Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




5 Kasım 2013 Salı

Lokum'un Arkadaşı Şirin :)

Evde kedi ile birlikte yaşamanın bir dolu güzel tarafı var. Aklıma gelen tek kötü şey bir yere gittiğinizde bu sevimli arkadaşınızı nereye bırakacağınızı bilememeniz oluyor.Bunun kötü olması,onun sorumluluğunun da elbette sizde olması.Öylece evde bırakıp gidemiyorsunuz. Neyse ki biz ev hayatını seven bir çiftiz ama arada şehir dışı ziyaretlerimiz de oluyor. Bir seferinde Lokum'u evde tek başına bırakmıştık,gün aşırı eve arkadaşlarımız, kuzen, kardeş kim müsaitse geldi baktı sevdi ama gittiler neticede :( Ve eve geldiğimizde Lokum'u çok perişan bulmuştuk. Kediler yalnızlığı sever ama bir yere kadar. Tüylerini temizlememiş tam tersine sinirinden kabartmıştı. O durumu 15-20 gün sürdü. Ne kadar üzüldüğümüzü anlatamam. İnsanın içi sızlıyor. Başka bir şehir dışı ziyaretinde bir dolu kedinin...
Devamını oku »

2 Kasım 2013 Cumartesi

Lokum Halleri :)

Aklıma geldikçe yazayım, unutmayayım istiyorum bu Lokum hallerini. İlerde ona anı olsun, okudukça gülsün diye değil de keyif aldığımız, mutlu olduğumuz an'ları hep hatırlayalım diye.. * Evde tek başına karanlıkta kalmışsa : Biz eve geldiğimizde -zaten illa ki kapıda karşılar bizi- ışığı açtığımız anda gözler mahmur ve anında söylenmeye başlar, biz onu şöyle tercüme ediyoruz: "Nerde kaldınız, hani çok geç kalmayacaktınız, ışığı niye açık bırakmadınız, karanlıkta kaldım ben, mır mır mır, bak size çok kızdım haberiniz olsun, ne bakıyorsun öyle alsana beni kucağına, (kucağa alınınca) tamam şimdi barıştık,öpeyim biraz sizi ama bir daha yapmayın, mır mır mır :) * Çaktırmadan mobilya/koltuk tırlamamışsa: Anında "Lokum!" diye kızılacağını bilir ve tavşan misali koşarak kaçar ve bir süre...
Devamını oku »

1 Kasım 2013 Cuma

Takvim, Planlar, Notlar...Hiç Bitmez :)

Zaman gerçekten tuhaf bir kavram. Yaşarken  farkında olmuyoruz ama geçtikten sonra kocaman anılar biriktiriyoruz. Plansız yaşamayı çok sevmesem de "planlılık"tan bıkmış ve  bir süre plan yapmamaya ve yazmamaya karar vermiştim. Fark ettim ki yazmasam da aklımdan bir dolu şey geçiyor ve ben onları henüz sıcacıkken değil de tazecik vakitleri geçmişken hatırlıyorum ve bunun için de hayıflanıyorum. Kendime bir ceza mıydı acaba bilmiyorum yazmamak. Zaten unutkan olan bünyeye bu baskıya gerek var mıydı, ondan da emin değilim. Gerçi o ara istediğim takvimi de bulamamak bana iyi bahane olmuştu. Yanımdaki not defterleri (ki hepsinin farklı işlevleri var, belki bir ara anlatırım) karmakarışık olmuş, notlar, ünlemlerle dolmuştu. Sonuç: Ben yine bir şeyleri ya unutuyor ya da kaçırıyordum....
Devamını oku »

29 Ekim 2013 Salı

1 Kitap 1 Mektup Etkinliğinde Sefere Çıkan "Moby Dick", Kiminle Buluştu :)

Biliyorum geç bir yazı oldu, öncelikle kusura bakmayın.
Moby Dick sefere çıkalı ve yol arkadaşıyla buluşalı biraz oldu ama bu haberi yazmayı unuttum :(


