Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




grano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
grano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2017 Çarşamba

Geçen Gün* / Grano & İspanyolca Kitap

Bu seriyi aynı gün yazınca bence daha güzel oluyor ama denk gelmeyince yapacak bir şey yok.
Grano'yu daha önceki yazılarımdan sanırım hatırlarsınız, iş yerine yakın şirin kendi halinde ve lezzetli bir kahveci.
Aralık ayı başı gibiydi, iş yerinden bir arkadaşım Londradaki arkadaşından kitap siparişi verebileceğimizi söyledi, Amazon ile. Ben bu öneriye balıklama atlayıp 3-4 kitap seçmiştim ki dolar euro'nun tl karşılığını gördüğümde bunu sadece 1 kitaba indirmek zorunda kaldım. Ve o kitabı da ennn çok istediğim kitabı seçerek yaptım: ISOL
Bu kadının adını duyuyordum ama Kültür Alışverişi kitabını okuyana kadar bende bir şey uyanmıyordu. Kitap ve kitabın Isol'e aşık çevirmeni Sima'nın paylaştıklarından sonra Isol 💙 Esoş dedim ben de :)
Kitabın sipariş verilmesi, Londradaki kişiye ulaşması pek zor olmadı ama onun bana ulaşması tabii ki haftalar aldı. Beklediğim şey kitapsa beklemenin dayanılmaz heyecanı oluyor üzerimde.
O arada işyerindeki arkadaşım Mehmet de (bu adı daha önce çok yazmış olabilirim) bana kahve borçlanınca e mecbur Grano'ya gitmeye karar verdik. (sanki öncesinde 'bir kahve ısmarlarım' diyen arkadaşına 'Grano olmazsa kabul etmem' dememiş gibi :)

Kahveyi bitirmeden foto çekmeyi akıl edemeyenler kulubune hoş geldiniz :P
Neyse Mehmet oldukça gıcık bir arkadaşımız olduğundan mekana gidene, kahvelerimizi alıp oturana kadar kitabı bana ucundan bile göstermedi.
Lakin yine kitaba geçmeden önce küçük ama önemli bir detayı paylaşmam gerek.
Kapıdan içeri girer girmez kimi gördüm dersiniz?
Geçen sefer yanımda oturan gözlüklü kadını!
Bu sefer onun da yanında biri vardı (sanki yalnız olsak yanına gidip kitaplardan sohbet etmeye başlarmışız gibi gelmişti niyeyse) Aramızda bir masa olduğu için tabii ne konuştuklarını duyamadım. (Ay ne ayıp bir şey ya, başkasının lafını dinlemek! Bir de utanmadan yazdım buraya...)

