduğumda sadece dinliyordu, şimdi ise parmağıyla yolu takip etmeye çalışıyor.
"Oyun Kitabım", Gece Bahçesi serisinden olduğu için almıştım, ebatıyla bence ters orantılı bir şekilde işlevi. Favorimiz değil.
"Renkler" kitabı da iyi güzel hoş ancak tam olarak anlayıp seveceği ay grubuna gelmedik sanırım.
"Kim Möö Der" kitabını yeni aldım sayılır, değişik bir kitap. Bence işlevsel ve tasarımı güzel düşünülmüş. Elif henüz ısınamadı.
"Pisi Kedinin İlk Kelimeleri" kitabının büyük boyutlu olması ve renkleri güzel ancak resimleri Elif pek anlayamıyor. Başka bir kitapta rahatlıkla bulabildiği nesneler burada ona pek bir şey ifade etmedi. En sondaki aydede çizimlerine aşık, zaten aydedenin kendisine de aşık :)
"Hayvan Yuvaları" ise bence çok başarılı bir kitap, Elif için erken olduğunu tahmin etmeme rağmen alamıştım, içindeki kapakları açmayı seviyor ancak kitabı hakkıyla okuyabilmesi için biraz daha zaman var:)
Hareketli Kitap serisi sanırım en başarılı seriden biri. Çeşidi çok, şimdilik bizde sadece 5 tane var ama 5. kim bilir nerede :) İngilizce basılı olarak "bookstore"olanını görmüştüm. Türkçeye çevrilmesini heyecanla bekliyorum. (İngilizcesini alabilme fırsatını kaçırdım, bulamıyorum)
Oyun Saati olan kitaptaki Ömer ne yazık ki uzun süredir atında sallanamıyor, Elif kopardı onu. 22 aylık olmasına rağmen kitapları yırtma eğilimi ve isteği pek geçmedi zaten :(

Sözcükler konusunda "Renkler Şekiller Sözcükler" isimli kitap, bence harika.  Bazıkelimeleri neden koyduklarını anlayamasam ve resimler tuhaf gelse de boyutu sebebiyle Elifin favorisi. İçindeki kedi ve köpeği her seferinde öpüyor, çok tatlı :)
Sol üstteki kitap ise biraz daha cep-araba boyunda.
Minik kitaplar da fena değil, İngilizceleri bize hediye gelmişti, Eric Carle çizimleri gerçekten müthiş.

Oyun Bahçesi kitabına bebekken çok daha ilgiliydi, şimdi pek az vakit geçiriyor.
Neşeli Hayvanlar Eliften ziyade benim daha çok sevdiğim bir kitap :)

Küçük & Sevimli Dostlarımız kitabı Elifin bana 2358741 kere okuttuğu bir kitap. İçindeki kedi ve köpeğin canlandırmasını yapmama çok gülüyor. Tırmanmaya, yalanmaya çalışıyorum, çok eğleniyor tabii sıpa :)
Çiftlikteki Hayvanları ikimiz de çok seviyoruz.
Siyah ve Beyaz ile en fazla 3 dakika vakit geçiriyor Elif.
Kelimeler kitabı da güzel ancak favorimiz değil.
Sıcacık Buz Evi, FKS'nin oldukça uygun fiyatlı satılan bir kitabı.Tasarım daha iyi olabilirmiş ama Elif "tık tık tık"lamayı çok seviyor.
Bebekliğinden beri çok sever Elif bu kitabı.  Keşke Elmer serisi yeniden basılsa...
Pöti Kare yayıncılık bildiğim kadarıyla birkaç yıl önce kuruldu. Tasarımı farklı kitapları var, bizde sadece bukitabı var ama genel olarak kitapçıda görmekten mutluluk duyduğum bir seri.
Avusturya tatilinde tamamen kendimi tatmin amaçlı aldığım bu kitabı Türkçeye de çevirttim :) Baskısı o kadar güzel ki,Elif sevmese de olur, ben seviyorum yetmez mi :)
Veee sona sakladığım Elifin şu ara en favori kitabında sıra: Harr Harrr :)
5 adet hayvanın sesini kapakçıkları kaldırınca duyabiliyorsunuz, güzel bir kitap ancak fiyatı bana çok geliyor. Kitapları fiyatına göre değerlendirmeyi pek sevmem ama başka çocuklar sokakta aç gezerken birkaç hayvan sesi dinleyeceğiz diye bu kadar para verilir mi? Bilmiyorum. Elif'e aldığım tek sesli kitap.
İşin aslı nitelikli kitaplardan daha önemli olan şey, sanırım, bu kitapların Elifle birlikte güzel vakit geçirmemize olanak sağlamaları.
Evimizde televizyon veya tablet yok ancak bilgisayar ve cep telefonu var. Yanında hiç kullanmasak da günlük 30-40 dakika youtube'dan şarkı vs. açıyoruz, çok şükür "bittii" diye sıkılıp kapatıyor Elif, umarım böyle devam eder.
Kitapların tadını alarak büyümesini çok isterim...

Çok acayip tatlı bir site keşfettim, işin aslı keşfetmedim, sitenin sahibi tatlı Sima söyledi, çünkü biz arkadaşız ve insan çocuk kitapları hakkında paylaşımlar yapabildiği arkadaşlarına sıkıca sarılmalıdır :)

Devamını oku »

8 Ekim 2015 Perşembe

Elif 1.5 yaşında :)

Elif ile ilgili en son "11 aylık" yazısı yazmışım, gerisi yok. Ne ayıp bana.
O zamandan beri kuzum büyüdü. Yaşını doldurmadan Avusturya gezisine gittik.
1. yaş kutlamaları ana-baba-bebe şeklinde geçecekti ama buna anane ve babaanne razı gelmeyince onlar da katıldı aramıza. Daha önce dediğim gibi beni "tema" deyince kaşıntı tutuyor. O yüzden bizimkisi "casual" diyebileceğimiz türden bir partiydi. Abim de gelmişti(kuzenim) ve biz oldukça minik bir toplulukla Elif'in mumunu üfledik :)  Bir sürü balonu vardı ve Elif onlarla coştu, mutlu oldu. Elif arıları çok sevdiği için pastasını son dakika kararı ile birine yaptırdık ve cidden hayatımda yediğim en güzel (ve en değişik) yaş pastayı yedim.

Süsleri Eda, aylaaar önceden göndermişti :)
Elif'in 1. yaşının ardından zaman o kadar hızlı aktı ki, 6 ay nasıl geçti sahiden pek bir şey anlamadım. Öncelikle ev değişikliği yaptık. Bebekle beraber taşınmanın ne kadar zor olduğunu görmüş olduk. Haziran sonu gibi yani Elif 14,5 aylıkken kreşe başladı. Onunla beraber hastalıklar, ilk ateşler, ne yapacağını şaşırmalar da geldi :)
Kuzeni Ayça ile tanıştıktan sonra tatilde onu biraz sıkıştırdı ama bence ileride çok iyi arkadaş olacaklar :)
Kreş sürecinde uzun bir süre "Elif bugün kaç kişiyi ısırdı" durumunu yaşadık. Hala "Peri" deyince çocuk kolunu ısırıyor, biz öpüyoruz.
13 Eylül gibi yani tam 17 aylıkken "Anne" demeye başladı. O gün bugündür devamlı "an-ne" diyor, pek şeker.
Elif'in doğduğu günden beri favorisi baba kişisi. Ortamda o varsa başka kimlerin olduğunun pek önemi yok. Babasıyla oynarken beni de sormaz zaten. Hani acıkırsa o vakit :)
Elif, son birkaç haftada dil atağı yaşıyor galiba. Konuştuğumuz her şeyi anladığını fark ediyorduk ama arka arkaya kelimeler kuracağını beklemiyorduk. İşin aslı ben Elif biraz daha geç konuşur diye düşünmüştüm, neden bilmiyorum. Gerçi bunlara konuşmak deniyor mu, o konuda bilgim yok ama Elif "anne al", "üt(süt) bitti", "pişi pişi(kedi) gitti" gibi cümleler kuruyor. Bir de arada bir şeyden korkunca  "kogktum" diyor, çok komik oluyor.
Yürümeye başladığı andan itibaren (13.5 aylık) kesinlikle arabasına oturmuyor. O arabayı neden aldığımızı hala düşünüyorum. Çocukları pusetlerinde gezerken görünce cidden çok imreniyorum. Bizimki her yere saldıran bir pozisyonda olunca birimiz sadece (baba) Elifle oluyor, kalan kişi de (ben) alacakları apar topar alıp çıkıyoruz bulunduğumuz yerden.
Ek gıda konusu çok şükür sandığımdan kolay oldu, bunda belki dişlerin tek tek gelmeyip mısır patlağı gibi patlamasının da etkisi oldu, bilmiyorum. (Devamını da burada yazmıştım)
Geçen gün iş yerinden biri durduk yere "Elif için üzülüyorum" dedi. "Hayırdır" dedim. "Evde televizyonunuz yok" dedi. Yorum bile yapamadım valla,güldüm. Yorum yapacak olsam "üzülmeyin, muhtemelen sizden iyi halde" derdim. Televizyon yok ama kurtarıcı müziği "mini mini" var, bence fazla izliyor ama napalım :/
Ek gıdaya güzel geçtik ama Elif'in yemek yeme alışkanlığı biraz tuhaflaştı.Kreşle beraber çatal ve kaşıksız yemek yemez oldu ki bu benim hiç işime gelmese de bir açıdan da rahat. Döküp saçması şimdiye kadar hiç sorun olmamıştı, şimdi de hiç sorun değil. Sadece sofradaki her şeyin tadına yer döşemesi bakmak istemiş miydi, soran yok :) Neyse ki halımız falan yok. "Normal" standartlarda Elif aslında oldukça az yiyor ama sıklıkla yediği için bunu tolere edebiliyor galiba. (Bu arada ben hala yoğurdu evde yapmıyorum,Pelin'ime sevgilerimi göndereyim :)
Banyosu konusunda da en büyük sıkıntı banyonun bitmiş olabileceğini anlayamıyor olması. "Bitmeyen banyo yapsınlar arkadaş!" mottosu bizim kapıda yazılı mesela :)
Lafı daha ne kadar döndürebilirim bilmiyorum, uykuya gelmemek için. Allah sağlık versin ama bence biz Elif'in doğduğu ilk aylarda -kolik hariç- daha iyi uyuyorduk. Kolik haricinde çünkü tek ağlama sebebi açlık oluyordu. "Şimdi neye ağlıyorsun gülüm balım?" diyorum ve çoğunda onunla beraber ağlıyorum da ama beni sallayıp cevap veren olmuyor. Farklı uyku metodları denedik, olmadı. Şimdi yer yatağında, saç kurutma makinesiyle,bazen ayağımızda bazen de kucağımızda uyuyor. Son haftalarda uykuya geçtiği saat 2.5,3,4,5 gibi şahane rakamlar ki kendileri "a.m."denilen sabahın bir körüne denk geliyor. "Diş, büyüme atağı, gaz, acıkma, kötü rüya,üşüme/terleme, geniz eti şüphesi, alerji" gibi şeylere baktık ama yok sanırım Elif gülmek kadar ağlamayı da seviyor. Sadece uyumuyor olsa sanırım kendimi daha az kötü hissederdim. Lakin bu kadar çığlıklarla ağlayan ve ne yapsak durmayan bir bebeğe dua edip sevgi göstermeye çalışmaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Kaçta yatarsa yatsın sabah uyandığı saat değişmiyor. Sabah da hiçbir şey olmamış gibi uyanıyor. "Gece boyu ağlayan zaten komşunun çocuğu" diyorum ben bazen.
1,5 yaş yazısında biraz serzeniş de oldu ama gerçekler bunlar. Hep diyorum Allah önce sağlık versin. Ama şu uyku(suzluk) işine de bir çözüm olsa... Aslında düşününce uyuması değil de beni doğduğundan beri fazla fazla ağlıyor oluşu üzüyor.
Şu yazıma denk geldim az önce, böyle bir şey yazdığımdan bile haberim yok.Hani google'da denk gelse "aa ne iyi bak biri iyi bir şey yazmış"diyeceğim.
Kim bilir belki de bu yazının ikincisini yazmamın vakti gelmiştir.
Bu arada "iki yaşına gelince geçiyor" denilen hiçbir şeye inanmıyorum. Tüm çocuklar ve gelişimleri öyle farklı ki...Elif şimdiye kadar o kalıpların hiçbirine girmedi.
Biraz zottirik bir kız sanırım bizimki :)
Elifle beraber yürümeyi, koşmayı, parkta dolanmayı, onu serbest bırakmayı, ona "hayır" dememeyi, onunla kitap okumayı, okuduğumuz kitapları canlandırmayı seviyorum.
Doğduğu an'ı hatırlıyorum da gözlerimin ta içine bakmıştı o ıslak haliyle,o an anlamalıydım onun uykuyu hiç sevmeyeceğini değil mi :)
Varlığı en büyük şükür sebebimiz,iyi ki doğmuş ve bizi gıdıklamış minik bal peteğim & sarı papatyam :)



