Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




7 Mart 2017 Salı

Değişim Güzeldir- Mide

Bu yazıya nasıl bir başlık yazsam aslında bilemedim ama sanırım en uygun başlık bu olacak...
Değişim ile neyi kast ediyorum, güzel olan nedir ve ben geçen gün neden kruvasan yemedim gibi soruların cevapları ve çok daha fazlası az sonra bu blogda :) Televizyonda hala böyle şeyler söyleniyor mu acaba bilmiyorum, televole gibi oldu cümlem çünkü. Bazen istatsitiklere bakıp korkuyorum. Benim aklımda olan 20-30 kişilik bir grup iken (hani okuduğunu bildiğim tahmin ettiğim diyeyim) rakam bunun katları olunca bazen yazmaya çekinmiyorum desem yalan olur ama neticede burası herkese açık olarak oluşturulmuş bir portal. İnsan bloguna yazınca ilk zamanlarda olduğu gibi sadece kendisi okuyor sanırım :)
Neyse gelelim fasülyemizin nimetlerine:
Aklımın hep bir köşesinde olan şeyler geçtiğimiz pazar günü taşarak gözüme görünür hale geldi ve ben onları daha da fazla duymamazlık edemedim. Buzdağı kütlesinin görünmeyen yüzü gibilermiş meğerse. Böyle diyince biriyle kavga ettiğim falan sanılmasın. Yok, kavga etmedim. Sadece güzel bir aydınlanma yaşadım. Ve o an'dan itibaren etkisi devam ediyorsa bunda Tüten ile yaptığımız çalışmanın çok büyük bir etkisi var: "Kapılma, gözlem yap." İşte bu cümleye ve felsefesine bayılıyorum. Çünkü öncesinde iyi bir haber aldığımda bunun sevincini en fazla 10 dakika yaşayıp sonra "acaba"larla sarmalanıp en sonunda da o duygudan uzaklaşıyordum. Veya tam tersi kötü bir haber almışsam onun etkisiyle soğan gibi kavrulup renk değiştiriyorum. (okuyan zannedecek ki bu kız soğan kavuruyor, hayır, soğan ve sarımsak sevmem, o yüzden yemeğe sadece soğanı bütün atarım,o da eliften sonra yapmaya başladığım bir şey) Diyeceğim o ki, neticede iki uç duyguyu da yine uçlarda yaşıyor(d)um. Şimdi bu uçlardan biraz daha ortalara (kendi ortam) gelmeye ve "kapılmayıp gözlem yapmaya" başladım. Bunu son zamanlarda daha iyi yapabiliyorum ki bunda da Tütenle çalışmaya ara vermemin etkisi oldu. Çalışmaya ara verince ben çalışma sırasında öğrenip uygulayamadıklarımı -neden bilmiyorum- uygulayabilmeye başladım. Yemek yemişim, sevmişim ama sindirememişim gibiydi belki. Şimdi fark ediyorum ki mideme iyi gelmiş bu güzel yemek.