Bence Grano'da tekrar karşılaşır ve konuşuruz diye düşünüyorum. Lakin blogumdan bahsetsem mi bilemedim :P Görselde yüzü pek seçilmediği için ekledim zaten yoksa eklemezdim.
İşte böyle canım blog, Grano dediğimiz minik kahvecide (bir daha gittiğimde metrekaresini soracağım ama nasıl desem gerçekten minicik bir yer) her seferinde ben neler yaşıyorum bir bilsen...
* Bu olaylar yaklaşık 3 hafta önce yaşandı ama hüsrana gerek yok çünkü az sonra yazacaklarım gerçekten dün yaşandı.
Dün de niyetim açıkçası Grano'ya gitmek değildi, yakınında bir yerde işim vardı ama kendimi sonrasında Grano'da buldum ve her zamanki filtre kahvemi içtim. Hafta başından beri yeni bir kampanya yapmışlar, 7 kahveden sonra 8. kahveyi onlar ısmarlıyormuş. Sevdim bu işi.
Kuytuda bir yeri gözüme kestirmiştim ki orası doldu ve mekanın tam orta ve en ışık alan yerinde oturmak zorunda kaldım. Neyse ki çantamda ihtiyacım olan her bir şey vardı. Ama buraya geçmeden önce şunu da söylemem gerek, geçen gidip de tadı damağımda kalan kremalı kruvasanı yememek için nasıl bir mücadele yaşadığımı kasadaki adam öyle iyi anladı ki!
- Bir de kruvasan alacağım
- Tamam
- Yok yok almicam
- Tamam
- Ama bir dakika alsam mı? Hani yarım olsa...
- (Sessizlik) ve yüz ifadesinde anlamsız bir bakış
- Son kararımı açıklıyorum: yemicem! Oh be rahatladım.
- Tamam
Kasadaki adamı biraz bezdirmiş olabilirim ama ne yapayım yemiyorsam var bir sebebi (ayrıca yazacağım çünkü belki de uzun bir yazı olacak)
Neyse masama tam oturdum ki bir de ne göreyim, üniversiteden hiç ama hiç ama hiç hoşlanmadığım bir asistan hoca. Beni birkaç bakış sonra direk tanıdı ama ben oldukça ısrarlı bir şekilde kafamı kaldırmadan masama baktım. Üniversiteden birileriyle karşılaşmak beni hep yorar. Daha doğrusu eskilerden birileri ile karşılaşmayı sevmem. Bu demek ki henüz yüzleşmeye hazır olmadığım bazı duyguları tetikliyor. O adamı görünce bunu düşündüm. Neyse geçelim burayı. Masamda öyle güzel şeyler vardı ki:

"She, The Biker"a yazdıklarımın bir kısmını buraya da yazacağım, onları yazınca kruvasanı ("kuru hasan" diye söylemek istiyorum, yalnız değilim değil mi? ahahaha) neden yemedim anlayacaksınız. Hemen altındaki "Çiçekli Şiirler" de yeni baş ucu kitabım aslında ama çantamdan çıkarmak istemiyorum. Durup durup okuyorum, o kadar çok sevdim ki... Kabuk kitabını ise canım Burcu hediye etti ve ben okurken biraz zorlansam da dile alıştım ve sevdim. Bitirince yine yazarım. Ve sağ köşedeki de benim Grano kahvem. Blogu tanımayıp bu yazıyı ilk okuyan biri kahvecinin reklamını yapıyorum sanabilir bu kadar övgüden sonra :P Neyse ki öncesinde Türk kahvelerinin oldukça kötü olduğunu yazmıştım :)

Daha başka yazılara geçmek üzere buradan ayrılıyor ve yeni Grano yazılarında buluşmak üzere esenlikler diliyorum :)
Devamını oku »

5 Ocak 2017 Perşembe

Bugün / Yağmur

Son haftalarda öğle arası dışarı pek çıkmıyorum. Havalar oldukça soğuk diye mi yoksa öğle arasına yapacak başka başka işlerim oluyor diye mi bilmiyorum.
Bugün bir şeyler değişti.
İş yerinde birtakım değişiklikler olmaya başladı ve ben bugün için öğle yemeğinden sonra şöyle bir yürümeye karar verdim. Yemeğimi sakince yedim, dışarı çıktığımda hava normal seviyedeydi veya ben çok üşüdüğüm için (Selcen, neden acaba?!?) bugün iki kat çorabım vardı. Yol bir de baktım beni Grano'ya götürüyor, o la la :)
İçeri girdim, aklımda Türk kahvesi vardı ama geçen sefer içtiğimde kestane suyu gibiydi ve bunu da sahiplerine söylemiştim. O yüzden de tercihim filtre kahvesi olacaktı.
Ama bir şeyi atladığım için filmi geri saralım, henüz Grano'ya girmedim. Tam önümde biri var ve yürüyüşünden mi kıyafetinden mi bilmiyorum bana çok "tanıdık" geliyor.
Grano zaten küçücük bir yer, cam kenarında taburede oturmak için paltomu çıkarıyorum, çantamı kenara koyuyorum ve yanımda cüzdanımla (hatta sadece kredi kartımla) kasaya doğru ilerliyorum. Kasada bir de ne göreyim: yeni kurabiyeler gelmiş.