* Ayın 9'unu bekleyemeden yayınlıyorum yazıyı da, unutmayayım diye :)
**Elif kreşte nasıl uyuyor peki sorusuna istinaden cevap veriyorum, hazır mısınız? Öğretmeni Elif'i yatağına koyuyor, kitap okuyor, saçını okşuyor ve Elif çoğunlukla aralıksız olarak uyuyor. Öğretmeni bunu ara ara söylüyor ve ben her seferinde ağlamak istiyorum... :)



Devamını oku »

5 Ekim 2015 Pazartesi

Hafta Sonu

Okurken en çok cuma günlerini severdim. Ne tatlı ne güzel geçerdi o günler, bir su gibi :) İşe başladığımda da en çok cuma günlerini sevdim. İlk çalıştığım yerde çoğunlukla hafta sonları (bir görev yoksa) sadece bana kalıyordu ve ben pazartesi günleri işe gelip "dinlenen" ablaları anlayamıyordum :) İkinci çalıştığım birimde hafta sonları da çalışıyor gibi bir şeydim çünkü işler hiç bitmiyordu :/ Şimdi ise çok şükür ki hafta sonuna sarkan bir işim yok ancak evde ciddi bir mesai var. Elifle beraber evde olduğumuz zamanlardan daha çok yoruluyor değilim aslında. Tabii bu "yorgunluk katsayısı" nasıl ölçülür bilmiyorum. O zaman daha çok yemeğe odaklanmıştım. Şimdi ise ütüye odaklandım. Bu ara çoğu cumartesi karabalık iş ile ilgili bir yerlere gittiği için de evle ilgili işler pazar gününe kalıyor, ben de winzip olarak hepsini yetiştirmeye çabalıyorum. kendime bu hafta sonu için yaptığım "to do list" fazla abartılıymış meğerse, aklımdakilerin 1/3'ü ancak bitti. Gece 10da ben hala ütü yapıyordum ki ben çarşaf, ev kıyafeti vs. gibi şeyleri hiç ütülemem. Ama dün yazlık/kışlık ayrımının, verileceklerin ayrılmasının, eksiklerin bulunmasının ilk adımı atıldı. Elimden gelse odamızdaki 5 kapılı dolabı 3 kapılıya çevirirdim. O kadar rahatladık :) Fark ettim ki yazı 2,5 pantolon (yarım çünkü paçası açıldı ve ben onu terziye götüremedim), 1 etek, 4-5 bluz, 2 ayakkabı ve 1 adet çantayla tamamlamışım. Oh be :) Kış ayı için de benzer bir şeyler ayarladım. Pantolonlarım olmaz zannediyordum ama oldu çoğu. Bluzları da yaz başlangıcında oldukça indirimli fiyattan almıştım birkaç hırka ile. Kalan eksikleri de tamamlarsam kışa gardırop olarak hazırım.
Hafta sonu dinlenemiyor olmamızdaki en temel sebep sanırım "uyku" ve "suzluk" eki :) "Neden"leri ve "nasıl"ları üzerine kafa yormak bile istemiyorum artık. Belki de alıştım(k) yarı uykulu yarı uyurgezer halimize. Pazar günü soğuk algınlığı başladı Elifte, umarım az hasarla geçer gider. Malum geçiş mevsimi, kreş süreci, hastalık çok normal.
Bu kadar koşuntunun arasında Demir Adam ve Demir Kadın kitaplarını bitirdim.Onlarla ilgili yazıya başlamışım ancak elbette ki taslaklarda kalmış. Yazarın dili oldukça farklıydı. Adını koyabilecek kadar edebiyat bilmiyor oluşuma üzüldüm ama nasıl desem... Yazar karşımda konuşuyor olsaydı kafam karışır ve "dur bir dakika, kaçırdım ne dediğini" diyebilirdim. (Ki karışık bir dil değil demek istediğim)
En başa yazmam gerekiyordu ama unutmuşum, cuma günü doğum günümü kutladık. Ay böyle yazınca gülesim geldi ama öyle. 17 Mart olan doğum günümü 2 Ekimde kutladık. Karabalığın 18 Mart doğum gününü de Aralıkta kutlamayı düşünüyoruz çünkü Star Wars o zaman vizyona giriyor. Üç yavrulu kıvırcık kuzenim Tangül'ün bize doğum günü hediyesi; Elifle zaman geçirmekti. Çok anlamlı ve unutulmaz bir hediye olduğunu düşünüyorum. Ben aslında minimoylara gitmek istiyordum ama seans bulamayınca Küçük Prens'e gittik. Belki de önyargılarımdan ötürüdür bilmiyorum ama filmin müzikleri ve filmdeki tatlı kızın haricinde neredeyse hiçbir şeyini sevmedim. Çok "eğreti" geldi bana. Kitabın işlenişini ikinci yarıya kadar sevdim ancak Küçük Prens'in ikinci yarıda (daha doğru bir tabir bulamadım) "eblek" konuşması kulaklarımı tırmaladı :/ Sosyal medyada insanların "çok acayip sevdiklerini" yazdıkları şey neydi acaba? Müziklerdir belki de. Onlar güzeldi :)
"Önceliklerim" arasında olan bir çok şeyi bitirebildiğim, Elif'in çantasının hazır olduğu, bizim haftalık kıyafetlerimizin ütülü olduğu, çamaşırların bittiği ve 2 kap yemek de yapabildiğim bir hafta sonu bence "başarılı" bir hafta sonudur.
Pazartesi geldiğine göre dinlenebilirim; sanırım bu durumu amirime de söylesem iyi olur :)
Kedi dediysem, bizim Lokum :)
Elif kedileri çok seviyor, parkta hep "pişi pişi" peşindeyiz. Hal böyle olunca evinde 2 kedi ve bir köpek bulunan Tangül, Elif'e bakmakta zorlanmadı (sanırım :)

*4 Ekim Hayvanları Koruma&Sevme&Onlarla Bakışma Günü de kutlu olsun.
** Sabah resmen "suzluk" (uyku) eki sayesinde güllere kafa attım yürürken. Saçlarımdan dikenler çıktı. E napalım, gülü seven dikenine katlanır değil mi :)



Devamını oku »