Pazar günü aydınlanmaları:
1. MİDE: Vücudumuzu tanıyalım öncelikle ki ben gerçekten tanımıyorum. Mide yerine başımı değilse de başka yerimi gösterebiliyorum. Bunun için bile kitap aldım. Gülmeyin, valla okumaya başladım :) Ne kadar zamandır bilmiyorum ama uzun süredir (migrenle başladı dersek 8-10 yıldır) mide rahatsızlığım var. Endoskopi ve kolonoskopilerden de sonra anlaşıldı ki adı ülser miydi neydi ondan bir şeyler var (yoksa gastrit miydi, neyse başlangıç seviyesinde olandan) ve az/sık yemem gerek. Ki bu zaten yaptığım bir şey (meğer değilmiş). Ama doktor bir de "Evde yoğurt ve kefir yap, onları ye, kızartma vb. yiyeceklerden uzak dur." demişti ama ben bunu münasip bir yerimle dinlemişim çünkü doktordan çıktığımda karabalığa "Bişiim yokmuş benim yeaaa" demiştim. Hı hı yoktu, hatta maşallahım vardı. O yüzden mi her yemekten sonra soda içme ihtiyacı hissediyordum? Çok önemsemedim, Beypazarı soda aşkımı bilen bilir. Ortamda yoksa anında suratım düşer :)
Tütenle yaptığımız bir çalışmanın sonucunda Tüten bana "Alkali Beslenme"ile ilgili bir şeyler de söylemişti ve her zamanki Esra tepkisi ile acile koşarcasına gidip kitabını aldım, okumaya başladım ve kısa sürede de elimden bıraktım. "Ay aman çok zormuş, yapamam ben" dedim. Nasılsa her gün içtiğim suya limon koyuyordum, daha neydi yani? Bir de "diyet" lafı beni çok iter, hani yapacağım varsa da yapamam. Geçen bir yazıda söylemiştim (umarım yayınladığım bir yazıdır :) bir şeyi bana "zorla" yaptırmayacaksın, ters tepiyor diye... İşte diyet denilince yok dukan yok tukan insanlardan okuduğum, gördüğüm hep kısıtlayıcı şeylerdi. Ki tam burada kabul ediyorum, bilgim olmadan ne çok fikir üretmişim... İnstagramda tamamen öylesine (demek ki değilmiş) takip ettiğim bir sağlıklı beslenme hesabı var, pazar günü öğlen canlı yayın yaptı ve ben kendimi 50 dakika boyunca onu dinleyip notlar alırken buldum. Hatta resmen yakaladım!
Tüm bu parçaları birleştirince şunu anladım: Ben gerçekten oldukça sağlıksız besleniyorum ve her yemekten sonra midem yanmaya başladığı için Gaviskon içiyor ve pişmanlık duyuyor(d)um "o kadar yemeseydim" diye. Bak şimdi... İnsanın kendine yaptığı eziyeti başka biri sana yapamazmış ya, bu da onlardan biri sanırım. Veya ben geç anlayan insanlardan mıyım ki diye düşündüm. Pazar günü ise tüm bunları bir kenara koyup (diğer konuları sırası geldikçe ayrıca yazacağım) midem ve kendim için bir şeyler yapmaya başlamaya niyet ettim.
Bu bir tür GAZ olsaydı, eminim şimdiye kadar biterdi. Çok şükür ki gaz değildi, güzel bir aydınlanmaydı ve etkisi hala devam ettiğine göre iyi bir şeydi.
Aldığım ilk karar, kendimi baskı altına almadan, liste yapmadan, sakince hareket etme kararıydı.
Dolayısıyla etrafa saldırmadan ve kitaplara koşmadan, ilk aşamada neler yapmak istediğime ve yapabileceklerime baktım.
Niyetim belli: sağlıklı beslenmek. (yanında kilo da verirsem tadından yenmez ama bu durum gerçekten yakından tanıyanlar da bilir, pek önemsediğim bir şey değil.)
Buraya başka bir başlıkta "İNSANLAR EVDE YOĞURT YAPMAYI BİLMİYOR VE BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMİYOR OLABİLİRLER." diyecektim ama ona fırsat bulamadan bu yazıya başladım. Dolayısıyla:
YOĞURT: İşte böyle bir alt başlıkta yoğurt konusunu iyice detaylandıracağım. Etrafımda çoğu arkadaşım ve tanıdığım yoğurdunu evde yapıyor ve bana neden yapmadığımı soruyordu. Artık o kadar sıkılmıştım ki kendimi anlatmaktan ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Çünkü olay eninde sonunda "sağlık" konusuna geliyordu.
Elif doğmadan önce evde yoğurt yapmayı asla düşünmemiştim. 6. aydan sonra "mahalle baskısı" galip geldi ve hazır yoğurt vermenin çocuğa bir nevi "zehir" veriyormuşum baskısından kendimi kurtarmak için yoğurt tapma makinesi aldım. Çünkü tencerede yaptıklarım TUTMADI. Yine söylüyorum, OLABİLİR BÖYLE ŞEYLER! Makinede birkaç ay yapmaya çalıştık ama sürdüremedik ve bundan sonrasında benim uykusuzluğum da tavanken Elif'e de içtiğim kahveden içirmeye başlayınca (kafayı yediğim dönem) yemişim ev yoğurdunu demeye başladım. Sonrasında ise belirli aralıklarla ev yoğurdu yapmayı GERÇEKTEN denedim ama yapamayınca pes ettim. Ta ki geçen ay "Ben bu yoğurdu mayalayacağım arkadaş" diye inadım tutana kadar. Ki inadım gerçekten neredeyse hiç tutmaz. İşte herkesin kurduğu o "Yoğurdu neden evde mayalamıyorsun? O kadar kolay ki... 1 litre sütü kaynat-soğut, parmağını sok 7ye kadar sayabiliyorsan mayasını at karıştır, 4 saat beklet, yoğurdun hazır." lafını o kadar çok duydum ki yoğurdu yapmanın tek şeklinin bu olduğuna ve bu kadarcık basit bir şeyi bile beceremediğime hayıflanıp durdum. Ben de yöntem değiştirdim ve yoğurt mayalama hakkında yazılanları okudum, yapanlara sordum ve elimde kalem ile kağıtla resmen deney1, deney2 şeklinde kullandığım değişkenleri de yazarak: şu tencere, şu battaniye, şu kadar maya diye resmen sonuca ulaşmaya inat ettim. Yine olmadı. Belki de üzerine bu kadar düştüğüm için olmadı. Akışına bıraksam olacaktı kim bilir. Dün en sonunda AOÇ'nin "yoğurt yapma kiti"ni aldım ve 3 litre süt ile yarım litre süt alarak, içinden çıkan mayayı da ekleyerek denememi yaptım. Sonuç evet başarılıydı ama önemli olan bunu bir kez başarmak değil devam ettirebilmekti. O yüzden devamı hakkında şu an için bir fikrim yok ama bu sana neyi gösterdi derseniz,


