Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




30 Mart 2014 Pazar

Uykuyu Depolayabilseydik :)

Kesin bu keşfi yeni anne olmuş biri yapardı :)
Ya da eşinin sızlanmalarından usanmış bir erkek :)
Kim olduğu önemli değil, neticede şimdiye kadar yapılmış olurdu herhalde.
Hamilelik haberini paylaştığım hemen hemen her anne bana "amaaan uykusuz günler/geceler seni bekliyor" dedi. Kimi bunu "bunlar daha iyi günlerin" kıvamında söyledi; kimi de "sen şimdi bol bol uyu" diye tavsiye verdi.
Haklı olduklarını biliyor(d)um da uyku dediğimiz şey henüz depolanmıyor ki, ben ne yapayım :)
32. haftalık izne ayrılıştan sonra yürüyüş, kitap okuma, film seyretme, canının istediğini yapma ve tabii ki uykun geldiyse uyuma sürecini izledim. Rahatladım. "Şunu da yapsaydım" dediğim şeyler pek az. O kadar da olsun değil mi :)
Doğuma dinlenerek girmenin önemini okudum hep kitaplarda. Yürüyüşlerde tempolu yürüyüp kendimi az yorsam da -ki bu da bir nevi kafa dinlenmesi- genelde zihnimi duru tutmaya çabaladım. Ondandır ki içimden bir dolu şey şey gelse de kendimi doldurmamak için haberlere, gündeme bakmamaya çalıştım.
Şimdilerde Elifle beraber sağa sola döndüğümüz için geceleri doğal olarak -tuvalete gitme ile birlikte- sık uyanıyorum. Bu da beni doğum sonrasına hazırlıyormuş. Mantıklı.
Peki ya uykuyu depolayabilseydik, hiç düşündünüz mü neler olurdu?
Muhtemelen bunu keşfeden kişiye Nobel ödülü verilir, anneler tüm birikimlerini bu depoyu alabilmek/saklayabilmek için harcardı. Uyumayan bebelere de çaktırmadan birkaç doz verilir, bazı günler rahat edilirdi.

Uykuya çok düşkün biri değilim neyse ki. Tek sorunum çok uykusuz kalınca gelen baş ağrıları. O yüzden ben şimdiden -herkesin tavsiye ettiği gibi- bolca uyuyayım da doğumdan sonra "iyi ki uyumuşum o zamanlar" diyeyim :) Yani bana söylenen şeyin mantığı bu olmalı :) Ya da ben böyle atıp tutmayayım da bir de doğumdan sonra-inş.- konuşayım. Bakalım o zaman neler diyeceğim size.

HERKESE MUTLU TATİLLER & KALİTELİ UYKULAR DİLERİM(Z) :)
Devamını oku »

29 Mart 2014 Cumartesi

Her Hamile (lik) Kendine Özel :)