18 Eylül 2015 Cuma

Elif'in Kreş Günlüğü-4

Elif'in kreş günlüğünde nerede kalmıştık diye şöyle bir baktım da... Zaman ne kadar hızlı geçiyor, hala inanamıyorum. "Aa bunları mı yaşamışız" diye okudum desem, inanır mısınız?
Tamam belki bunda balık olmamın da etkisi vardır ama :)
Yaklaşık 10 gün sonra Elif'i kreşe vereli 3 ay olacak ve hala yeni duyanlar da olduğu için "17 aylık bebeği kreşe mi verdin, hiii" tepkileri alıyorum. Ben de yüzsüzüm ya "yok, 17 aylıkken vermedim, 14.5 aylıkken vermiştim. Yani daha da kötüyüm" deyip sırıtıyorum :) İşte tam da bu sırıtabilme kapasitemi de azar azar kullanıyorum ki tükenmesin,tükenirse depom boşalır.
Kreşe başladığından beri Elif sanki daha hızlı büyüyor ya da ben gün içerisinde onu göremediğim için böyle algılıyorum. Konuşma becerisi arttı. Mesela "anne" demeye başladı :) İş yerinde sanırım herkese bunu söyledim. "Anne diyor Elif" diye. Sebebi çok açık, neredeyse doğduğundan beri ısrarla "baba" diyen çocuğun 17 ay sonunda bir zahmet beni "mama" ve "meme" kıvamından çıkartıp "annelik" statüsüne eklemiş olması. Heyooo. Bunun neden bu kadar önemli olduğunu da şöyle anlatayım. Anneme uzun yıllar çoğunlukla ismiyle hitap edip "gönülcüğüm" dedim. O da başlarda bir şey dememiş olsa da otoriter kişiliği daha fazla dayanamayıp onu gıdıkladı ve "bana siz anne demeyecekseniz kim diyecek" demeye başladı. Bunun ne kadar önemli olduğunu Elif "anne" demeye başladığında anladım. "Anne oldum yahu" dedim, birkaç gün önce :)
Elif için 1. yaş yazısı hazırlayamamıştım, o yüzden 18 aylık (1,5 yaş) yazısı var aklımda, orada söylediği kelimeleri toparlayacağım ki hatıra kalsın :)
Elif normalde yemediği şeyleri kreşten sonra yemeye de başladı. Misal domates. Şu ara evde mis gibi Ayaş domateslerini çatalına koyup yiyen, domateslerin suyunu "hüüüppp" diye çeken bir bıdık var.
Çatal demişken, Elif'e ısrarla "elinle yiyebilirsin" dememe rağmen (kötüyüm) Elif ısrarla her şeyi çatal kaşıkla yemeye çalışıyor. Hatta bıçakla ekmeğine susamlı karışımdan sürüyor (Uşak usulü bir şey)
Buraya yazmaya fırsatım olmadı ama kreşteki en büyük gelişme Elif'in tüm sınıf arkadaşlarına saat yapma arzusu oldu. Hatta bir anane "yiyip bitircek benim torunumu kızınız" diye bizi azarladı ki öncesinde ben kendim gidip özür dilemiştim. Ailevi sorunları varmış o yüzden anane hassasmış, öğrendik, çocuklar kreşten ayrıldı, Amerikaya gittiler bile. Halbuki Elif onları çok seviyordu. Belki fazla(!) seviyordu, bilmiyorum. Bu gelişmenin ertesi günü bir çocuk Elif'i itmiş, o da yere düşmüş ve alnının üstü morarmış. Elif'i almaya gittiğimizde kaşının üzerini görüp "hiiii, kahramanlık madalyası almışsın, yaşasııın" diye sevindiğimizi görünce öğretmeni "emin misiniz" dedi. Kendini çok kötü hissetmiş belli ki ama biz çok sevindik. Ben kendi adıma hayatı öğrenmeye başladığı için sevindim. (ısırılabilir, düşebilir, yaralanabilir) Babası da "çocuk oyun oynuyor, olacak tabii bunlar" diye sevindi. Zaten bir sonraki gün içeriden iki çocuk da kollarında pansuman ile çıktılar. Bilin bakalım kim ısırmış onları? Ailelerden yine özür diledik, çoğu neyse ki anlayışlı ve gülüyor. Ancak bazılarının tepkilerini ben anlayamıyorum.
Bu dönem de böyle galiba, biraz ısırmalı bir dönemden geçiyoruz.
Kreşe giderken ve kreş dönüşleri yani arabada geçirdiğimiz vakitler pek neşeli oluyor. Elif şarkı söylenmesini çok seviyor, ancak konuşamadığı için hangi şarkıyı istediğini anlamam vakit alabiliyor :)
İnşallah böyle devam eder, 3 aylık kreş sürecinde doğru bir öğretmen ve kreş seçiminde bulunduğumuzu düşünüyoruz. Ay grubu olarak Elif hala tek başına öğretmeniyle ama aktiviteler, yemek vs. hep ondan 6-8 ay büyük olan bebeklerle oluyor. Toplu çekilen fotoğraflarda Elif onların yanında ufacık kalıyor.
Bazı günler "iyi oldu bu kreş işi" diyorum, bazı günler "kızımı niye bırakıyorum ki" diyorum.
Hayat böyle geçiyor, Elif büyüyor, hepsi için çok şükür...


Devamını oku »

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Anne(anne) Olmak :)

Annem geçen sene bizi yazlığa beklerken bizim arayıp gelemeyeceğimizi söylediğimizde ne kadar bozulduğunu ama ardından sebebini söylediğimizde de ne kadar havalara uçtuğunu daha önce söylemiştim.
Annemin ilk torunu oldu Elif.
O kadar çok eşya, kıyafet vs aldı ki annem "anneee yeteer" demek zorunda kaldık :)
Tüm öğretmen arkadaşlarının torunları vardı ve toplantıda herkes torununun fotoğrafını gösterip ondan bahsediyordu. Anneminse boynu bükük kalıyordu ne yapalım.
Derken Elif doğdu.
Annem elinde olsa 40 gün 40 gece şenlik ateşiyle falan kutlama yapardı bence :)
Bir de duygularını çok fazla ifade etmeyen bir insan olduğu (başak burcu) düşünülecek olursa torun sahiden bambaşka bir şeymiş, onu anladık.
"Kuzumun kuzusuuuu" diye seviyor annem Elif'i. İyi de annemin beni hiç "kuzum" diye sevdiğini hatırlamıyorum :) Yani sevdiğini hep bilirim ama... Neyse kıskanmayalım :)
Geçenlerde sordum: "Torun sevgisi nasıl bir şey?" dedim, ki bir süredir görmüyor Elif'i.
"Kuş olup uçmak ve Elif'in yanına konmak istiyorum" dedi. :)
Daha önce annemin kuş olmak istediğini de duymamıştım. Neyse yok canım ben hiç kıskanmıyorum bu lafları :)
Sonra ben kendimi düşündüm.
"Anne olmak nasıl bir şey acaba" diye. Hatta bunu yolda yürüyüş yaparken Elifle tartıştık, ben ne desem Elif güldü ama bence anne olmak: "Bolca mutluluk, bir garip hem huzur hem de huzursuzluk(ya ona bir şey olursa endişesi), dolu dolu geçen günler,yorgunluk, uykusuzluk gibi birçok şeyi barındırıyor. Terazinin dengesi hiç aynı kalmıyor.
Geçen gün annemle teyzem geldi ve ben annemin asansörden çıkıp Elif'in yanına koşuşunu videoya aldım. Hani bir insanı uzuuun zamandır tanıyorsanız o kişiyle ilgili "her şeyi" bildiğinizi düşünürsünüz ya tüm mimikleri vs. İşte o yalanmış, olsa olsa "hemen hemen her şeyi"ni bilebilirmişiz. Annemin Elif'e koştuğu an'lardaki yüz ifadesi kesinlikle benim kayıtlarımdan çıkmadı çünkü... Yok öyle bir heyecan, sevgi yumağı yüz ifadesi.
Bugünlerde de "balım sultan" diye seviyor :)
                                                                        ***
Son aldığım karar neticesinde blogumdaki taslakları temizliyorum. Ya siliyorum yazdıklarımı ya da üzerine ekleme yapıp yazımı tamamlıyorum. Ve ben bu yazıya tam 24 Kasımda başlamışım :) Yani yukarıdaki yazıda yer alan "geçen yaz" ifadesi aslında 2 sene önceyi kastediyor. Ara ara eklemeler yaparım diyordum ama olmadı. "Anneanne olmak" da aklıma hep annemin bizi ziyaret ettiği zamanlarda geliyor.
Annem 20 Şubatta ikinci kez annneanne oldu ve o gün bugündür iki torun arasında mekik dokuyor diyebilirim. Bize geldiğinde "Ayçaa, ayçaa" diyor, Adanada da "Elifi çok özledim" deyip duruyormuş. Ayça ve Elifin arası 1 yaş bile yok, 10.5 ay :) Annem ne yapsın değil mi?
Elif ilk torun olduğu ve şu ara hareketleriyle kendini daha da çok sevdirebildiği için önde gidiyor ama tatlı balık Ayça bu arayı hemen kapatır bence. Ben de yeğenimi çok özlüyorum yeri gelmişken yazayım dedim.
Bu yazıya başlarken de aklımda olan en net şey, annemde gördüğüm değişimi yazmaktı. Ben tanıdığım "anne" figürünün sınırlarının ne kadar genişleyebildiğini annem ile görmüş oldum. Çünkü kendisi öğretmen emeklisidir(maşallah 41 yıl  çalışmış), disiplinlidir, kuralcıdır.
Geçtiğimiz haftalarda Elifin ateşi 39.5 olduğunda annemi aramak istemesem de tabii ki konuştuk ve öğrendi durumu. "Hemen atlayıp gelebilirim" dedi :) Bu konuda değişen bir şey yok  aslında. Ben de ne zaman hasta olsam bana da aynı şeyi söyler. "Yok gelme" dedik ama biliyorum aklı bizde kaldı, devamlı aradı Elifi sordu.
Daha önceki görüşmelerinde de Elif anneme hep sıcak davranırdı ama bu son gelişinde durup durup anneme ve teyzeme sarılmaya başladı. Hele ki annem...
Annem acaba ne zaman disiplin gösterecek acaba Elife diyordum ki, o da bu gelişine kısmetmiş :) Son aylarda Elif cidden birçok şeyi ağlayarak elde etmeye ya da istediği olmayınca kendini yere atıp ağlamaya başladı. Karabalık bu konuda bence daha tutarsız ama ben -anasının kızı- kendimi daha katı buluyorum. "heyt, höyt" demiyorum çoğu zaman (sabrım taşmadıysa) sadece yokmuş gibi davranıyorum. özellikle de yemek yerken. Normal bir şekilde yemeğimi yemeye devam etmeye çalışıyorum. Aksi halde çok zorlanıyorum. Annem ve teyzem de bu durumu çoktan fark ettiler ve sonunda -işte o beklediğim hamle :P - annem disiplin uygulamalarına başladı. Yaşasın! İşte özlediğimiz anne :) Şaka bir yana annem konusunda şanslı olduğumu düşünüyorum. Torunlarını sever ama gereksiz bir şımartma vs asla yapmaz. (bence istese de yapamaz :) Bir de bizim uygulamalarımıza pek ters düşmemeye çalışır. "Bırak ağlasın" dediğimde gidip kucağına almaz. (bence bu iyi bir şey) Bu hafta ise annemin Elif'e "ağlayarak değil ama..." diye başlayan cümleler kurduğunu duydum. Evet duydum bu cümleleri.
Konuyu yine dağıttım ben değil mi? Annemden bahsedecekken Elife kaydım. İş yerinde de böyleyim. Biri bir şey söylüyor, ben konuyu Elife getiriyorum farkında olmadan. Sanırım özlüyorum çok.
Ben annemin annesi olsaydım nasıl olurdu, geçen gün bunu düşündüm. Anneannem de Allah rahmet eylesin, ben tanıyamadım, çok disiplinli biriymiş. Annemler babalarından hiç korkmazlarmış ama annelerinden çok çekinirlermiş. Bu düşünce de şundan dolayı geldi aklıma: Çocukta var olan öze anne-babanın ne kadar etkisi oluyor diye. Çünkü ben anneme hep "beni yurttan aldınız değil mi?" derdim. O da "doğum yaptığımı bilmesem, buna ben de inananırdım" derdi. Ki hala da öyle. Yani biz ana-kız olarak çok acayip farklıyız. Elife baktığımda da bunu görüyorum. Benden çok farklı bir çocuk. İnsan elbette bir kopyası olsun istemiyor ama Elifin baskın mizacında zaman zaman zorlandığımı itiraf ediyorum.
Sonra da şunu düşündüm: "ben anneanne olsam..." Buradan bakınca bunu hayal etmek biraz zor ancak Allah kısmet ederse onu da yaşarım umarım. Çok merak ediyorum insanı evladından ayrı olarak toruna karşı bambaşka yapan nedir diye.
Anne olmak birebir sorumluluk ve uykusuzluğu da beraberinde getiriyor ancak anneanne olunca sorumluluk yerini sevme-okşamaya mı bırakıyor, o yüzden mi sabrı daha çok acaba?
 Annemin kızı olmak da güzel ama annemin torunu olmayı da isterdim açıkçası. Bu yazının devamı da gelir gibi :)
Bir de anneme sorayım bakalım, kimin çocuğu kimin torunu olmak istermiş. Zira bir başak burcu olarak benim balık dağınıklıklarım ve unutkanlıklarımdan çok çekti :)
                                                                             ***
Vay be ne yazıymış, bu da üçüncü eklemesi :) Bir üstteki paragraf da 2-3 hafta önce yazılmıştı, yayınlayamamıştım nedense. Tatil dönüşü son halini vermek gerekmiş demek ki :)
Özeti de aşağıdaki fotoğrafta saklı, anane kucağı ananenin elini tutmak hep çok kıymetli :)