-Bir şeyi sadece 1 veya 2 kez deneyip "yapamam" demek yerine, onu farklı zamanlarda denemenin ve üzerinde baskı yaratmadan pes etmemenin önemli bir şey olduğunu, (ki yoğurt örneğinde üzerimde baskı kurduğumu itiraf etmeliyim)
- Başkalarının benim neyi iyi/kötü yaptığımı değerlendirmelerine izin verip bundan da kendimi yargıladığımı. (Bu kısmı başka konularda da hatırlayıp uygulayacağım)
- Evde yoğurt mayalamanın ZORUNLU değil aslında KEYİFLİ VE KOLAY olduğunu.
"Kolay" olduğunu başkaları söyleyince bende ters tepmiş sanırım.
Ve daha da var. Şimdi bu kadar yoğurtla ne yapacağını bilemiyor dersiniz :))

Bu yazıyı bu haliyle yayınlamadan 10 gün geçince haliyle yoğurt yapma konusunda da gelişmeler yaşandı. İlk mayaladığım yoğurdun tadı pek de güzel değildi ama kıvamı iyiydi. Bir sonrakinin tadı daha iyiydi, en son pazar günü mayaladığım ise bence efsaneydi ahahaha :) Kendi yoğurdum diye demiyorum ama pek güzel olmuştu.
Öncesinde neden yapamadığımı kabaca anladım:
- Mayayı koyarkenki sıcaklığı çok iyi belirleyememişim. Parmağımın ölçüsü pek işe yaramamış anlaşılan şimdi karabalığa ölçüm yaptırıyorum. Yanacaksa onun parmağı yansın hesabı :)
- Bir de 4 saate takmışım kafayı. 4 saatte açtım ve baktım yoğurt olmamış mı? Hop döküyordum onu tutmamış diye. (gülmeyin valla olabilir böyle şeyler)