Güzel röportajımızda bize eşlik eden Alper K.'ye çok teşekkürler, yolun açık olsun, gittiğin yerlerden magnet getirmeyi unutma :)

Merve'yi de tebrik ediyoruz, Norveç fiyordlarında üşümeden gelip gitsin :)
Etkinliklere katılan herkese yeniden teşekkür eder ve bir sonraki boool kedili röportajımızı da kaçırmayın deriz :)

MUTLU GÜNLER, GÜNEŞLİ GÜNLER :)
Devamını oku »

8 Ekim 2013 Salı

Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2013: Gençler "Acıları" Yazmayı mı Tercih Ediyor?

Zeynep Cemali'yi çok sevmeme rağmen hala neden ondan pek bahsetmedim, bilmiyorum. Tıpkı Sevim Ak gibi, Balık kitabı gibi, Momo gibi. Çok sevince -yeterince- anlatamamaktan korkuyorum herhalde. Başlayamıyorum söze bir yerden. Siz de biliyormuşsunuz da ben tekrara kaçıyorum gibi geliyor. "Hani bizim Zeynep Abla" diye başlayacağım söze neredeyse. Geç tanıştığım bir yazar ama tarzını çok seviyorum. Günışığı Kitaplığı son üç yıldır 6-7-8. sınıf öğrencilerine yönelik olarak "Zeynep Cemali Öykü Yarışması" düzenliyor. İstanbulda olsam yaptıkları tüm etkinlere katılmak istediğim, oldukça aktif bir yayınevi Günışığı Kitaplığı. (Adı da ayrı güzel :) Ben yine lafı dağıtmaya başlamadan bu seneki kapanışta yer alan değerlendirmeden bir parça ekleyeceğim:


"Günışığı Kitaplığı tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen ve 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerini kapsayan Zeynep Cemali Öykü Yarışması’na 51 farklı şehirden 520’den fazla öykü gönderildi. 144 öyküyle en kalabalık katılımı gerçekleştiren İstanbul’u, 71 öyküyle İzmir, 53 öyküyle Ankara, 34 öyküyle Adana izledi. İlk defa bu yıl yarışmaya Edirne, Kars, İskenderun, Şanlıurfa, Bartın, Şırnak, Elazığ ve Bitlis’ten de öyküler geldi. Yarışmaya katılan öğrencilerin sadece beşte birinin erkek, geriye kalanların kız öğrenci olması, geçen yıllar gibi yine en dikkat çekici noktalardandı. Yarışmanın Proje Başkanı, Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni Müren Beykan, 28 Eylül’de Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen çocuk ve gençlik edebiyatı ve yayıncılık konferansı Zeynep Cemali Edebiyat Günü sonunda gerçekleştirilen 2013 Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada öyküleri sosyolojik ve istatistiksel açılardan değerlendirdi. Beykan, öykülerde en sık rastlanan konunun dozu yüksek acılara düşme olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “121 öyküde ölüm, 63 öyküde en kötülerinden hastalıklar, 55’inde yoksulluk, 50’sinde engellilik söz konusu edilmiş. Elimizdeki öykülerde, ebeveyn ölümü başı çekiyor. Ya annenin ya babanın kaybı –özellikle annenin kaybı çocukların en büyük korkusu.” Okullarda çocuklara “klasikler” adı altında sürekli “eski” yaşamlara ait öyküler, romanlar okutulmasının bir sonucu olarak gençlerin o romanları örnek aldığını belirten Müren Beykan, “Gençler eski ustaların üslubunda, klasik tadda yazmayı yeğliyor ve öykülerin büyük çoğunluğu ‘genç’ duyguları yansıtmıyor. 500’den fazla öykü arasında sadece 27 öykü fantastik, 3 öykü tarihsel ve topu topu 2 öykü bilimkurgu türünde. Bugünün teknolojisi ve yaşam tarzı görmezden geliniyor. Ayrıca öykülerde mizah çok az kullanılıyor,” dedi. Bu verilerden çıkarılması gereken derslere de değinen Beykan, “Çocuklarımıza, günümüz yazarlarını daha sık okutabilmenin yolunu bulmalıyız. Artık 100 Temel Eser’le sınırlanmamalıyız. Seçkilere daha fazla öncelik tanıyıp, çocuğu, genci edebiyatla buluşturma üzerinde durmalıyız,” derken; gençlere yayımlanmış önemli seçkileri tanıtmanın, onları daha çok sayıda yaratıcı yazarla buluşturmanın ve onları kendi yazarlarını seçmede özgür bırakmanın önemini vurguladı."