Devamını oku »

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Mini Tatil- Erdemli :)

Başlıkta "mini" yazmış olmam sizi yanıltmasın, kooocaman bir haftalık bir tatildi bizimkisi hem de Elif ile baş başa. Karabalık iş ve izin işlerini ayarlayamayınca, biz de atladık uçağa gittik anane yanına yazlığa, Mersin-Erdemli'ye.
Babası yokken ne yaparım, çok yorulur muyum diyordum ama sağ olsun annem gece nöbetlerinde çok yardımcı oldu. "Tatil" dediysem ben tabii ki dinlenemedim ama ailecek bol bol vakit geçirmiş olduk, deniz havası aldık, bunlar da yeterli.
Annem, teyzem, Eda, ben, Elif ve tatlışko yeğenim bir balık Ayça ile güzel bir hafta geçirdik. Ara ara kuzenler de eklenince tatilimiz çok neşeli oldu.
Tatilden minik notlar da yazayım, inşallah sonraki tatillerimizde dönüp okur faydalanırım bu yazıdan.
- Ana-kız olarak bir orta boy bavula sığdık. Aslında küçüğe de sığardık ama oradan neler alırım bilemediğim için tam dolu olmasa da orta boy valizle gittik geldik.
- Uçakta Elif kesinlikle uyumadı hatta içi bile geçmedi :)
- Giderken daha rahattık, rötarsız olarak gündüz vakti kitap okuyup bir şeyler kemirerek 1 saati tamamladık. Dönüş yolculuğumuz apayrı bir yazı konusu bile olurdu ama lafı uzatmış, olayı abartmış olmayayım, 2 saat son dakika rötarıyla gecenin bir vakti eve geldik ve Elif uçakta yine uyumadı :) Adana havalimanı oldukça küçük, birkaç uçak birden rötar yapınca oturup bekleyecek yeri zor buldum. Elif sağa sola doğal olarak koşturmak istiyorken neyse ki yanımıza çocuklu birileri oturdu. Sol tarafımızda 3 yaşında bir erkek çocuğu, sağ tarafımızda 5 yaşında bir kız çocuğu, karşımızda -pek konuşmasa da- 3 yaşında bir kız çocuğu ile 2 saati tamamladık. Oh çok şükür. İlk başta gecikmenin ne kadar olacağı da söylenmedi. 1 saatin sonunda açıklama yaptılar. Duruma hiç şaşırmadım, işin aslı kızmadım da sadece biraz yoruldum. Yanımızdaki 1minik paket balık krakerin bu kadar bereketli olup 4 çocuğa yetebileceğini öğrenmiş oldum mesela. (her biri yaşı kadar kraker istiyordu da :P ) Uçaktaki gecikmeyi görüp üzülmüştüm ama sonra şunu düşündüm: 1. her şerde vardır bir hayır, 2. geç olsun güç olmasın (atasözlerimiz boşa söylenmemiştir herhalde), 3. durumdan keyif almaya bak. Eve geldiğimizde 01.30du, yattığımda saat 02.30du, bayılmışım tabii ki.
- Elif, minik kuşum Ayça'yı (6 aylık) bayağı kıskandı. Benim kucağımdayken Ayça, Elif hırçın davrandı. İkisini kucağıma alıp sevdiğimde Ayça'yı itti. Bir de Ayça ne yerse -püre vs- Elif de istedi, verdik :) Severken de illa ki gözüne parmağını soktu. Ama bence ilerde süper kanka olurlar, neticede aralarında 1 yaş bile yok.
-Elif için birkaç farklı mayo almıştım. Koruyuculu olan mayosunu giydirdim daha çok, güneş kremi de çok fazla  sürmedim. Bizim sahil pek kumluk olmadığından kovasıyla pek oynayamadı ama yine de denizi çok sevdi.

- Kedi, köpek ve kuşun bol olduğu bir yerdi, her birine ayrı çığlıklarla tezahürat yaptı Elif de.
- Tantuni, kebap ve sıkma yedim; yaşasın. Şimdi yazarken fark ettim ki bici biciyi unutmuşum. Anneme söylesem dert olur, paketleyip göndermeye kalkar :)

Adana Kebap, pilavsız olur :)

Domates ezmesi nasıl desem? Bir harikaydı mmmm :)

Sıkmalar :)
- Birtakım projelerim için taş topladım. Boyamak için değil. Daha geçen seneki taşlarım duruyor öylece. Bu senekiler minik çakıl taşlarıydı. Sebebi bu yazıda saklı. Yapabilirsem onu da yazarım buraya.
- "Elif ve uyku" konu başlığını burada açmayayım ama kısaca Elifin pek az ve zorlukla uyuduğunu, sıklıkla uyandığını, benim genelde sersem dolaştığımı yazmadan da geçemem. Yok yapamam bunu :)
- Denizi çoooook ama çooooook özlemişim. Şu herkesin kafasının bir köşesindeki emeklilik hayali olan "sahil kasabası" fikrini neden önce yap(a)madığını sorgulamaya başladım. Aklıma "Balık Tutma Dersleri" kitabı geldi. Hani şu bildik hikaye, sandalında balık tutarken mutlu bir amca var, yanına bir iş adamı geliyor ve ona bol para kazanmanın yollarını anlatıyor. En sonunda balıkçı "peki sonra ne yapacağım" dediğinde "kendine minik bir sandal alıp keyifle balık tutarsın" diyor ve balıkçı da "e zaten ben onu şimdi yapıyorum" diyor ya... Bizimkisi cidden o hesap. Sandalda balık tut,mutlu yaşa ne oluyor sanki büyük şehirde trafik strestinde cebelleşiyorken, bilmiyorum ki...
Bu yazıyı yazmaya sabah başlamıştım, fırsat buldukça yazdım ve fark ettim ki bugün en az 5 kişiye "Sana Elif'in tatil fotoğraflarını göstermiş miydim?" diyerek kızımla çaktırmadan hasret giderdim :)
Bir de bu tatilde dikkatimi çeken şeylerden biri de benim "temizlik" anlayışım ile "genel" ahalinin temizlik anlayışının pek uymaması oldu. Havaalanında Elif yere oturdu, yeri elledi, milletin oturduğu yerlere tırmandı, sandalye başlarını yaladı ve sonra aynı elleriyle balık kraker yedi. Bu beni 1 gram rahatsız etmedi. Çevredeki anneler müdahale etmeye kalkınca ben onlara müdahale ettim, "bırakınız yapsınlar" diyerek. Çocuğu yeri ellediği her seferden sonra çocuğunun ellerini ıslak mendille silen anne gördüm. Eleştirmiyorum, demek ki yüreği var. Bir de olmazsa olmaz "ayyy daha çok küçük, kreşe mi gidiyor, kış için Allah güç versin çok hasta oluyor"cular vardı. Bu türü her alanda yetişebilen bir sebzeye benzetmek istesem sanırım bu, maydanoz olurdu :)
Bu tatil de böyle geçti, güzeldi, hoştu, eğlenceliydi, Ayçalıydı, anneliydi, denizliydi...
Çok şükür :)
Devamını oku »