KAHVALTI:
Kahvaltı yapmayı çok severim. Evde yapma imkanımız olmuyor diye yanımıza tost alıp arabada yapıyorduk. Ve ben tostumu Uno'nun çavdarlı ekmeği ile yaptığım için içim çok rahattı, yanında da yumurta. Oh mis, daha ne olsun?
Madem o kadar iyiler, benim neden midem kötü oluyordu peki?
Pazar günkü canlı yayından sonra aklıma Pino Hanımın kahvaltıları geldi. Birkaç meyve parçası ve hindistan cevizi... Nasıl doyuyor ki acaba diye düşünmeden edemedim ama daha önce sadece 1 kere deneyip hoşlanmadığım halde yine de bir paket aldım ve akşam eve gelince yemekten sonra ve önce yedim. yedim. yedim. sonra şiştim şiştim ve patlayacak kıvama geldim. Meğerse inanılmaz doyurucu bir şeymiş! İki gündür bu kahvaltılar ile doyuyorum ve hatta arttı da ara öğün yaptım.

Blueberry'nin neden bu kadar pahalı olduğunu bilmiyorum :(

Bunları yedikten sonra hiçbir şey hissetmedim. Yerken mutlu oldum çünkü hindistancevizi resmen acayip güzel bir şeymiş. Pişmemiş kestaneye benziyor tadı ki ben o tada bayılırım.
Ekmek yok

Ekmek yok

1 dilim siyezli ekmek :)
İşte o 2 günden sonra kahvaltılarım da çeşitlendi, nasılsa arabada yiyorum diye menemen bile yapar oldum. Hatta bu sabah kefir içtim ve bir parça hindistan cevizi yedim. Öyle o kadar. Yanıma aldığım yedek şeyleri de yanımda işe getirdim. Bunu hep söylüyorlar ama ben daha önce içselleştirmemiştim. "Önce gözün doyacak" lafı var ya, çok haklı ve güzel bir lafmış yahu!

ARA ÖGÜNLER:
İş yeri için yanıma Laktozsuz süt getiriyorum ve açlık hissedince sütümü içip yanına da kuru incir veya hurma yiyorum. Süt tek başına iyi gelmiyor bana. Laktozsuzu da mecburen içiyorum. Sütteki şekerden rahatsızlık duyuyorum.
Onun haricinde çiğ kuruyemiş yiyorum arada, salatalık veya semizotu veya marul :)
Evdeysem biraz daha çeşitlendirebiliyorum ama çok da değil. Yani henüz icat yapabilmiş değilim :)
Mesela avokadoyu süzme yoğurt ile karıştırıp veya limonlayıp yemeye çalıştım ama hala çok sevemedim. Varsa tarifler avokado ile ilgili yazarsanız sevinirim.

ÖĞLE VE AKŞAM YEMEĞİ:
Bu noktada en radikal karar, yemekhaneye gitmeyi bırakmam oldu. En azından çorba içerim diyordum ama başka şeyler de yiyordum elbette. Örnek foto koyuyorum. Bu gördüğünüz fotodakilerin yarısını ya da en fazla üçte birini yiyordum ama sonuçta yine şişiyordum.


Glutensiz makarna alıp yemeye çalıştım! Yiyemedim kesinlikle. Glutensiz yaşamak zorunda olanlar tadına nasıl alışıyorlar bilmiyorum ama ben cidden yiyemedim.



Öğle yemeklerini evden getirmeye başlayınca daha hafifledim ama akşam yemeklerim hala oldukça geç bir saatte (en erken 19.00) yendiği için çok ilerleme kaydedemedim henüz.
Nohutu haşlaıp minik poşetleyip buzluğa atıyorum bende, çıkarıp baharatlıyorum. Lakin hepsini bir anda yemiyorum ki şişmeyeyim :)
Bir de mesela dün iş yerinde oldukça canım sıkılmıştı hatta yanıma eşim geldi ve dışarıda yiyelim havan değişsin dedi. Yanımda nohutum vardı ama dışarıda oh mis tantuniyi yedim. Ne pişmanlık duydum ne de kötü oldum :) Duygusal bir açlık yaşıyordum ve bunun farkındaydım ve o ekmek arası tantuni (yanına da şalgam) bana iyi geldi :)

