Sevgili ve canım blog,
Seni bu sene epey ihmal ettim biliyorum.
Öyle çok şey oldu ki 2017'de aslında.
Buraya hepsini dolu dolu yazmak istedim ama yazmadım, elim gitmedi bir türlü.
Küslük, kırgınlık, vakit bulamama hali değil bu; sadece yazmak istemedim.
Bir de bu sene temmuz ayı gibi "sevgili günlük" yazılarıma yeniden başladım. Çok tatlı bir defterim var ve ona yazmak beni öyle rahatlattı ki buraya sansür mü koyayım lafı mı dolandırayım bilemediğim için yazmadım. Bu bir itiraf mı olur bilmiyorum ama zaten kimse bloga en "saf"halini koymuyordur sanırım :)
Bu sene Çeşme macerası, iş yerindeki krizler ve gelgitler, yeni bir eve taşınmamız, elifin kreş değişikliği (ona uyum süreci) derken hayat öyle hızlı geçti ki.
Bir de üzerine dedemin vefatıyla epey sarsıldım.
İdrak ettim diyorum...
19 Aralık 2017 Salı
13 Kasım 2017 Pazartesi
Dedemin Çiçekleri
Hafta sonu Eda gelip gitti ve içimizde bir burukluk kalmıştı ki, tesadüfen bir haber duydum. Dedem ölmüş... Bana bunu söyleyen kuzenimin kızının da şokta olduğunu düşünecek olursak, ben de epey şoktaydım sanırım hala öyleyim ama buraya yazmak istedim çünkü dedem öyle biriydi, yazdıkça anlayacaksınız.
Öz dedelerim 1905 doğumlularmış ve 70li yıllarda vefat etmişler, doğduğumda zaten teyzemlerle alt-üst oturuyormuşuz ve teyzemin kocasına (1931 doğumlu) Dede demişiz Edayla. Hani denir ya, doğuran kişiye mi anne denir yoksa bakan kişiye mi sana o sevgiyi hissettirene mi? Bizimkisi tam öyle bir durum. Dedem benim için hep dedem oldu, aksini hiç düşünmedim. Çünkü bize öyle güzel dedelik yaptı ki...
Biraz anlatayım,
- Bizimkilerin aksine dedemin ailesi Selanikten değil Arnavutluktan gelmiş...
7 Kasım 2017 Salı
Papatya Falı ve Yeni Sonbahar!

Canım blog, hep aklımdasın ve unutmayayım diye pek güzel notlar alıyorum senin için.
Çünkü buraya yazmayı GERÇEKTEN çok seviyorum, minik bir yuva bana sanki :)
nerede kalmıştık?
O kadar çok şey oldu ki, her birini ayrı başlıkta yazacağım ama özetle son 2 haftada taşındık, elifin kreşi değişti ve ben çok şükür doktorumu 31. haftada buldum!
Papatya Falında "seviyor, sevmiyor." diyoruz ya hani; iş yerindeki durumumuz da tam bu duruma dönmüştü; "Oldu, Olmadı!" derken ve tam "Oldu!" aşamasındayken son gün ve son dakikada "Olmadı!" Üzüldüm mü? Evet. Ama olmamasından ziyade süreçte yaşadıklarımıza, umutlarımıza üzüldüm sanırım. En çok sevindiğim taraf, insanları tanımamıza epey katkısının olmuş olması oldu. (hamile kafası 3 "ol-mak" yan yana getirebilir :P ) Bu hayal kırıklığı ile biz ne...
11 Ekim 2017 Çarşamba
İnsanları Tanımak / Anlamak?

İş yerine geldim ve gözümden uyku akarken kaç gündür aklımda olan satırları yazmak istedim.Yazmasaydım içimde patlayacaktı durumu kısacası :) Kahvemi de söyledim, oh mis!
Bu başlık nereden çıktı onu özet geçeyim; iş yerinde eşimle ikimizin beklediği bir durum var ve onun bir türlü olmama hali var. (Buraya kadar her şey normal) Yalnız bu "olmama" hali de bir türlü kesinlik kazanmıyor yani olay bir "oluyor" sonra bir bakmışsın ki "olmuyor" hale geliyor. Bu gelgitler de haliyle bizi yıpratıyor. Her şeyin hayırlısı olsun demekten ve beklemekten başka yapacak bir şey yok... Diye düşünürken bu süreçte insanları biraz daha tanıdığımı fark ettim. Nasıl mı? Cevap alt satırlarda. Önce biraz kendimden bahsedeyim :)
Başkasını tanıyabilmek ve anlayabilmek için sanırım önce insan biraz da olsa...
27 Eylül 2017 Çarşamba
Sürpriz Yumurta Günlüğü: Şeker Değil Bi kere O; Patatesli Kruvasan!