İlk fark ettiğim şeylerden biriydi bu; ben/biz kendimize özeldik.
Gerek fiziksel gerekse zihinsel açıdan.
Haftalık gelişmeleri neymiş diye merakla bakıyordum(k) ama biliyorum(k) ki tüm bu bilgiler sadece genel bir çerçeve.
Hele ki bir başkasıyla kendimi hiç kıyaslamadım; kıyaslamamaya çalıştım desem belki daha gerçekçi.
Ama şu da var ki bazı kiloları duyduğumda "ooo ben o kadar almam" demiştim :) Fazlasını bile aldım hehe :)  İlahi adalet herhalde... Sonradan zaten bu kilo işini bıraktım. Madem ben/biz sağlıklı beslenmiş ve düzenli yürüyüş yapmıştık; gerisi de canımız sağ olsundu(başka ne diyeyim değil mi :)
İnsanların kaçıncı haftada ne yaşadıklarını duymaktan/dinlemekten bazen o kadar sıkılıyordum ki sanki ortada bir yarış vardı ve ben bazen geriden geliyor bazen ileriden gidiyordum,ortası yok...
Kıyaslama dediğimiz şey bence durum ne olursa olsun insana kendini kötü hissettiriyor. Bunu bazen ben de yapıyorum ve sonra karşı tarafın hislerini düşünüyorum. İşte o an kendimi çok bencil hissediyorum. Neden insanlara bir "üstünlük" kurmaya çalışırız ki? Hele ki bunu "iyi niyetle" yapıyorsak... Başkalarını bilemediğim için bu soruyu kendime sordum, neticede ben de sütten çıkma ak kaşık değilim. Bazen çok farkında olmadan yaptığımı bazen de karşı taraf beni üzmüşse bilinçaltımın ondan intikam almak istediğini anladım. Her ikisi de kötü elbette ama kendime bir nebze olsun dürüst oldum :)
Gelelim hamilelikteki durumlara...
"Hamileyim" deyip her şeyin ardına saklanmamaya çalışsam da bazen elinde olmayan iniş-çıkışlar var. Hele ki ilk zamanlardaki duygu durumları.
İşte tam ona benzer şeyler de son haftalarda yaşanıyor. Ara dönemdekileri şimdilik sallayalım :)
Dün kontrolden sonra maşallah kızımız iyiymiş diye ağladım :) Sonra yağmur yağdı, ona sevincimden ağladım ama annem de dışarıdaydı (şemsiyesi de vardı ama) acaba ıslandı mı diye ağladım :) E tabii rahatladım :)
Bu satırları birkaç ay/yıl geçince okuduğumda kendime gülerim herhalde, şimdiden sizin bana güldüğünüz gibi...
Kaynak: burada
Her hamilelik tam da bu sebepten kendine özel.
"E ben bu haftada şunları yaşamıştın, amaaan sende o da mı yok" gibi cümlelere gülsem mi kızsam mı ne yapsam bilemiyorum.
"E sen bu haftalarda yağmur yağıyor diye ağlamamışsındır da" diye cevap veresim geliyor :)
Demiyorum tabii, nazikçe gülümsüyorum.
Bu satırları okuyan sevgili hamiş arkadaşlara da tavsiyem kendilerini "bir acayip özel" hissetmeleri ve gerçekten başkalarıyla kıyaslamamaları.
Bence böylesi daha güzel :)
Siz ne dersiniz???

Devamını oku »

28 Mart 2014 Cuma

Çıtır Çıtır Felsefe: İnanmak ve Bilmek

"Neye inanırız ve neyi biliriz?" diye sormuş bu kez Brigitte Abla.
Çıtır çıtır felsefe serisinin en son çıkan kitabı "İnanmak ve Bilmek"i okudum geçen gün.
Aklımda yoktu yani okumak istediklerim arasında üstlerde değildi bu sıralar ama şu meşhur göz kırpmalar yok mu... Onlara engel olamıyorum. İyi ki de hemencecik okumuşum.
Birincisi çıtır çıtır felsefe kitaplarının tarzını çok seviyorum, özlemişim.
İkincisi içindeki felsefe hangi kitabını okusam -tesadüf bu ya- tammm da aklımdaki bir şeylere denk geliveriyor.
Bu kitabın da öyle olabileceğini son cümlesine kadar aklıma getirmemiştim.
Ta ki Brigitte Abla sanki bana yazmış gibi: "kendine inanmak, kendine güvenmektir" diyene kadar.
Hani bu ara sağlıkla Elif'e kavuşma hayalleri kuruyoruz ve ben arada "hazır mıyım ki ya ben" halleri yaşıyorum ya; işte bu cümleyi o yüzden de çok sevdim.
"Kendine inan esoşçum" dedim :)

Üniversitedeyken bir gün yurtta odada yalnızken ve canım sıkılıyorken radyodan bir ses"Esra,esraaa, orada mısın" diye seslendi. Ben tabii şoktayım. Neler dönüyor diye etrafıma bakınıyorum. "Mutsuz musun yoksa?" diye devam etti ve ekledi "Bir topkek ye geçer" :) Hey Allahım dedim ya, reklammış... Bendeki yüz ifadesi sanırım görülmeye değerdi.
Bazen biriyle konuşurken de öyle olur ya karşıdaki kişi çok alakasız bir şey söyler ama siz onu "evrenin mesajı" gibi alırsınız/öyle almak istersiniz. Sanırım benimkisi de o hesap oldu.
Amacım kitabı kısaca tanıtmaktı ama bak nerelere gelmişim.
Kitapta  "neye inanırız ve neyi biliriz"e bir dolu örnek var. Soru ya da cevap var diyemem çünkü Brigitte Ablanın tarzı bu değil. Sizi düşünmeye teşvik ediyor. Sorusunu çaktırmadan sorup çekiliyor :)
Kitaptan:
*"Bir şeyin yanlış olduğunu kanıtlamak için, bir örnek - tek bir örnek- yeter. Bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak içinse, örnekler vermek, hatta milyarlarca örnek vermek bile,asla yetmez."
*"Hiçbir şeyden kuşku duymadığımızda, her şeyi bildiğimizden kesinlikle emin olduğumuzda, sorun şudur: Başkalarına hiçbir alan bırakmayız. Başkalarının fikirlerini artık dinlemeyiz; tıpkı birinin suratına kapıyı çarpmak gibi, zihnimizi tamamen kapatırız."
*"Biliyorum demek yanılma riskini kabul etmektir."
*"İnanmak aynı zamanda güvenmektir. Karşılığında kanıt istemeden güven duymaktır."