Kısacası kendimi sıkmadığım sadece bilinçli hareket ettiğim ve üşenmeyi bir kenara bırakmaya başladığım bir sağlıklı beslenme dönemine başladım. (tantuni sonrası evde hafif bir şeyler yedim)

Hakkımda hayırlısı diyelim...
10 günün sonunda 2 kilo vermişim ve beni gören arkadaşlarım inceldiğimi söylüyor ama açıkçası ben kendimi daha huzurlu/hafif hissediyorum. Veya bir şeyi başarmış olmanın mutluluğu diyelim :)

SU İÇMEK:
Kışın su içmek gerçekten benim de çok aklıma gelmiyor. İçine İngiliz karbonatı ama en çok da limon atınca çok kolay içiyorum. Sabah içtiğim ılık suya da ELMA SİRKESİ koyuyorum. O da nasıl yapıyorsa mide asidimi mi alıyor yoksa placebo etkisiyle ben rahatlıyor muyum bilmem :)
Günde bazen 2 litreyi bulmuyorum bile ama ortalama 1.5 litre ile götürüyorum diyelim. Azaltınca böbreğimi ve düşürüğüm 4.5 mm'lik taşı hatırlayıp hop su içiyorum ahahaha :) Aslında vücudumun sesini açsam bana "su iç" diyecek de şimdilik kulaklık takıyorum. (bu yazıyı yazarken kulaklığım yok, o yüzden sesini duyuyorum. "Su iç Esoş!")

KAÇAMAKLAR/ ZAAFLAR:
Yiyecek açısından bakacak olursam en büyük zaafım cipsler ki bunu da yakın zamanda bir tiksinme ile bertaraf etmiş bulunuyorum :) Onun haricinde makarna veya börek varsa dayanamayanlardanım ve tabii çıtır Ankara simidi. Hatta bugün öğlen yemeğimin üzerine dışarı çıkmışken bir tane aldım, işe dönünce yarısını yedim. Oh mis :) Önceden olsa tamamını tek lokmada hüpletirdim. Şimdi biraz daha insanca ve insaflıca yiyorum.
Tatlı ile zaten aram yok. En son ne zaman Nutellavari yedim hatırlamıyorum zaten almıyoruz. Ama iş onunla bitmiyor. Malum günlerde fıstıklı bir şeyler canım çekiyor, onları da yiyorum. Benim asıl sebebim başımı ağrıtması tatlının. Ama işte arada kruvasan yiyorum o da Grano'dan :)
Zaaf demişken epeydir kullanmıyorum ama ketçap ve mayonez de seviyorum ben. Napayım yani seviyorum :)
Kaçamakları da gözümde büyütmüyorum. Abur cubura çok düşkün değilim çünkü hep "sonrası"nı düşünüyorum. O sebeple de midemi ağrıtmak istemiyorum :)

SORULAR:
- Sizin de benzer şekilde mide veya migren hassasiyeti sebebiyle dikkat ettiğiniz yiyecekler var mı?
- Kinoa, chia vb şeyleri nasıl tüketiyorsunuz? (Ben haşlayıp yiyorum öyle :)
- Aklınıza gelen örnek yemek menüleri var mı?


* Fotoların estetik kısmını görmeyiverin gari :)
** Gülmeyecekseniz bu seriyi üçleme yapayım diyorum. "Mide-Baş-Ayak" diye ahahaha. Sinema hocalarım bu yazıyı okumayacak nasılsa :P

12 yorum:

  1. Benim çok sevdiğim ve yapımını son yayınımda paylaştığım avokadolu bir tarifim var.
    http://madamdogonc.blogspot.com.tr/
    Bu tarif dipsos olarak geçiyor ama ben fazla yapınca sandiviç ekmeğine sürüp peynirle de yemiştim.
    Belki fikir olur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhba, dip sos olarak ben de seviyorum hatta sanırım sadece öyle seviyorum :) Ama paylaştığınız için çok teşekkürler, patates görseline bayıldım. Resmin içine girip patatesi yiyesim geldi :)