"Çocukları kıyaslamayın" lafı bir kere en başta yalan ve içi boş bir cümle, ben hamileliklerimi kıyaslayarak başladım hatta bununla ilgili bir yazı bile hazırladım da daha yayınlamadım.
Yani ikisi de bambaşka gidiyor hamileliklerimin ve ister istemez "Ama Elifte şöyleydi..." derken buluyorum kendimi.
Bilen bilir tatlı zaafım pek yoktur, çikolata şelaleleri pek bir şey ifade etmez benim için çünkü en temelde tatlı yediğimde migren tetikleniyor bilinçaltım var. Elife hamileyken de gerçekten sadece 1 kere canım profiterol çekmişti de onu da Adanadaki Pasta Bahçesi pastanesinden kargo ile göndermişti kuzenim :) Onun haricinde elma, hurma vb şeyler yesem kesilirim zaten.
Ta ki...
Bu hamileliğin belirli bir haftasından sonraya kadar.
İlk başlar yine tuzlu ve özellikle de ekşi ile geçen...
Sürpriz Yumurta Günlüğü : Elif'e Söyledik!

Baktık ki biz söylemesek etraftan duyması an meselesi olacak...
Biz de dün akşam (geçen hafta) Elife sürpriz yaptık ve ta daa "Elif senin bir kardeşin olacak!" dedik :) O ilk an'ın videosunu çekebildiğimiz için kendimizi tebrik ediyorum ama ne yazık ki kardeşinin erkek olacağını duyduğu an'ın videosu yok :( O hayal kırıklığını anlatamam, yaşanır :)
Elifin kardeş tepkisi ilk 10 saniye duraksamak, şaşırmak, olayı anlamaya çalışmak, ayağını sinirle hareket ettirmek ve sonra "Getirdiniz mi peki kardeşimi eve?" diye tepki vermek oldu. Sonraki günler her 5 dakikada bir "Ne zaman gelecek?" sorusu. Buna cevap olarak "kar yağınca"demedik, "yeni yılda" dedik. Ne kadarını anladı bilmiyorum ama geçen 1 haftada kardeşin karnında büyümesi gerektiğini idrak etti. Şimdi beni besliyor kardeşi de...
9 Eylül 2017 Cumartesi
Sürpriz Yumurta Günlüğü : Gönlündeki Doktoru Bulmak?

Sahiden var mı acaba böyle bir şey?
Benim için doktorumla kuracağım bağ gerçekten önemli. Bilgisine güvenmem yeterli değil; bana gözleriyle de hitap etmeli. Daha önce de yazmışım meğerse.
Gözler demişken Annemin Kelimeleri kitabını yazmıştım geçen hafta LÇK'ye, orada agorafobisi olan komşu Dette Heidi'ye insanları tanımak için öğüt veriyordu ve sonunda uygulamalı çalışıyorlardı. "Gözleri nasıl bakıyor ve sana nasıl hissettiriyor?" diye. Ne kadar alakasız iki konuyu nasıl birleştirdim yahu, neyse dağıtmayalım, konuya dönelim.
(Unutmadan geçen gün Grano'da kırmızılı ablayı gördüm, bu sefer mavi giymişti, yanımda biri olmasa belki konuşurdum, ne diyeceksem: "Merhaba siz bundan 1 yıl önce kırmızı kazak giyip yanıma oturan ve beni meraktan çatlatan kişisiniz, e nasılsınız görüşmeyeli?"...
23 Ağustos 2017 Çarşamba
Dün / Metro