Daha önce diğerlerinden yedim ve sevmemiştim, o yüzden yılbaşı ağacı şekli olan kurabiyeyi alıyorum. Yerime döndüğümde görüyorum ki az önce kapıdan giren kadın hemen hemen benim yerimi kapmış. Gülümseyerek "çantam oradaydı" derken, o da mahçup bir ifadeyle "hii kusura bakmayın" diye bana yer açıyor ve hatta ekliyor:"yanınızda biri daha varsa başka yere geçebilirim." diye. "Yok" diyorum, neredeyse yan yana oturuyoruz. O sandviç de yiyor, muhtemelen öğrenci değil. Belki benim iş yerime yakın bir yerde çalışıyor ama o da sevdiği işi yapıyor gibi hissetmiyorum.
Neyse konumuz bu değil diyerek önüme dönüyorum. Kitabım fazla süründü, bitirsem iyi olacak diye başlıyorum kaldığım yerden okumaya ama kafamı kaldırdığımda hızlıca (sağanak değil) yağan yağmuru görüp hınzırca gülümsüyorum: İşte bu! Neden bu kadar sevindim, o an bilememiştim, çıkınca anladım. Normalde yanımda şemsiye de yok diye panik olurdum şimdi oh bir yayıldım ki oturduğum tabureye.
Kitabı okuyacağım ama aklıma çok acayip fikirler geldi, başladım yazmaya. "Bir varmış bir yokmuş..."la başladım, tam o sırada:
"Haaaap-şşçççuuuu"
Yanımdaki tanıdık abla "iyi yaşayın" dedi gülümseyerek. Ben de teşekkür ettim.
İkimizde de "acaba konuşsak mı" havası bile vardı, bence okuduğum kitaba da baktı. Ben de onun yediği sandviçe baktım ama aklım "az gittik uz gittik"de. İçinde kırmızı bir kedinin olduğu hikayede. Ama o da ne? Vakit doldu, az daha kalkmazsam işe geç kalacağım.
Ben daha toparlanmaya başlamadan baktım yanımdaki gözlüklü kadın toparlanmış bile ve beni rahatsız etmeden paltosunu giymeye çalışıyor.
"İyi günler" dedi bana çıkmadan, ben de "İyi günler" dedim.
Gülümsemesine bakınca o da benden bir hikaye yazacakmış/yazmış gibi hissettim.
Hatta sanki yine yeniden görüşecekmişiz gibi...
Camdan dışarı bakınca, paltosunun kumaş olduğunu gördüm (çok ıslanmasa bari), çantasında da güzel kitaplar varmış gibi geldi, çanta şeffaf oldu içini gördüm desem yeridir :)
Çekincelerden sonra emin adımlarla yağmura karşı yürümeye başladı.
Ben de toparlanıp üzerimi giyip tam çıkmak üzereyken gördüm onu:

Sarı Şemsiye!
Kimindi bilmiyorum ama HIMYM'daki sarı şemsiye olduğunu düşünüp gülümsedim. Grano'ya "Hoşçakal" deyip çıktım.
Şemsiyem yoktu.
Yağmur sağanak veya ahmak ıslatan değildi.
Ama rüzgar vardı. Kafamı öyle güzel kapattım ki bu sene 4. sezonunu tamamlayacak olan paltomu tanıyan olmasa içindekinin ben olduğumu anlaması mümkün değildi.
Rüzgarla beraber yüzüme çarpan yağmur beni hiç rahatsız etmedi.
Aksine kendimi mutlu ve daha da önemlisi ÖZGÜR hissettim.
Yağmur da yağsa dışarı çıkıp yalnız başıma dilediğimce ve hatta 32 dişimi göstererek yürüyebilirim.
İşte bu benim.

Görsel buradan


Devamını oku »