      Sil
  2. Ben yoğurdu hiç örtmeden direk fırına koyup kapağını kapatıyorum. Çalışmayan soğuk fırına. Ayrıca mayası tutmayan yoğurdun kabını ya sıcak suya oturt, ya da fırını ılıtıp biraz içinde beklet. sonuç super.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fırın işini denedim hatta uzun süre de tuttum ama olmadı. Sanırım ben yine anam babam usulü battaniye örtmeye döneceğim :)
      Sıcak suya oturtma işini bilmiyordum bak, çok teşekkürler :)

      Sil
  3. O üsengeclik olmasa neler yapcaz aslinda :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yapmaya başladıysam sen haydi haydiiii yaparsın ki :)

      Sil
  4. Pisboğazlı olarak bir sağlıklı besleniyorum bi sapıtıyorum..
    bu ara ekmek yerine kahvaltıda ceviz yiyorum..gayet de doyuruyor ceviz peynir yumurta üçlüsü..yanında bazen zeytin ve yeşillikle..
    sirkeli su midemi çok bulandırdı vazgeçtim kendisinden..
    yoğurdum güzel oluyor ama keşke biraz daha katı yapabilseydim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kahvaltı gerçekten günün en önemli ögünü bence de. Güne nasıl başlarsan öyle gidiyor, o lafa katılıyorum. İçinde yeşillik olan kahvaltılar beni de daha mutlu ediyor mesela :)
      En güzel yoğurt seninkidir eminim. Neticede emek var içinde :)

      Sil
  5. Benim de aynı aydınlanmaya ihtiyacım var sanırım :) sakıncası yoksa bahsettiğiniz ig hesabını paylaşabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında yazacaktım ama unutmuşum.
      pinoeatshealthy ile aydınlanma yaşadım.
      behappybelight hesabını da seviyorum :)

      Sil
  6. Esoşum, ultra süper bir yazı olmuş yine. Ben ancak okuyabiliyorum :)
    Sana zamanında "ama yoğurdunu kendin yapsanaaaa" diyen ibiklerden biri de benim. Ama 1 senedir ben de yoğurt yapamıyorum. İlk bırakma sebebim, benim de üstüste 4-5 kere tutturamamış olmamdı. Üstelik makinede yapıyordum biliyorsun ama n'aptıysam tutmadı bozuldu ekşidi hatta. Sebep: İzmir'in çok aşırı sıcakları. Hadi dedim, sonbahar olsun tekrar mayalarım veee tembelliğe alışan vücut, 1 yıldır yoğurt mayalamıyor :( Ama başlıycam tekrar (inşallah). Ama en azından hergün kefir yapılıyor, maya bulup onu yapmayı dene, tutmama-bozulma ihtimali yok en azından :)
    Avokadoyu son zamanlarda biz şöyle tüketiyoruz ve çook seviyoruz: az tuz az karabiber ve az limon suyuyla ezip, bu püreyi ekmek/simit/ne istersen üzerine sürüyorsun, üstüne de yağda yumurta veya beyaz peynir ile tüketiyorsun. Nefis oluyor. Hatta geçen ekmek üstüne sürüp üzerine 1-2 dal roka ile füme alabalık koyduk yedik, tadına doyamadık resmen. Deneyebilirsin ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay canım ya niye sen kendine ibik dedin şimdi ahaha hem güldüm hem üzüldüm iyi mi :) Yoğurt işi biraz da sevgi işiymiş ve benim için vakti şimdiymiş diye düşündüm. Ama açıkçası illa bununla devam edeceğim de demiyorum. Bakalım zaman ne gösterecek :)
      Kefiri arkadaşım anlattı, dediğin gibi aslında kolay ancak süreklilik arz eden bir şey olduğundan ben şimdilik AOÇ'nin kefirini alıyorum ve çok seviyorum :)
      Avokadoyu senin dediğin şekillerde de denedim ama cıks beybim sevemedim :( Napalım :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...