HERKESE MUTLU GÜNLER :)


Devamını oku »

27 Mart 2014 Perşembe

Egzersizlerin Kralı: Yürüyüş :)

Daha önce sporla pek şahane bir ilişkim olduğundan bahsetmiştim; ki o ara azimle pilatese gidiyordum. İnsanlar pilatese gidip belini incitmez sanırım, işte ben bunu başardığım için bırakmıştım pilatesi.
Sonrasında da yeni bir şeylere başlayamadım. Hamileyken yüzmeyi çok istedim ama olmadı. Bence temiz olan havuzlar karabalığın içine sinmedi,Ankarada da (henüz) deniz olmadığından su sporları da kursağımızda kaldı.
Ama bir spor/egzersiz var ki hayatımdan hiç çıkarmadım. İstesem de yapamadım hatta :)
O da yürüyüş.

Uzun bir süre sadece zihnimi boşaltmak için yürüdüm, hele ki öğle aralarında.
İşini severek(!) yapan her insan gibi benim de molalara çok ihtiyacım oluyordu. Hatta öğlen çıkamamışsam dışarı öğleden sonra 10-15 dak. kaçıyordum. Yoksa nefes almak ne mümkün?
Bir ara "formumu koruyayım", sonra "zayıflar mıyım" diye yürüdüm ama baktım bu amaçla yürümek bana keyif vermiyor.
Yalnız ve müzikli yürümeyi seviyorum ben.
Bir kitapta okumuştum "bir şeyler üretmek istiyorsanız ama aklınıza bir şey gelmiyorsa kendinizi hiç sıkmayın, yürüyün" diye. Gerçekten doğru bence. Hayatımdaki en "akıl almaz" işler peşine hep yürüyüşten sonra düştüm :)
Bir de yürüyüş sonrasının "rahatlama hazzı" var, ki biz buna biyolojide (kimya da olabilir) "terlemek" diyoruz. Adına toksin dedikleri şeyler sanırım o ara atılıyor. Çünkü ben her yürüyüş sonrası gözeneklerim açılmış olarak buluyorum kendimi :)
Hamileliğim boyunca da hep yürümeye çalıştım.
Bir müddet bebeğin yatış pozisyonundan dolayı sağ tarafım çok ağrıdı, yürüyemez oldum. İşte o ara Elifle anlaşma yaptık. O da başka yöne yatmaya başladı sağ olsun. Laf dinliyor bizimki :)
Bu sene gerçekten kış neredeyse hiç olmadı ama ayaz, buzlanma vs. oldu. Ayağım kayacak gibi bir hava varsa dışarıda yürümedim, işyerinin koridorlarında beni çaktırmadan süzen insan kalabalığında yürüdüm.
Hava soğuksa da kalın giyindim ve ilk 5 dakika pes etmemeye çalışıp "acı yok" dedim kendime :) Sonra da soğuğa alıştım.
En az 20 en fazla da 40 dakika yürüdüm.
Belki çok değil ama karabalığın deyişiyle "+1 her zaman 0'dan büyüktür"...
Buna gerçekten inandım.
Hala da inanıyorum.
Son haftalardaki yürüyüşlerin temposu değişti elbette. Kendimi azıcık "uyuz" hissetsem hemen dışarı yürüyüşe çıkıyorum ki üzerimdeki ağırlık gitsin.
Yorgunsam gerçekten, çıkmıyorum ama.
O yüzden de bence egzersizlerin kralı yürüyüş...
Şimdi hep -doğal olarak- Elifle beraber yürüyoruz. Umarım doğumdan sonra da birlikte parka gitmeden yürüyebiliriz. Sling aldım ama belli bir kilodan sonra belimde sorun olur mu bilmiyorum, belki ergonomik kangurular ya da bebek arabası kullanılabilir. Bu konuda da tavsiyesi olan varsa lütfen yazsın :)
Bir de yürüyüşlerde yeni bir şeyler keşfetmeyi seviyorum. Çoğu zaman bu bir çiçek, yolunu şaşırmış bir böcek ya da benimle konuşan bir ağaç oluyor. Onu da başka yazıda anlatayım. Alttaki görsel de dünden bir kare. Üstteki uğurböceği alttakini "peşi sıra sürüklüyor" gibiydi benim baktığım açıdan tabii :) Biraz eğilip fotoğraflarını çektim ve eve geldim. Fotoğraflara bakınca sanki alttakinde bir sorun varmış da üstteki uğurböceği onu en yakın yardım yerine taşıyor gibi duruyor :)

