Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




10 Kasım 2014 Pazartesi

Anne(lik) Sohbetleri: Ayşegül & İnci Zeynep :)

Ayşegül ile yollarımız nasıl kesişti hatırlamıyorum ama içinde dolu dolu çocuk kitapları olduğunu biliyorum. Hem de en mamut'undan! Blogu sayesinde "life with İnci Zeynep"e de ortak oldum, neler yapıyorlar takipteyim. "Anne-kız" olmak gerçekten çok keyifli ve ben bu keyfi, sıcaklığı Ayşe'nin gözlerinde ve tabii sözlerinde de buldum. Sohbetimizde bir kahve eksikti, kim bilir belki bir gün o da olur :)
Sevgili Ayşegül,
Çok yakın bir zamanda iş hayatına döndün. Oradan başlamak istiyorum; bu kararı almak zor oldu mu, ilk günler nasıl geçti, İnci Zeynepi kime emanet ettin?
Evet, çok zor oldu, karar vermek başlamaktan çok daha zordu benim için.  Bebeğimi kucağıma ilk verdiklerinde işe bir daha dönmeme kararı almıştım. Hiçbir kuvvet beni ondan ayıramazdı çünkü o çok küçüktü, savunmasızdı bana ihtiyacı vardı. Annem, eşim ya da çevremdekiler işin, kariyerin dedikçe onlara kızdım, sitem ettim. Beni anlamadıklarını düşündüm, anlamıyorlardı da ben anneydim. Kimse bebeğimle ilgili benden daha iyi karar veremezdi. Sonra o minik bebek büyümeye, yavaş yavaş çevresini fark ettikçe benden kopmaya başladı, benim ilk günlerde duyduğum kaygılar da gitgide azalmaya başladı, süreç kendiliğinden gelişti, asla işe dönmem diyen ben yine kızım için işime geri döndüm. Çünkü ona çok daha iyi bir gelecek sağlamak istiyordum. Hemde önünde rol model olmak, kendi ayaklarının üzerinde duran, ekonomik özgürlüğe sahip bir bayan imajı da çizmek istiyordum. Böylelikle işe döndüm. Ben şanslıydım aslında İnci Zeynepe 14 ay ben baktım istediğim gibi, her özel anında yanındaydım. Emeklemesinden yürümesine, ilk gülüşünden ilk kelimelerine her anında beraberdik.

İlk günlerim tahmin ettiğimden kolay geçti. İşe çabuk adapte oldum. İnci Zeynep için maalesef öyle olmadı uzun bir süre her sabah aynı sahneleri yaşadık annesinden ayrılmak istemeyen İnci, neden onu anneannesine bıraktığımı anlatmaya çalışan çaresiz anne ben!

Annelik maceran nasıl başladı?
Anne olmak benim için dünyanın sonu gibi bir şeydi. Bugün hamile kalırsam ertesi gün elime bir bebek verecekler ve al bu senin diyecekler gibi gelirdi. Eşim içinde öyleydi, evimizde hiç bebek konusu açılmaz, yoğun çalıştığımız için bir bebeği de dünyaya getirerek işimizi daha da zorlaştırmak istemiyorduk. Ama zamanla bu düşüncelerimiz değişmeye başladı evliliğimizin 2. Yılında eşimin ben artık kendi bebeğimi sevmek istiyorum cümlesinden sonra artık ailemizi büyütmenin zamanının geldiğini anlamış olduk ve çok geçmeden hamile olduğumu öğrendim. Onu hissettiğim gün şu yaşıma kadar yaşadığım en mutlu gündü. O 6mm lik minik nokta beni ve esimi mutluluktan ağlatmıştı.