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Elif'in Kreş Günlüğü -3

Son yazıdan beri değişen şeyler oldu tabii ki.
"Ben kızımı geri istiyorum"dan sonraki gün kreşte kaldım ve uzaktan Elifi gözlemledim. Maşallah gayet de mutluydu. İçime su serpildi, keyfim yerine geldi.
Ertesi haftanın başında Elifin 2 yaşındaki iki çocuğu ısırdığını öğrendik. Bu da olabilir... Yarın Elif de ısırılabilir neticede.
Öğretmeni Elifin cesaretine hayran kaldığını kaydırak, salıncak, oyun alanı gibi şeylerde arkasına bakmadan her şeyi kendi yapmaya çalıştığını söyledi. O da güzel.
Kreşten beri normalde hiç yemediği muz ve domatesi yemeye, süt içmeye başladı. Şaşırdık. Öğretmeni "daha çok şaşıracaksınız" dedi :)
Ve geçen hafta hafif burun akıntısıyla başlayan ve yaklaşık 4 gün yoğun olarak ateşli geçen günlerden sonra anladım ki 16 aylık bir bebeği evde tek başına eylemek gittikçe zorlaşmış. Belki hasta olmasının da etkisiyle birkaç gün bir hayli zor geçti. Bu süreçte "ee çocuk büyütmek kolay değil" laflarını duyduk. Gülümsedim sadece ama inanın insan sadece "seni anlıyorum" cümlesini duymak istiyor o kadar. Geçici olduğunu ve durumumuza şükretmemiz gerektiğini biliyoruz zaten. Sadece o an, yani tam olarak "o an"larda, insan kendini yorgun, halsiz, uykusuz(belki çaresiz) hissettiğinde "seni anlıyorum", "çok yakında geçecek bu günler" cümlesi duymak kadar iç ferahlatıcı bir şey olamaz.
Elif son 1 aydır ciddi şekilde ağlama krizi, inatlaşma hareketleri gösteriyor. Kreşteki psikolog bunun gelişiminin bir parçası olduğunu söylüyor. Gerçekten bir sebep varsa önemseyin ama yoksa olayı sıradanlaştırın, dikkatini dağıtın diyor.
Kreş maşallah şimdilik iyi gidiyor. Doktoru, hemşiresi, psikologu ve öğretmeni bize güven veriyor, Elif de mutlulukla gidiyor kreşe.
İnşallah böyle devam eder.
Elifle daha az vakit geçirdiğim için üzüldüğüm zamanlarda aklıma "evde olsak, daha çok vakit geçirsek ama ben ona bu kadar sabırlı davranamasam" gibi zıt bir düşünce getiriyorum. Vicdan azabım oldukça hafifliyor.
Beni/bizi çok özlediğini görebiliyorum. Hatta dün iş yerinden biri "kreşe gitmesinin ve sizinle vakit geçirememesinin hüznünü ömür boyu yaşayacak" deyip kalbimin ortasına derin bir çizgi çekip yutkunmama sebep olsa da yaşadığımız olayın iyi taraflarına odaklanmaya ve bu durumdan keyif almaya çabalıyorum.
Kolay olmuyor ama deniyorum...

Bu şekil bir ağaç mı yoksa bir geyik mi :)



Devamını oku »

30 Temmuz 2015 Perşembe

Elif'in Kreş Günlüğü-2


Elif kreşte 7. haftasını bitiriyor yanlış hesaplamadıysam tabii ben :)
İlk yazıdan sonra neler değişti?
Ben kendi içimde bir takım aydınlanmalar yaşadım. Aslında ilk yazıda da bunu belirtmiştim. Yani hayalimdeki şey şuydu: ben işe dönmüyorum, evimizi yine de taşıyoruz daha merkezde bir yere, Elif haftada birkaç gün 2-3 saatlik oyun grubuna katılıyor, ben işe dönmüyorum. "İş" kısmını iki kere yazmış olmam da tesadüf değil bence. Sizce?
İlk 4-5 hafta boyunca itiraf etmem gerekirse çok rahatlamış hissettim. Çünkü fazla fazla bir aradaydık, molamız yoktu ve ikimiz için de değişik bir ortam iyi olacaktı. Oldu. Ama bu süre bitti. Şimdi ben kızımı geri istiyorum.
Elifin kreşte keyifli vakit geçirdiğini henüz konuşamasa da hareketlerinden anlayabiliyoruz. Araba park ederken bile kreşi görüp kollarını kaldırıyor "yaşasıın" şeklinde :)
Kreşe gidene kadar da bir şey yedirmiyoruz ki orada kahvaltısını daha güzel yapsın diye. Arabada şarkı, türkü, oyalama, dikkat dağıtma gibi şeylere zaten alışkınım.
Yalnız akşamları ben biraz kötü oluyorum. Bu ara özellikle Elifi almamız 6'yı geçe oluyor. Öğretmeni de geliş saatinizi biliyor, mümkünse 17.30da gelin dedi ama biz buna uyamıyoruz :/ Hatta geçen gün 18.20 gibi aldık, Elif iyiydi de ben ağladım iyi mi :/ Sabahları bırakırken etkilenmesin diye hemen bırakıp çıkıyoruz, durumu anlayamıyoruz işe yetişme telaşından. Öğleden sonra bende karıncalanma başlıyor zaten. Hep bir gidip görsem halim var, uzaktan tabii. Öğretmeni Elifin maşallah sınıfta en küçük olmasına rağmen gayet sosyal, uyumlu olduğunu söyledi. Ondan büyüklerle arasında 6-8 ay var. Akşamları bize koşuşundan bizi özlemiş olduğunu hissediyorum. Ama öğretmeniyle de çok gülerek ayrılıyorlar. El sallama, öpücük seansları oluyor :)
Sonrasında "vicdan" konuşmaya başlıyor: "Elif çok küçük değil mi?", "Acaba biraz daha evde dursa olmaz mıydı?" diye.
Elifin evde durabilmesinin benim gözümde tek yolu benim de evde durmam. Yani amacım çocuğu -ne olursa olsun- evde tutmak değil, benimle evde durmasıydı. Bakıcı, aile büyükleri -yine büyük konuşmuş olmayayım- seçenek değil bizim için. "İznim varken ben biraz daha baksaydım çocuğuma" cümlesini susturamıyorum. Mücadele etmezsem belki susar, bilmiyorum.
Tabii ki bunda her gün en az 3-5 kere duyduğum "hiii, küçücük çocuk kreşte mi?", "e nasıl bırakıyorsun, ağlamıyor mu?" cümlelerinin de etkisi oluyor. Söylediğim cevap hep aynı: "Biz vicdansız anne babayız". Konu kapanıyor. Bir de insanlar ısrarla Elifin ağladığını duymak istiyor gibi. "Ağlamıyor" deyince tuhaf bakışlar oluyor ve şu cümle geliyor arkasından "evde seninle sıkılmış demek". "Evet, çok sıktım ben çocuğu, tüm gün değil dışarı çıkarmak yatağından bile almıyordum dışarı" diyorum. Susuyorlar.
Neden böylesi bir laf ebeliği mücadelesi var? Gülüp geçtiğim zamanlarda daha çok konuşma hakkı elde ettiklerini düşündüklerinden bu cümlelerin dozu da kaçıyor, daha çok canım sıkılıyor.
Ama illa sıkılıyor sanırım, yazınca daha çok anladım. Hatta yazınca biraz daha rahatladım ki benim için blogun amacı da buydu. Yani buraya yazdıklarımı günlüğüme de yazabilirim-ki bir kısmını yazıyorum zaten- ancak bir etkileşim kuramam. Aslında sen sevgili okur, yorum yazdığında/hayatından bir şeyler paylaştığında/"ben de yaşadım, üzülme geçiyor" dediğinde insanın içine cidden su serpiliyor. Yeri gelmişken teşekkür edeyim :)
Bugünlerde Elifi bir iki saatliğine uzaktan izlemek gibi bir niyetle okuluna gideceğim. Öğretmeni yanlış anlamasın diye önceden sordum, böyle bir niyetim var, ne zaman geleyim dedim. "Bizim için hiç fark etmez, siz ne zaman uygunsanız" dedi. Zaten geçen gün onun yanında ağladığım için durumumu gayet net biliyor.
İlk yazımda demiştim ya, ben bazı şeyleri geç anlarım diye. İşte bu da onlardan biri. "Normal" insanlar ilk aylarda ağlar, sonra durulur. Ben ilk başta "cool" takılırım-neden bilmiyorum- sonra da patlar.
Geçen hafta sevdiğim bir arkadaşıma şu mesajı attığımı hatırlıyorum: "bende bir sorun var sanırım, ben Elifi özlemiyorum". Bu ikisi ne yaman çelişkidir aslında değil mi? O günden bugüne neler mi değişti yani 1 haftada.
Elif son zamanlarda oldukça fazla inat, ağlama krizi, bağırma krizi, gece terörü gibi şeyler yapmaya başladı. O kadar sabrım tükendi ki aylar önce çok bunalıp ona bağırdığım zamanlara döndüm. Bu da çarpı iki vicdan demek ne yazık ki :/ Bu hafta ise gelişim süreçleriyle ilgili bir şeyler okudum ve onu anlamaya çalıştım. Yaşadığı değişiklikler, diş süreçleri, bir anda tüm gün ayrılmamız vs. Hepsi için ona daha fazla sabır göstermeliyim. Bağırarak halledebileceğim bir şey yok. Tek yapmam gereken aslında onu biraz daha anlamaya, dinlemeye çalışmak. Kriz anlarını önceden görüp dikkatini dağıtmak. Bunu yapabilmem için de işe başlamadan önce güzel bir tatile gidebilseydik tam süper olacaktı ama olmadı. Elimizdekilerle yetinmesini ve şükretmeyi de bilmek gerek sanırım. Ben de bolca bir şeyler yazıyorum, çiziyorum, okuyorum. Zihnimi boşaltacak güzel bir fiziksel aktivite arıyorum ki aslında bunun yürüyüş olduğunu da biliyorum ama yap(a)mıyorum.
Kısacası Elifi çok özlüyorum.
Eski hayatımıza dönebilme imkanımız olsa pazarlık yapar, evi değiştirmek şartıyla, bu imkana balıklama atlardım.
Elif 11.5 aylık, Avusturya gezisinden
Bir de ağlayabilmek için tuvalete yetişebilme zorunluluğu olmasa iyi olurdu :/
Devamını oku »

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Elif'in Ek Gıda Süreci / Devam