Hamilelikte zaten en çok tavsiye edilen şeylerin başında geliyor yürüyüş ama bence bir hayat tarzı olarak da günlük mini-midi yürüyüşler rutine eklenmeli...
Ne dersiniz?
Devamını oku »

Zincir :)

Bu kitabı güzel tavsiyelerden sonra almış ama kitaplıkta unutmuştum. Geçen gün göz göze geldik, henüz ilk sayfasına şöyle bir bakayım derken kendimi kitabı bitirmiş buldum :)
"Sıcacık iki dilim ekmek arası eriyen kaşar kıvamında" tam günü yatakta geçirmek isteyen bir kızın anlatımıyla başlıyordu kitap. Aklıma kendi öğrencilik yıllarım geldi. Öyle çok yataktan çıkmak bilmeyen bir halim yoktu ama neticede okula gitmeyi kim sever ki :)

Kitapta 9 farklı bakış açısıyla 1 günde geçen olaylar anlatılıyor. Kitabın hikayesinden daha çok anlatımını sevdim. Yazarı Şiirsel Taş'ı ilk defa okuduğumu fark ettim, tarzı çok eğlenceli. Kitabın başında kendini anlattığı mini tanıtım yazısına bakınca bu hikayede kendinden esinlendiğini düşündüm. Başrolde de sanırım kızı Okyanus var :)
Evdeki kedi Zombi bu kadar mı şirret bir şey olur! Lokum için şükrettim yani. Yapmadığı yaramazlık yok çünkü Zombi'nin. Hele ki minicik kuşu yakaladığı yerde içim ürperdi.
İçindeki "pire" ayrıntısı çok hoşuma gitti. 9 farklı bakış açısından biri de zayıf bir köpeğin üzerinde yaşayan pirelere ait.
Kitabın ismiyle anlatılanlar oldukça uyuşmuş. Tam bir zincir var bu hikayede.
Ben okurken çok keyif aldım ama aklım en çok da arasında kaşar peyniri eriyen tostta kaldı :)
Böyle bir "zincir hikaye" benim de ara ara aklıma gelmiştir. Yani tek bir olayda bile herkesin bakış açısı -doğal olarak- farklıdır ve buna tanıklık etmek harika bir macera!
Çizimler bana bir yerden tanıdık geliyor diye düşünürken "Mavi'nin Mutluluğu"yla mutlu olduğumu hatırladım. Çizer Gökçe Akgül'ün oldukça detaylı bir internet sitesi  ve blogu var.

Zincir hakkında yazarla yapılmış röportajı okumak isterseniz buraya, Hint Cevizi neler yazmış bakmak isterseniz de buraya tıklayabilirsiniz :)
Zincir'den hemen sonra okuduğum kitabın çevirisini de Şiirsel Taş'ın yapmış olduğunu gördüm, o da sürpriz olsun :)
Devamını oku »

26 Mart 2014 Çarşamba

Doğum Yaklaştıkça Hamile Kişisi Neler Hisseder?