Doğum hikâyeni anlatabilir misin? Her şey hayalindeki gibi mi oldu?
Doğum hikâyem,
39+3 günlükken gerçekten çok ağırlaşmaya başlamıştım, oturamıyor kalkamıyor geceleri uyku dahi uyuyamıyordum. Nefes almak çok güçtü benim için çünkü karnım hiç aşağıya inmemişti. Ben yine kendimi pekiyi hissetmediğim için bir umut doktoruma koşmuştum ama ne nst de sancı ne de doğumun tek bir belirtisi dahi yoktu. Benim çaresizliğimi gören sevgili doktorum Ayşegülcüğüm canım çok üzgünüm ama hiçbir belirtin yok dediği andan ağlamaya başlamıştım. Çünkü artık dayanamıyordum.  Zorlanıyordum ve kızıma kavuşmak istiyordum. Ertesi sabah 5te ufak ufak sancılar hissetmeye başladım. Bir iki derken elime telefonumu aldım ve sancı saatlerimi yazmaya başladım. Saat 6 ya kadar not ettim bir saatte tam 6 adet sancı. Eşimi uyandırdım bu sancılarını düzenli olmadığını muhtemelen yalancı sancı olabileceğine kanaat getirdik, çünkü doktorum daha süremizin olduğunu söylemişti. O kadar emindik ki doğumun olmayacağına Emre tıraş oldu, giyindi ve işe gitmek için evden çıktı bile.  Çok geçmeden doktorumu aradım ve hastaneye gelmem gerektiğini söyledi. Saat 10 da yatışım yapıldı doktorum nstde sancılarımı görünce ohh be nihayet dedi. Sabah 5 te başlayan sancılarım aksam 17.16 da kızımı görüşümle sona erdi. Boncuk boncuk gözleriyle yanıma koyduklarında onu kucaklayamadım, sadece içimde kalan bu oldu.Zor bir doğumdu, 45 dakika sürdü, halim kalmamıştı,kolumu kaldırıp kızıma dahi sarılamadım ama yanımda yattı boncuk boncuk bana baktı. O bakışını yıllar geçse de asla unutamam.
Açık konuşmak gerekirse doğum hadisesinde araca değil amaca daha çok bakıyordum. Önemli olan bebeğimi sağ salim kucağıma almak olduğu için doğumla ilgili çok hayal kurmadım. Tabi şöyle bir durumda var normal doğum yapmak istiyordum ve öyle de oldu.


İlk günlerde yanında birileri var mıydı? En çok hangi konularda zorlandın?

İlk 20 gün annem vardı. Daha sonra o da gitti aynı şehirde bile değildik.  Yardım edecek hiç kimsem yoktu ve hayatımda gördüğüm en küçük bebek İnci Zeynepti daha önce hiç yenidoğan görmemiştim. Gazını çıkarmakta bile zorlanırdım, omzuma yatırdığımda acaba nefes alıyor mu diye endişe ederdim, o derece tecrübesiz bir anneydim. Annem bana bırakıp gittiğinde uyuyordu. Onları yolcu ettikten sonra kızımın yanına uzandım ve dedim ki Allah’ım ne olur uyanmasın, uyanıp da ağlarsa ben ne yapacağım diye düşündüğümü biliyorum.  Çok zorlandım evet ama sonra alıştım. Gerçekten annelik içgüdüsel bir şey, şuan düşünüyorum tek başıma nasıl üstesinden gelmişim. Kızıma bakıyorum, geçen sene bu zamanları hatırlıyorum, çektiğim sıkıntıları düşünüyorum, çok şükür diyorum, büyüttüm. En çok zorlandığım konu İnci Zeynepi yıkamaktı. Tek başıma hala bu konuda yetenekli olduğumu sanmıyorum.
Veee tabii ki en merak ettiğim soru: çocuk kitaplarıyla nasıl/nerede/ne zaman tanıştın :)
Kitapları hep çok sevdim daha doğrusu okumayı çok seviyorum.  Elime geçirdiğim her şeyi okuyabilirim.  İnci zeynep'i kucağıma oturtur dergi gazete kitap birçok şeyi okuduğumu biliyorum. Zamanla bu beraber okuma hadisesi zorlaştı tabi.Benim çizgi romanlarım vardır -çizgi romanlara ayrı bir ilgim de vardır bu arada - evde belki ilgisini çeker diye eline verdiğimde gerçekten çok ilgi gösterdi, daha sonra farklı arayışlar içine girdik böylelikle hikâye kitaplarına yöneldik. Bir iki derken her ay düzenli kitaplar almaya başladık.  Şuan arası gayet iyi, umarım ileride de böyle devam eder.