"Biraz zaman geçsin istedim açıkçası bu yazıyı yazmak için. Çünkü bebekler büyüdükçe huylarıyla beraber yedikleri içtikleri de değişiyor. Tam "işte bunu çok seviyor" diyorsunuz ama ertesi gün bir de bakıyorsunuz ki o çok sevdiği şeyin yüzüne bakmamış. Anne kişisi şokta hatta panik halde. "Neeaaay, napacağım ben şimdi????" Hehehe yok yok, çok şükür henüz o kişi ben değilim. İlk satırlarda yazdıklarım Elif ama bak, onu kaçırmayalım.
Neyse ki şimdiye kadar "yemezsen yeme cicim" hallerimi bozmadım. İnsan bebeğini büyütürken hem kendi de büyürmüş hem de içindeki daha önce hiç görmediği yerleri keşfedermiş ya; işte o hesap bizimkisi. Elif büyüyor, ben büyüyorum. (ki tam buraya uygun bir parantezim var; yakında tammmm 30 yaşında olacağım yehuuu, yani Elif'in ilk yaşından daha önemli değil de ne :) Ve tabii ki keşfediyorum, nasıl bir anneyim acaba diye. Bu da düşünerek olmuyor. Olaylar karşısında verdiğin tepkilerle, kendini gözlemleyerek ve biraz da çevrenin "e sen şöyle şöyle bir annesin" demesinin harmanıyla bir şeyler şekilleniyor. Misal, Elif'in küçük düşme ve çarpmalarına "hadi canım, yoluna devam" dedim hep. Dün ise Elif ilk defa yataktan düştü :/ Yanında değildim ve o sesle beraber sanırım aklım, kalbim başka bir yerlere uçtuuuu sonra geri geldi ki bu 1 saati falan buldu. Hani nerde o "hadi canım, yoluna devam" annesi? Çok çükür bir şey olmadı ama resmen Allah korudu kızımızı. Eliften çok ağladığımı ve sonra Elif'in bana sarılıp sırtıma pışpış yaparak beni sakinleştirdiğini söylememe gerek var mı bilmiyorum...
Yemek işi de bundan farklı değil."
                                                                             ***
Yukarıdaki satırlar şubat ayında yani yaklaşık 5 ay önce yazılmış, yanlış hesap yapmadıysam. Oysa şimdi durum çok farklı, 30 yaşına girdim, Elif 1. yaş gününü geçti ve hatta 15.5 aylık oldu, kreşe başladı... Gelişmeler çok yani.
Ek gıda hakkında genel bir yazı yazmak hep aklımda olan bir şey, neler yaptım nelerden kaçındım arşivimde olsun istiyorum. Ek gıda sürecinin ilk yazısı burada
Ek gıdaya başlamadan önce okuduğum kaynaklar aklımı daha da karıştırmıştı, kimisi muhallebi diyor kimisi "o tabak bitmeyecek" diyor bazıları da rondoyu asla kullanmayın diye parmak sallıyordu. Bizim ek gıda maceramız nasıl olacaktı, meraktaydım çünkü tariflerde yazılan şeyleri anlayamıyordum. Basit bir sebze püresi bile gözümde büyüyordu.
Şimdi dönüp bakınca kendimi tebrik ettiğim konulardan biri de elifin ek gıda sürecinde kendi annelik hislerime güvenerek tamamen içimden geldiği gibi davranmış olmak diyebiliyorum. "de" eki fazla olmuş çünkü kendimi tebrik ettiğim başka bir konu yok. Uyku mu dediniz? Onu da yazacağım, orada ben başkalarını tebrik edeceğim zaten :)
6-8 ay: Ek Gıda Ne Demek, Tanışma & Kaynaşma
Elif 5.5 aylıkken yaşadığı çok yoğun ishalde -ki bence gerek yoktu ama- yoğurda başladık. Elifin yediği şeyleri her zaman önüne bırakmaya çalıştım. Yemeği bir oyun olarak görmesini, yemek sürecinden sıkılmamasını istedim. Başladığımızda hava şartlarından dolayı üstünde bir dolu şey de oluyordu ama ben sonrasında temizlik yapmayı daha pratik buldum hep.
Bu aylarda önerilen aslında 3 gün kuralı ile başlayıp patates, havuç, elma vs. yi rendelemek/haşlamak/püre yapmak gibi şeyler. İlk günlerde ne yapacağımı hiç bilmediğim için bir cam rende ile elmanın püresini verdim. patatesi haşladım, ezdim çatalla. havuç, brokoliyi buharda pişirip önüne koydum. Yemeklerden yarım saat öncesinde emzirmiş olduğum için neyi ne kadar yediğine hiç bakmadım. Sanırım baksaydım da anlamazdım. Bu iki ay biraz tanışma&kaynaşma evresi oldu. Kabakları parmak yiyecek kıvamında hazırlayıp önüne koydum, en çok onu sevdiğini hatırlıyorum.
Kahvaltı olarak yumurtanın sarısı, tuzsuz lor peyniri, biraz ekmek veriyordum.
İlk zamanlarda evde yoğurdu kendimiz yapmaya çalıştık. Pelin Hanım, Pelin Hanııım, uğraştık heralde :) Baktık olmadı, makinesini aldık. Makinedeki yoğurt da ayran kıvamında olunca 8. ayda bu işi bıraktık. Tuzsuz peynir yapmak çok daha kolaydı. Kaynayan süte biraz yoğurt atınca süt kesiliyor ve peynir kıvamına geliyor. Bu peynir işini biraz daha devam ettirdim.
"O tabak Bitecek mi?" kitabını ben biraz abartılı buldum. Çok keskin çizgilerle ayrılıyordu yiyecekler. Çocuğa kaşıkla bir şey vermek mi? Amanın ne kadar saçma, gibi. Ben biraz orta yolda aklıma yatanı yaptım. Yoğurda hep bulandı Elif. Hatta anneme göre çok da iyi beslenemedi :) Ama bence yeterince eğlendi :)
8-10. ay: Özgürlüklerin tadını yavaştan çıkarmaya başladığımız zamanlar. Bu dönemde önüne kuru fasülye, nohut, bezelye gibi taneli yiyecekler koymaya başladım. 8 aylıkken de diş çıkardı Elif.
Elifin öğürme ve böğürme reflekslerini öğrenirken panik olmamaya çalıştım. Neticede o da bu şekilde yutkunmayı öğrenecekti.
6-8 ay arası birkaç defa rondoyu kullandım, rondodaki kıvamı sevmedim. "öz"ü bulamadım açıkçası, bir de ben çok "çorbacı" biri değilim. O yüzden de yiyecekleri Elifin yiyebileceği kıvamda, bazen çatalla az ezerek bazen de ezmeden direk önüne koyarak verdim.
Rahat olmamın sırrı Elifin aç kalmayacağına olan inancımdı. Annesine çektiyse onda da hiç aç kalacak gözün olmayacağını biliyordum. Elif de benim gibi az yer sık yer. Az yediği için ananesi arada panik olur :) Bu aylarda Elife özel olarak yaptıklarımın oranı azaldı ve ortak yiyeceklerimiz arttı.
10-12. ay: Elif için ekstra bir şey hazırlamayı bıraktığım zaman dilimi. Elif az uyuyan bir bebek olduğundan işleri hep pratik olarak halletmeye çalışmamın da etkisi oldu.
Bu aylarda Elif önündeki yiyecekleri çoğunlukla yere atma, fırlatma halindeydi ki hala öyle. Eskiden masanın hemen altından toplayabiliyorduk yiyecekleri, şimdi uzun atma yarışında gibi mutfağın enn dip köşelerini hedef seçiyor kendine.
Bu aylarda kaşar peynirli, omletli kahvaltı, öğlen daha hafifçe bir şeyler, öğleden sonra atıştırmalık meyve ve akşam yemeği gibi bir menüsü vardı.
Atıştırmalık şeyler benim kafamda hala net değil, biraz ne bulursam ondan bundan gidiyor. "Asla yapmam" dediğim pek bir şey olmadı. Tuz ile de bu aylardan itibaren yavaş yavaş tanıştı. Şeker konusunda eskiden daha katıydım, şimdi daha esneğim. Karabalığa kalsa tabii çocuk nutellaya bulanarak büyüyecek :) Paketli, dondurulmuş, hazır gıdaların sağlığımıza ne kadar zararlı olduğunun farkında olarak orta yol bulmaya çalışıyorum.
1 yaş ve sonrası : Tralalala dönemi
Yasaklar tamamen ortadan kalkınca ben de rahatladım. Yumurtanın beyazı, bal, süt gibi yiyecekleri rahatça tüketmeye başladık. Elif hala kaynamış yumurta ise önündeki beyazını tercih eder. Sarısı bazen mideye gider bazen elinde hamur olup şekillenir olmadı yeri boylar. Süt konusu biraz değişik bizde. Ben geç verdim sanırım, aklıma yatmamıştı emzirirken inek sütü vermek. Elif de çok sevmedi zaten. Kreşten gelen notlarda hep "sütü az içti" yazar. Bir de sebze yemeklerinde seçicidir, onun notları da şöyle "tadına baktı/ az yedi/ hiç yemek istemedi" gibi. Normalde canım mı sıkılmalıydı bilmiyorum, her şeyden yememesine ben takılmıyorum. Benim mottom şu: "ekmek seven çocuk can'dır" :) "Sebze yemiyorsa ekmek-yoğurt yer" :)
İlk zamanlarda evde mutlaka yedekte bir şeyler tutuyordum, son aylarda bundan da vazgeçtim. Aç kalacak hali yok, elbet birinden yiyecek. Her öğünde çok dengeli beslenmesi iyi olurdu ama benim o "denge"yi hazırlayacak vaktim olmuyordu ki, zottirik hanım uyumadıklarından :) Kendime ayılmak için yaptığım kahvenin telvesinden veriyordum bir ara, bak ne kadar "denge"liymişim :)
Elif için yaptığım en iyi şey Makarna Lütfen'den aldığım sebzeli makarnalar, erişteler oldu sanırım. Son aylarda tabii ki beyaz un da yiyor, normal makarna da. Bana asıl denge buymuş gibi geliyor.
Kreşteki yemek listesine bakınca bizim karabalıkla klasik diyalogumuz şu : "gitsek bize de yemek verirler mi?" İlerleme kaydediyorum kendi mutfak deneyimlerimde ama her gün için 4 çeşitli muhteşem sofralar hazırlayamıyorum. Hatta yaz geldiği için bizim menü karpuz,peynir,ekmek üçlüsüne döndü. Elifin karpuzu önce eliyle sıkıp gücünü gösterdiği an'ın videosunu da bir yakalasam fena olmaz. Elif son birkaç aydır yemeklere böyle yaklaşıyor: güç gösterisi :) suyunu sıkmak, en uzağa fırlatmak, yüzümüze tükürmek falan. Arada da yiyor. Ki anneme kalsa çok az yiyor, biz yedirelim. Pilavını da Hintliler gibi yiyor Elif. Çatal, kaşık ve tabak onunkilerse yeri boyluyor, bizimkilerse çok kıymetli oluyor.
Uyku konusunda yapamadığım tüm o "cool" anne havalarımı yeme-içme işinde atabiliyorum. Havayı da başkasına değil kendime atıyorum bu arada :) İnsan bir yerde şunu hissetmek istiyor sanırım: oh rahatım, rahatladım.
"Elif yemek yiyor mu?" Aslında ne yediğine ve ne kadar yediğine takılmazsan bence yiyor. Normalde kesinlikle domates yemezdi, kreşten sonra masadaki domatesi gösterince biz ilk başta anlayamadık neyi istediğini :) Son zamanlarda Elif'in düzeni de şöyle: çabuk yiyor ve hemen masadan kalkmak istiyor. Yani biz daha ara sıcaklardayken Elif çoooktaaaan yemeğini yemiş, suyunu içmiş, kalkmaya hazırlanıyor.
Çok şükür şimdilerde "ek gıda" diye bir şeyimiz kalmadı, hepimiz evde ne pişiyorsa hatta pişmiyorsa paylaşıyoruz.
Israrcı olduğum bir konu Elifin mama sandalyesinde bir şeyler yemesi olmuştu, hala da öyle. Mutfaktan aşırıp kaçtığı bir şeyler yoksa elinde genel olarak İKEA mama sandalyesinin çok faydasını gördük diyebilirim. Çok pratik olduğundan anane-babaanneye giderken yanımıza alabiliyoruz.
Uzun bir süre yere poşet sermiştik. Boya yaparken serilenlerden. Her yemek sonrası onu kaldırıp atıyorduk. Şimdilerde Elif o poşedin sınırlarını çok aştığı için yerde halı dahil her şey kalktı, yemek sonrası ekmek,yoğurt vs ne varsa süpürülüp(basit bir çekçek) atılıyor.
Çorbadan bahsetmeyi unutmuşum. Bir ara ben içiriyordum ancak Elif kendisi yemeye o kadar alıştı ki elinde kaşık görünce parmağıyla önünü işaret ediyor,oraya koy diye. Şehriye çorbasının şehriyeleri, çorbaya konan ekmekler, minnak köfteler de böylece yenilebiliyor.
Görsel Elifin omleti olsun dedim ama omletin bu minnoş halini bir daha gören duyan olmadı, o yüzden özenip yaptığım arşivlik bir omlet kendisi :)