Benim 1 Karışım :)
Bu yazıyı burada noktalayabilirdim de ama yap(a)mayacağım. "Gençler cidden acıları mı yazmayı tercih ediyor?" diye bir sonuç çıkıyor ortaya. Bu sonuca birazcık üzüldüm ama üzülmek neyi değiştirir? Sonuçların yorumlanmasını çok başarılı buldum,kendi adıma yayınevine teşekkür etmek isterim. Gençler "neyi görüyorsa /okuyorsa" onu mu hikayelerine konu ediniyorlar? Öykü olması için dram olması, dram olması için de illa birinin ölmesi mi lazım? Eğer etrafınızda ufkunuzu başka diyarlara sürükleyecek örnekler yoksa belki de sonuç bu kadar açık ve net. Yani elbette ki "neden böyle yazıyorsunuz, baksanıza hayatta başka şeyler de var" demekten daha öte olan şey, gençleri o "daha öte" ile tanıştırmak sanırım. Dahl, Nöstlinger, Behiç Ak okuyan çocukların yazacakları öykülerdeki dram da ancak "salatalık kralı" kadar olur herhalde :) Sevdiğim yazarların hayat hikayelerini okuyup şaşırıyorum. Beni kahkahalarla güldüren adam/kadın yazdıklarını savaşın tam ortasında yazmış!!! İnanamıyorum. Ben olsam gülüncüklü şeyler yazamazdım diyorum ya da yazar mıydım?
Hayat önümüze ne kadar kasvet getirse de inadına hep gülümseten/düşündüren öyküler yazmalı -mı-
Sonbaharda, inadına kırmızı olan yapraklar gibi mi olmalı?
Bir de Aslı Der'in Şeroks'u gibi bıcır bıcır fantastik yazacak hayal gücümüz nerede bizim, sanırım saklanmış bir yerlere :)
Kaynak: burada
Uzattığımı biliyorum. Ki aslında söylemek istediklerimin çok kısa bir bölümü bu. Umarım istemeden de olsa kimseyi kırmamıştır bu yazı. 
Sevgili Hint Cevizi'nin de konuyla ilgili paylaşımını okumak isterseniz buraya bakabilirsiniz :)




Devamını oku »

7 Ekim 2013 Pazartesi

Sonbahar Yaprakları ve Ankara'da Öğrenci Olmak :)

Sonbahar yapraklarına eşlik etmesi için hoş bir şarkı: Her memlekette sonbahar aynı değildir muhtemelen. Tıpkı kış gibi ya da yaz sıcağı. Ankara'ya da sonbahar yakışıyor sanki.. Birçok yerini sevmesem de güzel parkları var. Seğmenler mesela. Uzun yürüyüşler için Mogan, Ahlatlıbel, Eymir, Göksupark... Sonbahar deyince yapraklar; yapraklar deyince de aklıma üniversite yıllarım geliyor. O zamanlar istediğim tarzda fotoğraf makinem yoktu, cep telefonları fotoğraf bile çekmiyordu (ya da bende çekenlerinden yoktu) Okulumuz Cebecide olduğundan Kurtuluş Parkına gitmeyi çok seviyordum. Ya da Kızılaydan okula/yurda yürümeyi. Hafızama kazıyordum tüm bu görseli. Ya da okuldan izin verdiklerinde makineyi alabiliyorduk (İletişim Fakültesi) ama dijital olmadığından ve her baskı için cep harçlığını...
Devamını oku »