İnci Zeyneple beraber hangi kitapları okuyorsunuz, okuma rutininiz var mı?
Okuma rutinimiz pek yok.  Hemen hemen her zaman okuyoruz. Arabada, anneannede, evde, dışarıda-yanımda oyuncak değil, kitap gezdiren bir anneyim çünkü sadece kitaplar dikkatini uzun sure çekiyor- ne zaman isterse okuyoruz. Kitaplarımız ortada durur. Kendinin rahatlıkla alabileceği yer ve seviyededir. İstediği zaman istediği kitabı alıp ya babasına ya da bana getirir okumamız için.
Daha çok pearson yayınlarının kitaplarını seviyor. Favori kitabı hiç değişmez Mamut yıkama rehberi.
Bunun yanın da babam ne iş yapar? Benim, hayır benim de ikinci sırayı paylaşıyor.

Bebekler büyüdükçe oyun için ayrılan zaman da artıyor. Siz birlikte ne tür oyunlar oynuyorsunuz?
Aynen, iş dışındaki tüm hayatım kızımın.
Biz İnci Zeyneple beraber resim yapıyoruz. Kitap, dergi okuyoruz. Dans ediyoruz. Fotoğraf çekiyoruz. Eski fotoğraf makinemi ona verdim, şimdiden alışın diye.
Açık konuşmak gerekirse oyuncaklarla çok oyun kurabilen bir anne olmadığımı fark ettim. Çok şükür kendi kendine oynama gibi bir huyu var bebeğimin. Yine bende elimden geldiğince çaba gösteriyorum onunla oynamaya ama daha çok biz her işi beraber yapma çalışıyoruz. Beraber masa kuruyoruz,çamaşırları makineye atıyoruz, düğmelerine o basıyor, alışverişi beraber yapıyoruz. Aklınıza gelebilecek benim ya da babasının yaptığı her işte o da bize yardım ediyor. Mesela babasıyla araba yıkamaya bile gidiyor.
Oyun oynamak aslında onun özel vakti ve özel alanı,şöyle ki oyuncaklarının olduğu köşeye gidip oturuyor ve orada istediği oyuncakları alıp oynuyor. Aslında kızım da bana benziyor. Sanki yalnız kalmak istiyor. Ben de böyle zamanlarda ellemiyorum, sıkılınca kalkıp yanıma geliyor. Normalde bizimle çok fazla etkileşimde bulunan bir çocuk, kimseyi yanında istemediği belli oluyor böyle zamanlarda. Eğer ona katılmamızı isterse aaayy diye yaptığı şeyi ya da oyuncağını gösteriyor. Ya da elimizden tutup bizi yönlendiriyor.
En sevdiği ve uzun süre vakit geçirip oynadığı oyuncağı ise bay ve bayan patates kafa. Hem deliklere taktığı göz burun ağız ince motor becerilerini geliştirirken, uzuvları da tanımasına yardımcı oluyor. Bu oyuncağını çok eğitici buluyorum.
 Bebek bakımı/gelişimi ile ilgili kitaplar okudun mu/okuyor musun? Tavsiye edebileceğin kitaplar var mı?
Hamileyken çok okurdum. O kadar çok şey okurdum ki, gerçekten bu konuda çok tecrübe sahibi oldum diyebilirim. Ama bebeğim doğduktan sonra özellikle ek gıda serüvenine başladıktan sonra okumayı bıraktım. Çünkü okuyarak, kitaplara göre bir çocuk yetiştirileceğine inanmıyorum. Tabi ki bende takıldığım konularda kitaplardan ya da internetten faydalanıyorum ama takip ettiğim bir yazar ya da yayın yok.
Sence anne kime denir?
Bence anne çocuğuna güven veren kimsedir.  Ben her mutlu sağlıklı ilişkinin temelinin güven olduğuna inanan bir insanım o yüzden bebeğimin bana güvenmesi her şeyden çok önemli.
Bu arada belirtmek istiyorum işe dönmemde en etkili şey annemin şu cümlesiydi ‘çalış kızım ben hem maddi hem manevi elimden geldiğince arkadayım, sana destek olurum

Uyku eğitimi verdin mi?
Denedim ama beceremedim sanırım J
 1 yaşından sonra uyku hadisesini kızım kendi kedine çözdü.