İnanılmaz geniş bir başlık attığımın farkındayım ama içimden öyle geldi...
Son zamanlarda bana sorulan bir dolu soru arasından kendimce seçtim ve ortaya şu sonuç çıktı; ne kadar çok şeyi aynı anda hissediyormuşum ben yahu!!
Hani insan bazen sakindir, beklediği bir şey varsa heyecanlı ya da hava güzelse mutludur :)
İşte öyle basit değil-miş hamile kişisinin son haftalarda hissettikleri.
O ilk çift çizgiyi gördüğümde neler hissettiğimi yazmıştım. Ve bu haber nasıl paylaşılır ondan bahsetmiştim.
Sonrasında da durum bir hayli farklılaştı benim/bizim için.
İnsan hep yüreğini ferah tutmaya çalışsa da gerçekten İçgüdüsel Doğum kitabında da dediği gibi "endişeli olmak hamile kadının işidir" :)
Testler, sonuçlar, acabalar, yaşasın yuppiler hep bu geçen zamanın cilveleri.
Dolayısıyla süre yavaş geçiyor derkeeen bir de bakıyorsun 30. haftalara gelmişsin.
Her dönem kendine göre ayrı bir mutluluk kaynağı elbette.
Hele ki 32. haftanın kalbimdeki yeri başka; çünkü izne ayrıldım :)
Yaklaşık 6-7 haftadır yepyeni bir düzen oluşturdum kendime.
Ütü yaptım, kitap okudum, mısır patlattım film seyrettim, yürüyüş yaptım, canım hiç bir şey yapmak istemedi ben de uyudum, bloga yazı ekledim...
Yapmak isteyip de yap(a)madığım bir dolu şey oldu.
Ama fark ettim ki bunun bir sonu yok.
Okumak istediğim ama bitiremediğim kitap listem gibi.
Elife -inş.- kavuşmamızdan önceki son günlerde de bir garip "koyverdim" :)
Annem "şunu da yapalım" dedikçe ben hala "yaparız bir ara" modundayım. O da bana sinir oluyor haliyle.
İzne ilk ayrıldığımda evdeki her işe resmen saldırmıştım; şimdiyse ara ara atarlanmak suretiyle sakinlik moduma geçtim diyebilirim.
1 gün ayakta kalmış ve yorulmuşsam ertesi gün mutlaka ayaklarımı uzatıp keyif yapmaya çalışıyorum.
Madem vaktim var, bugünleri değerlendireyim istiyorum.
Ve en önemlisi de kafam karışık sebze çorbası gibi olmasın; dupduru gireyim diyorum inşallah doğuma.
Bana bu ara en çok "hazır mısın, heyecanlı mısın" diye soruluyor.
Ben de bilmiyorum sanırım bu soruların cevaplarını.
Hazır olup olmadığımı okuduğum kitaplara göre karar veremem; doğum anında anlarım gibi geliyor.
Çünkü teori ve pratik çok farklı olsa gerek... Ben pandamı aldım ama yanıma :)
Heyecanlı mıyım?
Koooocamaaaan dalgalar arasında sörf yapmaya hazırlanan bir sörfçü, çooook yüksek bir tepeden atlayış yapmak üzere olan bir dağcı/kayakçı kadar heyecanlıyım.
Kaynak: burada
Ama...
Kalabalık bir yoldan sakin, sessizce ve kendi adımlarıyla yürümeye çalışan bir kaplumbağa kadar sakinim de.
Hem Momo ne demişti: "Ne kadar yavaş; o kadar hızlı" :)
Kısacası içimde hem davul zurnayla halay çeken bir ekip hem de beni uyutacak kadar tatlı bir ninni var.
Bu ruh hali dengesiz değil mi, bilmiyorum. En azından halay çeken ekibi çok kimseye göstermediğimden olsa gerek genel kanaat benim "bekleme modu"nda olduğum yönünde :)
Bir de insanlar söylerdi ama ben başıma asla gelmez zannederdim çok yanılmışım; ne kadar uzak/alakasız insan varsa "sen daha doğurmadın mı" diyor :) Yakınımdaki insanların beni merak etmesi hem normal hem de insana kendini iyi hissettiriyor ama şu uzaktaki meraklılar..
"Bir dolu şeyi aynı anda hissediyorum" demeye çalıştığım bu yazıda da lafı dolandırdıkça dolandırdım.
Yine bir "hakkımızda hayırlısı olsun" ile lafı bağlayıp süper eğlenceli kitabıma döneyim; o da bir sonraki yazının konusu olsun...
Elif'i düşününce terazinin tüm dengesi değişiyor; sımsıcak bir güneş doğuyor içimi ısıtıyor.
İnşallah sağlıkla kucağımıza alırız bu tatlı güneşi :)
Kaynak: burada
Sahi, sevgili hamiş dostlar, siz neler hissediyorsunuz?
Ya da sevgili anneler, siz neler hissetmiştiniz?

Devamını oku »