Devamını oku »

10 Temmuz 2015 Cuma

Elif'in Kreş Günlüğü :)

Kreşte yaşananları sanki biliyormuşum gibi bir de buraya afilli bir başlık yazdım ya, tebrik ettim kendimi :)
Elifi kreşe vermeyi düşünürken birkaç anne ile görüşmek bana iyi gelmişti, ben de belki bu satırların birilerine faydası olur diye düşündüm. Hem de Elifin orada neler yaptığını, bizim neler yaptığımızı unutmayalım istedim.
Öncelikle benim işyerine dönmeme hakkım daha çok olduğu için bu kararı almak hiç kolay olmadı. Hatta bu teklif karabalıktan geldiğinde anneliğime hakaret saymıştım bu teklifi, itiraf edeyim :)
Tamam arada çok bunaldığım oluyordu ama ben kat'a ve asla işe dönmeyecek ve Elifi de kimselere bırakmayacaktım. Sonra olayın içinde bir "bırakma" eylemi olmadığı üzerinde konuştuk ki ben yine ikna olmadım. Elife çok bağlı/bağımlı değildim bana göre ama sanırım dışarıdan bakılınca biraz öyleydim. Bir yerde de mecburduk çünkü Ankarada Elifi emanet edip 1-2 saat bir yerlere gidebileceğimiz birileri yoktu. 2 kıvırcık kuzenim eminim seve seve Elif'e bakarlardı ama biz zaten uzaktayız, onlar zaten(bize göre) uzakta, hsonu herkesin işi var gücü var... Bir de Elif sadece oyun zamanlarında bir yerlere bırakılabilecek bir çocuk gibi geliyor bana. Uykusu zaten terelelli, yemeği desen sadece evde yapabilirmişiz gibi geliyor(du). Şöyle ki biz Elif'i mama sandalyesinde hep serbest bıraktık, gün geldi eliyle yedi gün geldi kafasını masaya dayayıp ağzıyla yalandı :) Kimseye zahmet vermek istemedik işin aslı. Bir yerden sonra bizim için ev değişikliği biraz şart oldu. Öyle olunca benim işe dönmem gerekli oldu. Hal böyleyken Elif'i tek başına evde bırakmaya da gönlümüz razı olmadı, bari kreşe gitsin dedik :) Bu tabii işin yumuşatılmış hali. Ama bu karara gelene ve bu kararı uygulayana kadar ohooo neler oldu neler. Aslında yalan atmış olmayayım, çok bir şey olmadı, sadece ben bolca ağladım :( Evi değiştirmek istiyor ancak Eliften ayrılmak istemiyordum. Hayatımda değişiklik olsun istiyor ancak bunun bu kadar büyük çaplı olmasını istemiyordum çünkü hazır değildim bence. Yani şöyle olabilseydi, evi değiştirsek Elifi de haftada birkaç gün birkaç saatliğine birine veya kreşe bıraksak ve benim işe dönmem gerekmese, ben iznimi yarıda kesmezdim. Bizim için mecburen "ya hep ya hiç" oldu her şey. Bu süre zarfında çokça da vazgeçtim ben, "yok, istemiyorum, burada devam edelim" dedim. Dedim ama karabalık bunu yemedi :)
Elif kreşe başlamak için çok küçük değil mi?
Bence çok küçük.
Demek ki hatırlamadığım bir zaman diliminde çocuğunu küçük yaşta kreşe veren birini farkında olmadan kınamışım ve kınadığım şeyi de kendim yapmışım, yaptım. (bu bile geldi yani aklıma)
Karar aşamasındayken 1-2 yer gezdik. 2. yeri sevdik ve olayı sürece bıraktık. Elifi kreşe verme işini de olabildiğince erteledik(birkaç hafta) ama zaman er geç karşımıza çıktı. İşe giderken Elifi bırakacağımız için yolumuzun üzerinde, trafikte bizi zorlamayacak bir yer olmasına dikkat ettik. 3. bir yere daha baktık bu şarta uyan. "Psikolog var mı" diyoruz, "var, iki haftada bir geliyor" dediler. Bir de bahçesi oldukça bakımsızdı ve kapısı da açıktı, arkamıza bakmadan uzaklaştık oradan. 1. baktığımız yeri de sevmiştik ancak uyku odaları bana havasız, kasvetli ve dar gelmişti. 2. baktığımız yer oldukça ferah, temiz, düzenli, hijyenik bir yer. Kreşte devamlı hemşire ve psikolog var(ki bu süreçte çok işimize yaradılar) Bahçesi çok güzel, kum havuzları var, kapıda güvenlik var, çocuklar da hep mutlu görünüyordu. En son gittiğimizde öğretmeniyle de tanıştık, Elif ay grubu içinde tek ve en küçük olacaktı(hala öyle) diğer çocuklarla aralarında 6 ay var, onlar da 6-7 kişi sanırım. Bizim öğretmenimiz S. ise Elif ile birebir ilgilenecekti. Anlaştık, karar verdik, sözleştik, pazartesi gittik.
Dırın dırın...
Evden çıkarken ben zaten gözlerim sulu çıktım.
Ki anneler hep şunu demişti: çocuğa asla yansıtma, onun yanında ağlama...
İlk hafta alışma süreci oldu.
1. gün 1,5 saat kaldı kreşte ve ben bekleme odasında mideme giren kramplar eşliğinde kendimi avutmaya çalıştım. Psikolog iki defa Elifi uzaktan gösterdi, gayet iyi görünüyordu :) O gün orada içtiğim nescafeyi ve okumaya çalıştığım kitabı hiçbir zama unutmayacağım sanırım.
2. gün yine 1,5 saat kaldı. O gün ben aşırı rahattım hatta "oturup kitap okumak ne iy geldi bana"" diye mesaj atmıştım.
Bu arada karabalık kreşteki herkese Elife değil sürece annesi alışacak, bem ondan korkuyorum, çok ağlayabilir demişti. Vay gıcık!
3. gün 2 saat kaldı, öğlen yemeğini de yedi. O gün ben kreşten gıcık kaptım ancak hiçbir düzgün sebep bulamadığım için "enerjimiz tutmadı, öğretmen de pek sevecen değil gibi" diye karabalığı da telaşlandırdım. Oh! :)
4. gün: Yasemenlerle buluştuk ama benim aklım Elifteydi, o gün ne olduğunu anlayamamıştım.
5. gün: kahvaltı-öğlen yemeği-uyku derken saat 3 civarı aldık. Kreşin yakınlarında bir yerde oturdum, bekledim, kurmayayım diye dolanmaya çalıştım, o ara canım Zeynep aradı beni(incirlikurabiye) ne iyi geldi onunla konuşmak :) Bir de üstüne annem arayınca, "hah iyi, rahatım artık" dedim. Çünkü annem başak burcu olup mantıklı insan olunması üzerine doktora tezi yazmış biridir, benim ağlaklığıma da hem kızar hem de beni normal hayata döndürür :)
arada hafta sonu oldu ve babaanneler gelmişti, onlar tabii ki kıyamadılar Elif'e. Pazar günü de elif hastalığını yumurtladı. Ondan da bana geçince;
2. haftanın başı birinci ve ikinci gün evde yattık. İkinci günün sonunda doktora gittik, çok makul biriydi(ilk defa gidiyoruz, bizim çocuk doktoru hikayemiz apayrı bir yazı olur ama düzenli gittiğimiz biri yok, devlet hastanesinde kime denk gelirsek ona derdimizi anlatıyoruz çünkü para verip özele gittiğimizde de aynı mameleyi görüyoruz :) hatta Elifle oynadı (bunu 15 ayda ilk defa bir çocuk doktorunda görüp ben şok oldum, genelde tiksinme ifadesi olanlara denk gelmiştik çünkü) ve dedi ki "dişler patlamış, kreşe başlamış, durumu gayet normal, bol sıvı verin, geçer, ateşi de takip edin" hemen yanı bizim kreş zaten. Gittik ki arkadaşları özlemiş bile zottiriği, "eliiif" diye atıldılar. Biz onlara bulaştırmayalım diye haftayı kapatsak mı diyorduk ki kreş benim durumumu bildiğinden "yarın gönderin siz, burada da bakarız Elif'e, acil bir durumda haberleşiriz" dediler. Aklıma yattı çünkü benim Elife bakacak halim hiç yoktu. Bence en temizi karabalığın izin alıp ikimize bakmasıydı :)
2. hafta 3. gün: Sabah 9 gibi baba-kız çıktılar evden, bende bir şaşkınlık hali, tek başına kahvaltı edebilme lüksü(bunu ayrıca yazacağım) derken bir telefon: kreş arıyor.