Yanlış yaparsam diye korktuğun zamanlar oluyor mu?
Yanlış yaparsam diye değilde mutsuz ve duyarsız bir çocuk yetiştirirsem diye korktuğum zamanlar olmuyor değil. Sonuçta anne olsak da hepimiz insanız ve hepimiz hata yapabiliriz. Hele ki kızım ilk evladım, tecrübesiz bir anneyim hata yapabilirim, önemli olan bu hataların düzeltilebilir hatalar olması.
Dediğim gibi benim tek korkum kızımın mutsuz bir çocuk olması ve çevresine duyarsız bir birey olarak büyümesi. Sanırım en çok beni bu üzer.
Anne olunca anladım dediklerin var mı?
Kaybetme korkusunun nasıl bir his olduğunu anladım.

Anne adaylarına neler tavsiye edersin?
Önemli olan annenin mutluluğu ve rahatlığı, anne rahat olduğu sürece bebeğini mutlu ve güvenli yetiştirebilir. Ve bence biraz da çevredekilere karşı kulaklarını kapamalı ve doyasıya bebekleri ve çocuklarıyla yaşamalı, onlarla öğrenmeli, onlarla büyümeli onlarla gülmeliler.


Annelik sohbetlerini çok seviyorum çünkü kimseyi eleştirmeden/yargılamadan bir anne-bebek hayatına kısacık da olsa bakma/gözlemleme şansım oluyor.
"Yargılamak" kısmını özellikle yazdım; son zamanlarda anneler arasında çok moda. Bazen ben de kendimi kaptırmış buluyorum bu akıma ve hemen "dön bak kendine" diye kendimi çimdikliyorum.
İş hayatına yakın bir zamanda döndüğü, kızına harika kitaplar okuduğu için Ayşe ile sohbetimiz benim için dolu dolu geçti. Merak ettiğim sorulara "acaba o anne ne yapmış" diye kestirmeden cevaplar alıyorum. İnanın çok faydalı oluyor benim için. Ah keşke bir de kahveler eşlik etse bu sohbetlere :)
Sevgili Ayşegül, bence biz Elifle İnci Zeynepi önlerine Mamut Yıkama Rehberini koyup bırakalım; bakalım hangisi yıkayacak mamudu :) Katıldığın ve gerçekten içtenlikle cevap verdiğin için çok teşekkürler, sevgiler...

Devamını oku »

Kurtarıcı Müzik: Mahna Mahna :)

Evde televizyon olmadığından (bunu da 1 milyon kere söylemiş olabilirim) Elif'in görsel izleme konusunda eksiği var. Yani misafirlikte bir yerde denk gelip de televizyon görürse "bu ne kiiii" diye etrafına bakınıyor. Biz de tv'yi kapatıyoruz. Hele ki şu aylarda çok gereksiz geliyor bana. Eğitici-öğretici bebek kanalları da varmış ve çocuklar şarkı, sayılar, yeme-içme kültürü vb. şeyleri oradan öğreniyorlarmış diye duydum. Laf atmak istemem elbette ama  2 yaş altı bir çocuğun fazla bir görsel izlenceye maruz kalmasını şahsen doğru bulmuyorum. Bu da bir annelik tarzı/tercihi olsun.
Birkaç ay önce BDK'da şu yazıyı okurken videoyu da açtım tabii, Elif de yanımdaydı o ara. Başladı gülmeye :) "Aaa çok komikmiş değil mi?" falan derken zaman geçti tabii aradan.
Arabada Elif'i durdurmakta çok zorlanıyorum. Yani ciddi anlamda animatörlük yapıyorum. O havuz kenarındakiler az yoruluyordur benden. Arabada yolculuğu mu sevmiyor, koltuğuna mı alışamadı bilmiyorum. Doğduğundan beri o koltukta yani yeni bir şey değil aslında. Bize diyorlar ki "ohh şimdi arabada uyur" Durum bizde pek öyle değil. Hani belki sonunda uyuyor (uzun yolda) ama uyuyana kadar da ağlama krizleri eksik olmuyor. Geçen akşam da misafirlikten dönerken bu video geldi aklıma, izlettim, sustu ve gülmeye başladı. Daha sonraki birkaç sefer daha ağladığında bu videoyu izlettim ve işe yaradı. Demek ki anneler boşa değil nefes almak için çocuğa reklam açıp rahatlıyor :) Kimseyi yadırgamam, büyük de konuşmam ya da konuşmamaya çalışırım çünkü söylediklerini yutma ihtimalin var bu durumda.
Neyse konuyu yine çok uzattım. Bana masum gelen ve çok sevdiğim Muppetlardan siz de zor an'larda faydalanmak isterseniz diye paylaşayım dedim. Abartmamak gerek elbette ki. Ve cidden zor zamanları tespit etmeli ki etkisi azalmasın :) Annelik biraz kurnaz olmayı da gerektiriyor-du değil mi?
Teşekkürler BDK; seviyoruz sizi :)



