Yıllar önce “aman doktor derdime bir çare” demekten
vazgeçmiş hayatımı altüst eden migren için “alternatif” yollar arayışına
girmiştim. Bunlardan biri de “refleksoloji” idi. Biraz da çekinerek gittim bu
eğitime çünkü ben çok gıdıklanırım J
Güzel geçen 1 saatin ardından yanımızdakilerle eş olmamız
istenmişti. Benim eşim de bol gülüncüklü neşe dolu bir insandı. Ben sanıyordum
ki oraya sıkıntısı olanlar gidiyor. Halbuki bu bayan grubun negatifliğini bile
silip süpürmüştü. Enerjisini çok sevmiştik. Eğitmen herkese tek tek “neler
yapıyorsunuz, kimsiniz” vs. dediğinde onun verdiği cevaplara inanamadık. İki
tane çocuğu vardı, şarkı söylüyordu ve “Alternatif Anne” diye bir sitenin
kurucusuydu. Benim tanıdığım iki çocuklu anneler mutsuz olur, evde oturur(en
azından şarkı falan söylemez) / memurluk yapar ve kendi annelerinden
öğrendikleri ne varsa onu uygularlardı J “Alternatif Anne ne ola ki?” diye kurstan sonra
üşenmeyip google’da aratmış; konular o zaman –doğal olarak- hiç ilgimi
çekmediği için “hıı iyiymiş” diyip sayfamı kapatmıştım. O sayfa tekrardan
yıllaaar sonra açılacaktı. “Annelik nasıl bir şeydi?” soruları üzerinde
düşünürken- ki düşünmeme pek gerek yokmuş; zaten bebeğin kucağına düşünce ne
olduğunu kıyısından yakalıyormuşsun- karşıma hep “Alternatif Anne” sayfası
çıktı. Refleksoloji eğitiminde eşim olarak çalışma yaptığımız kişi de “Gülüş
Türkmen” olarak tam karşımda duruyordu. Bu arada bir kitap yazmıştı: “Anneliğin
Ötesinde” isminde.
Hani bazı kitaplar vardır devamlı karşınıza çıkar ama
almak/okumak için doğru zamanı bekler. İşte bu kitap da benim için öyle oldu.
Hamileyken de bir dolu okumuştum anne/çocuk/hamilelik üzerine olan kitaplardanve tabii ki ilk günlerde okuduklarımın çoğunu hatırlayamamış fırsat buldukçabir kez daha okumuştum. Bir ara o kadar çok kafam karıştı ki Krap amca ile
Tracy ablayı rüyamda tartışırken gördüm. “Durun yahu benim için kavga etmenize
gerek yok. İkizinizi de okudum ve sadece aklıma yatan kısımları uygulamak
istiyorum ben.” Diyip uyandım.
“Tarihin Işığında Trendlerin Gölgesinde Çocuk Büyütmek, ne
demek acaba?” diye meraklanıp kitabı aldım. Okumaya henüz başlarken aradığım
kitabın bu kitap olduğunu hissetmiştim. O kadar çok görüş/anlayış/
yorum/yönlendirme vb. vardı ki etrafta. Sanki birini yapmasanız “kötü anne”
olacaktınız. Hele ki sezaryen konusundaki çekincemin en çok bu garip “mahalle
baskısından” olduğunu fark edip –neyse ki doğumdan önce- şartlarım normal doğum
için uygun olmadığından gayet de güle oynaya sezaryene girmiştim. Belki ben
öyle hissediyorum dedim. Yani etrafta “aa normal doğum yapmadın mı? Sütün yetiyor
mu? Mama verdin mi?”vb. diyen bir güruh yoktu. Ama yakınımdaki annelerle
konuştukça herkesin bir şeylerden çekindiğini ve anneliğini “gönlünce”
yaşayamadığını fark ettim. Evet “bilgi kesinlikle güç”tü; ancak bu güç bizi
mutsuzluğa da götürmemeliydi. Her şeyin “en ama en ama en doğalı”nı
yap(a)mıyorsak kendimizi suçlu hissetmemeliydik; değil mi J “Bilmem
kim şunları yapmış”; “ben niye yap(a)mıyorum” diye hayıflanmamalıydık. Herkesin
“anneliği” kendineydi J
İşte bu kitabı okuyunca içime biraz su serpildi; biraz
rahatladım. Çünkü hangi kitabı okusanız sizi bir yerlere çekmeye çalışıp “en
iyi yöntem bu; yoksa sen hala uygulamadın mı?” diye bir garip hissetiriyordu.
Ya da tuhaf olup her şeyi üzerine alınan acemi loğusa anne ben miydim J
“Annelik içgüdüleri” sanırım biraz da bu tarz durumlarda
ortaya çıkıyor. Yani bilinçli olmak için okumak güzel ancak neyi ne kadar
uygulayacağınıza bebeğinizle beraber siz karar veriyorsunuz ve bundan da
suçluluk duymuyorsunuz. Bu demek değil ki “ohh ben her şeyi canım istediğinde
yaptım; benden rahatı yok”. Ama kimsenin benim gibi normal doğumu çok çok
isteyip şartları sezaryen oldu diye üzülmesini istemem. Şanslıydım ki dediğim
gibi bunu önceden fark edip bunun bir madalya yarışı olmadığını anladım.
Gülerek girdim ameliyathaneye hem de elimde pandalarımla J
Kitabın sonsözünde "Annelik, bir kadının kendini baştan yaratması için altın bir fırsattır." diyor. Bu sözü de en az "Annelik tarzınız, yaşam tarzınızdır" kadar çok sevdim.
Rahat/ pimpirikli/korumacı/ sevecen/ sabırlı vs. olmamız bir yaşam tarzı neticede. İnsan "anne olunca" bir taraftan "nasıl biri" olduğuna da ayna tutuyor.
3 ayda anladım ki gerçekten annelik, hayatımın en önemli dönüm noktalarıından biriymiş.Diğeri de ergenlik ve evlilik olabilir, bilmiyorum :)
Kim bilir belki bir gün sevgili Gülüş Türkmen'in "Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler" isimli atölyesine de katılma şansım olur :) (ki bunu Elif büyümeden yapmak daha mantıklı sanırım :)
Kitabı okuyanların yorumlarını merakla bekliyorum.
HERKESE KENDİ ANNELİK MACERASINDA KOCAMAN MUTLU/SABIRLI GÜNLER :)