saat 11de hemşire aradı, "Elifin ateşi 38i geçti, bıraktığınız ilacı verelim mi, gelip almak ister misiniz, burada bakalım mı, ne dersiniz" diye. Bir beş saniye kadar donakaldıktan sonra ağzımdan çıkan şu sözlere ben bile inanamayacaktım: "Siz ilacı verin, izleyin, yarım saate düşer ateş, sonra da uyur; baktınız iyileşmedi yine haberleşelim ama şu an Elifi almayacağız, ben birkaç güne işe başlayacağım ve süreci bu halde bir görelim" Çok kibar ve tecrübeli bir hanım  zaten hemşire, "ilacı sizden habersiz veremem o yüzden aramıştım, nasıl derseniz" dedi. Tabii o an benim içimde bir şeyler koptu mu! "Vay sen ne vicdansız annesin" diye. Çok ağlamadım ama çok üzüldüm. Karabalığa söyledim, şok oldu "hemen gelip alıyoruz demedin yani" diye, "yok" dedim. "senden hiç beklemiyordum bu tepkiyi, iyi yapmışsın" dedi. Akşamüzeri Elifi almaya gitmeden önce tabii ki ben aradım kreşi, öğretmeni durumunu anlattı ve ben çok rahatladım.
4. gün: Ben işe başladım. Hastalığım tam iyileşmeden :/ Gerçi hala burnum aktığına göre beklememem iyi olmuş :)
5. gün: İlk 2 hafta Elifin yastğını götürmüştüm ve Öğretmeni Elifi düzeni bozulmasın diye ayağında sallıyordu ki... Bugün ilk defa yatağında uyuttuğunu söyledi. Ben şok!
3. hafta: Bu hafta da bitti. İletişim kartları sayesinde her gün ne yedi ne yaptı öğrenebiliyoruz. Dün piknik yaptılar mesela :) Ayy ben bir heyecan yap! Yanına hem meyve hem kurabiye verdim iki çeşit.
Psikologun bize demesiyle "siz çok sakin olduğunuz için Elif çabuk kaynaştı"
"Bahsettiğiniz kişi ben miyim?" deyince kız güldü ama ben espri yapmamıştım.
İlk günlerde Elif yolda da bir şeyler atıştırdığı için kreşteki kahvaltıya çok sıcak bakmamış, biz de taktik değiştirdik ve kreşe kadar (zaten 15 dakika) bir şey vermiyoruz. Tabii ki ısrarla "mama mama mama" diyor ve ben ısrarla "mama kreşte" diyorum. Son haftada ise şahane bir çözüm buldum: şarkı söylemek.
İnsanın evladının zayıf noktasını bilmesi kadar güzel bir şey olamaz :) Ali Babanın çiftliği geçerliliğini yitirince "pazara gidelim, 1 elma alalım, pazara gidip 1 elma alıp napalım, happur huppur yiyelim" şeklinde çeşitli meyve-sebze versiyonları olan şarkıyı durmadan söyleyince Elifin neşesi yerine geldi çünkü bazen pazardan nane alıyoruz, kısır yapmak için (şarkı gereği) Hatta bugün pancarı kaynattık, kayısıyı reçel yaptık, soğanı doğrayıp buzluğa attık sonra köftede kullanmak için :) Ona video açsam da susardı belki ama yanlışa yanlış bir uygulamayla son vermek istemedim. Video çocukların susturucu ise bunu cidden oldukça nadir zamanlarda kullanmaya çalışıyoruz. Hani hiç durmadığı zamanlarda mesela. Tv zaten olmadığından işimiz rahat.
Bugünlerde "nasılsın, çok ağlıyorsunuzdur ayrılırken" diye yazan çok kişi oldu. Ki hepsi de canım arkadaşlarım. Ya ben öncesinde çok ağladığım için kendimi iyice hazırladım ya Elifin kreşte bizden öğretmenine gülerek sevinerek gittiğini görüp içim rahatladı ya ben birkaç ay sonra patlayacağım daha olayı idrak edemedim ya da... Ben vicdansız biriyim. Bilmiyorum.
Elifin kreş süreci en çok işyerindeki abi-amcaları rahatsız etti. "15 aylık bebeği kreşe mi verdiniz" tepkisinin farklı tonlamalarda söylendiğini düşünün. İşte ben hepsine " evet verdik, ne kötüyüz değil mi? Bir deneyelim dedik belki Elif ilerde çok güçlü bir çocuk olur"diyorum. Sanırım bana daha da kızıyorlar.
Bir de arada psikolog bizi rahatlatmak için cümle içinde "küçük olduğu için" diyor ya... İşte ben o cümleyle rahatlayamıyor daha da endişeleniyorum :) Hele ilk gün... "Bu hafta alışamazsa üzülmeyin henüz çok küçük" dedi. Evet dedi bunu. O bir saniyede gittim geldim kıza sarılıp ağlamamak için. Tamam neyse ki ağlamadım.
Amma da yazdım ve lafı uzattım değil mi?
Şimdilerde bize verilen kreş çantasından çıkan günlük iletişim kağıdını okumak, çantaya temiz kıyafet koymak bizim evin heyecanı.
Öğretmeni birkaç gündür Elifi benim ona verdiğim hikaye kitaplarını okuyarak kendi yatağında uyutuyor, çok mutlu oluyoruz.
Bu yazıda belki kreş hayatını övmüş gibi oldum, bilmiyorum. Sadece bizim durumumuzda bize en uygun çözüm kreşti ve kreşin olumlu taraflarına odaklanıp kendimi ve Elifi stresten uzak tutmak istiyorum.
Bir de yazmazsam olmaz, Elifi kreşe vermeden bir gün önce babalar günüydü, kuzenimi aradım gününü kutlamak için. "yarın elif kreşe başlayacak böhüüü" de demiş olmalıyım ki bana şunu dedi "sen Amerikada olsaydın ve Elifi daha küçük yaşta kreşe verseydin  daha kötü bir anne olmazdın çünkü orada herkes öyle. Türkiyede anne-babaların çocuklarından kopamıyor olmaları, kreşe daha geç yaşta göndermeleri sen Elifi daha erken gönderdiğin için seni kötü gibi hissettiriyor. Farklı bir ülkede olsan bu vicdan azabını duymayacaktın" dedi. Bu cümle benim aklıma yattı mı, ki zaten aklıma yatacak cümlelere ihtiyacım vardı daha geceden ağlıyordum :/
İşyerimizin çok neşeli bir yer olduğunu söylemiş miydim? Bana şunu diyen oldu: "Hii, kreş mi? Arada baskın yapmalısın oraya, git ve kamera kayıtlarını izle, rehavete kapılmasınlar" Önce şaka yapıyor sandım ama baktım yok değil, gayet ciddi bir yüz ifadesi var. Şaşkınlıktan ben yine gülüvermişim... Cevap bile vermedim.
Kendi anneliğimi arada tartıp biçerken fark ediyorum ki oldukça ortalardayım yani ne çok pimpirikliyim ne de xxl olarak geziniyorum(ki anneme göre öyleyim :P ) Burnu aktığında ya da yemek yerken elimde peçeteyle çocuğu devamlı olarak silmeye/temizlemeye çalışmıyorum, son zamanlarda iştahı eskiye göre oldukça kapandı elimde kaşıkla gezmiyorum, düştüğünde paniklemiyorum(genelde, bazen de aklım çıkıyor) ve devamlı tertemiz giyinmesine dikkat etmiyorum hele ki uyum, kombin vs. bende hiç yok. Sanırım herkes içinden nasıl geliyorsa öyle davranıyor çocuğuna benim de kendi öz mayamda bunlar yokmuş demek ki. Ama aile mayamda var bak hatta annem bana deli oluyor kıhkıhkıh :)
Dün odaya biri -ki gerçekten muhabbetim yok- "esra hanım, başlamışsın hayırlı olsun, çocuğunuzu 15 aylıkken kreşe nasıl verebildiniz?" diyerek girdi gayet de yüksek bir ses tonuyla. "Ya tüh bak nasıl unuttuk sizden izin almayı" diyecektim ama demedim, onun yerine "Biz yeni nesil anne-babayız ve çok vicdansısız,o yüzden zor olmadı" dedim. Adam da bir şey diyemedi. Demek böyle olmak lazımmış, ben yeni yeni anlıyorum. Aklımdan geçen ilk cümleyi söyleyebilecek kıvama da gelirsem yani o kadar pişersem kendimi tebrik edeceğim :)
Sanırım şimdilik bu kadar yazacaklarım. "Aaa bak bunu yazmayı unutmuşum" dediklerimi de ikinci postaya yazarım artık.
3 haftamız aşağı yukarı böyle geçti.
Kreşte olması diğer seçeneklere göre aklıma daha çok yatıyor ancak ne olursa olsun bence imkan varsa sanki 2 yaşına kadar anne-bebiş bir arada olmalı diye düşünüyorum ben de.
Bir de sınıflarında Mira isminde bir kız var, ilk hafta ben de görmüştüm uzaktan, ailevi problemleri varmış ve çocuk hala alışamamış gibi duruyordu Elif başladığında, derken Elifin ona yakınlaşmalarının Miraya da iyi geldiğini duydum, gözlemledim, hani belki de dedim Elifin kreşe başlamasının da vardır bir sebebi...
*Görseli sonra ekleyeyim :)

Devamını oku »