Devamını oku »

9 Kasım 2014 Pazar

7. Ay :)

Bu ay nasıl geçti, cidden anlamadım.
En son Uşak'ta babaannelerin yanındaydık, bayram vardı...
Aradan 1 ay geçtiğine inanmakta zorlanıyorum.
Hala ek gıdayla ilgili yazımı yazamamışım onu fark ettim çünkü link verecektim ama aklıma geldi de henüz yazmadım ki :) kafamdakilere link verebilirim, ulaşabilirseniz :)
Ah teknoloji..sen ne hallere soktun bizi. Ya da biz kendimizi soktuk bilmiyorum.
Elimizde cep telefonu, kucağımızda laptop, karşımızda radyo (tv yok ya hava atayım radyoyla :P )
7. Ay diyordum değil mi?
Teknolojiyi bu işe nasıl bağladım ben bile kaçırdım.
Bu ayın ennn büyük gelişmesi kuşkusuz ek gıda sürecimiz oldu. Uzun uzun bahsedip yazacağım diğer yazıdan ipucu vermeyeyim ya da dayanamazsam aralarda yazabilirim de :)
Korktuğum kadar olmadı, onu diyebilirim. Ne kadar korkmuşsam artık. Hani bir patatesi havucu kabağı haşlamak ne kadar gözümde büyümüşse... Asıl yemek işleri sanırım 8. aydan hatta 10. aydan sonra başlayacak yani benim "marifetlerim" o zaman ortaya dökülecek. O zamana kadar... Yok yok daha fazla diğer yazımı sabote etmeyeceğim :) Nokta.
Detaylandırsam da çok anlatamayacağım bir diğer durum da: Uyku! Ta ta ta taaa... Bir şeyleri çözdük diyemesem de çok fazla yol kat ettik. İşin püf noktası yani olayın çıkış noktası Elif'in hiç bir şeye alışmamış olmasından kaynaklanıyor. Yani emerek, sallanarak, ayakta, arabada vb. bir rutini olmadı hiç. Kolikten dolayı salllanarak uyuduğu gerçeği de bir masalmış, başrolde de anne balık ve kara balık olarak biz iki şaşkın balık varmışız. Meğerse çocuğum şöyle ağlıyormuş: "Yeteeeer, sallamayın beniiii, ay bi duruuuuun, bak başım döndü haa, inmek istiyorum bu trenden" gibi. Elif'i çok iyi gözlemlediğimi ve hareketlerini çok iyi yorumladığımı zannederdim. Hiç alakası yokmuş. Çocuğu sallamayı bıraktık, çocuk rahatladı resmen. Çok acayip bir düzende değiliz belki ama uyku-uyanma-yeme-içme-gezme-tekrar uyuma konusunda Tracy ablanın haklı olduğu yerler varmış. Onun "yatır-kaldır"" yöntemini uygulamadık esasen. Kim West'e uzaktan selam verip daha çok Elif'i gözlemledik.  İstenilen kıvamda mı? Değil belki ama önceki düzensizliğimizi hatırlayıp elimizdekine şükretmesini de bilelim. Söz konusu bebek/çocuk olunca ahkam kesmemeyi öğreniyor insan. Yani "biz hallettik bu işi" hiç demiyorum/diyemiyorum. Henüz dişi vb. şeyleri görmedik çünkü. Durumumuzda iyileştirme yaptık diyebiliyorum o kadar.
Bütün bebekler bu aylarda sırt üstü yatırdığınız gibi yüz üstü oluyorlar değil mi? Elif'i tersten giydirmeye alıştık da alt değişiminde hala acemiyiz. Tersten alt değiştirebilmek için farklı bir bez tasarımı yapsalar ne harika olur değil mi? Endüstriyel tasarım mı ilgilenir bu işle? Sesimi duyan olur belki? "Elif bir dur" demekten helak olup yeni yöntemler geliştiriyorum. Eline oyuncak da versem göz kontağı da kursam illa o en uzaktaki nesneye ulaşmaya çabalıyor. Geçen gün babası değiştiriyordu altını, bana geldiğinde de ağzı kanıyordu. Samimiyetle söyleyeyim, korktum çünkü ilk defa böyle bir şey gördüm. Ama ikisi de gülüyordu. Babası gayet sakin "pişik kremini ağzına sokmuştu da, sanırım damağını çizdi, bir şey yok" deyince Elif de gülünce ben de sakinledim.
Bir de bu ay Elif'in elinde -cidden nereden geldiğini anlamadığım- ağzı açık çengelli iğne buldum! Ve ona batmamış olması, yutmamış olması tam bir mucize. Bunun için çok ama çok şükrettim.
Geçen aylarda saçlarımın biteceğinden korktuğumu söylemiştim sanırım. Kullandığım şampuan işe yaradı ve minik kahküllerim çıktı :) Soran olursa isim de verebilirim.
Elifle her gün öğleden sonra dışarıda yürüyüş yapıyoruz ve bu ikimize de iyi geliyor. Bazen 1 saat bazense 20 dakika ama ortalaması 30 dakika oluyor bu temiz havanın. Markete uğramışsak Elif bakışlarıyla etrafındakilere laf atıyor, "naber" şeklinde :)
Bu ay tanıştığımız ve hiç sevmediğimiz diğer gelişme de kabızlık oldu. Ek gıdaya başladık ve Elif kabız oldu :/ Çok sevimsiz bir durum. Resmen kendi tuvaletimi yaparken suçluluk duydum çocuğum yapamıyor diye. Tam olarak geçmedi bile ama zeytinyağı içiyor, su tüketimi arttı, kayısıyı kaynatıp bazen suyunu bazen posasını ezip veriyorum, poposuna zeytinyağı ya da bepanten sürüyorum ve bolca karın ovalama, bisiklet sürme hareketi yapıyorum,armut yediriyorum. Başka ne yapılır onu da bilmiyorum birkaç sefer yarım doz fitil de vermek zorunda kaldık. Önerisi olan varsa yazsın lütfen :) Tecrübeli anneler bence doktordan daha iyi tavsiye veriyor.
Bu ay Elif'in odasını iyice değiştirdik ve gereksiz şeyleri odasından çıkarttık. Ortada kooocaman bir alan kaldı oynaması için. Bu oyun alanı benim hamileliğimden beri hayalimdi. Kocaman dediysem tabii odanın büyüklüğü kadar kocaman :) Hayalinizde bir salon canlanmasın. Şimdilik bize yetiyor bu kadarı da.
Evde Elifle olmak sahiden çok keyifli. Bazen de yorucu haliyle ama tecrübeli anneler içlerinden "sen hele bir dur, yürüyünce göreceksin yorulmayı" diyorlardır. Doğrudur, inanırım.
Emekleme diyemem ama Elifte kendini geri geri atma hamleleri var. Yani emeklediğinde ileri değil de geri gidecek önce sanırım :)

Elif'i yanımdayken bile çok özlüyorum, geceleri bazen onun kokusu sinmiş gündüz kıyafetine sarılarak uyuyorum. Başka bir durum olsa "delilik" denebilir ama sanırım "annelik" bu.
7 ay nasıl geçti derseniz, sahiden de (bazen) tuvalete bile gitmeye vakit bulamayacak kadar yoğun; ancak ayaklarım yere basmayacak kadar da mutluy(d)um.
Tüm bu güzellikler için hep şükrediyorum.
Bakalım bizi 8. ayda neler bekliyor.
Devamını oku »