Dün akşam iş çıkışında yine metroya binmem gerekti.
Eskiden bu duruma çok çok sevinirdim şimdi gözlerim tuvalet tabelası aradığı için çok rahat olamıyorum ama metro en sevdiğim ulaşım araçlarından biri olduğu için de keyfim yerinde.
Neticede elimde heyecanlı bir kitap var.
İş yerinden çıkıp tıngır mıngır durağa doğru ilerlerken son günlerde klasik hamile yürüyüşüne geçtiğimi gördüm, hafif paytak.
Metroyu ayakta bekleyecektim ama baktım bir amcanın yanı boş ona doğru yöneldim, o da "kızım burası ıslak" dedi, hakikaten ıslanmaktan demir paslanmış, teşekkür edip uzaklaştım ve tam o ara metro da geldi.
Bindiğin vagonun hep önemli olduğunu düşünmüşümdür. Hani bir film vardı adını unuttum, iki şekilde ilerliyordu kadının metroyu son saniyede kaçırdığı ve metroya son saniyede bindiği şekilde....
22 Ağustos 2017 Salı
Sana İyi Gelen Şeyleri Daha Çok Yap / Grano :)

Grano'yu buraya ne kadar yazmışım diye blogu kurcalayınca epey yazıya denk geldim, ilki de buymuş :) Aradan geçen neredeyse 1 yılda tam bir Grano kahve bağımlısı oldum diyebilirim.
Karnımdaki bebe bile bunun farkında, çıktığında "anne süt" yerine "anne grano kahve" derse kimse şaşırmaz. Tabii ki her gün içmiyorum hatta evde yapılan french press kahvenin çoğunlukla sadece tadına bakıyor kokusunu içime çekiyorum (bu da can ama değil mi) Ama bazen de Grano'ya gitme bahaneleri yaratıyor ve orada bulunmanın tadını çıkarıyorum. O zamanlarda içtiğim şey sadece filtre kahve olmuyor, sanki bir garip mutluluğu da içime çekiyorum. Nasıl mı?
Sahiplerini az çok tanıdığım için kahveye ekstra mutluluk verici bir şey kattıklarından şüphelenmediğim için bana göre olan sebeplerden bahsedeyim.
Mesela...
18 Ağustos 2017 Cuma
Bu Sabah / Metro

Aslında her şey benim bu sabah işe metroyla gitmek zorunda kalmam ile başladı.
Yani bu durum dünden biraz belliydi ama tam da değildi.
Çocuklarımızın aynı kreşe gittiği bir iş arkadaşım var, bazen denk geldikçe işe onunla gelip gidiyorum çünkü eşim artık vardiyalı çalışıyor ve beni her zaman işe bırakamıyor. Lakin bu sabah Elif iyice hasta uyanınca planlar değişti ve ben "tamam, bugün metroyla giderim" dedim. Ev-metro arası 10 km kadar, oraya eşim bıraktı, saat 8.12 gibi. Koru metrodan bindim ve Milli Kütüphane durağında ineceğim, kenarda güzel bir yere oturdum ve kitabımı açtım. Gözüm de gittiğimiz yeri işaret eden yerde çünkü dışarıyı zaten görmüyorum. İşitsel biri de olmadığım için geldiğimiz durağı bangır bangır söyleyen ablayı zaten duymuyorum. tek derdim inene kadar tuvaletimin...
8 Ağustos 2017 Salı
Vantilatör

Bu yazı azıcık hatıra içermektedir diye uyararak başlayayım önce.
İşin aslı hafızamı ne kadar zorlarsam zorlayayım hep aynı silik görüntülerden başka da bir şey gelmiyor aklıma.
Ben yine de yazayım, blogum 5 yıldır benim için hafıza deposu oldu zaten :)
Babam-Allah rahmet eylesin- daha önce söylemişimdir Adana sıcaklarında yüncülük yapan bir esnafmış ve hatta esnaftı.
Annemin esnaf olmaktan sinir olacağı kadar da çok borçlanmalar yaşamış ve belki bunlar neticesinde rahatsızlanmış biriydi. Benim hatırladığım kadarıyla yine de rahat ve mutluydu.
Özellikle benim ilkokul ve ortaokul zamanlarımda dükkanına gittiğimde dükkanında mutlaka misafiri olur ve onları o küçük dükkanda en iyi şekilde ağırlamaya çalışırdı. Ama neticede her yerde yünler merserizeler vb var ve 2 kişinin ancak oturabileceği...
7 Ağustos 2017 Pazartesi
Sürpriz Yumurta Günlüğü :)

Ne kadar çok "günlük" yazmaya meraklıymışım meğerse değil mi?
Bu yazıyı uzun ama gerçekten uzun bir zamandır aklımda yazıyordum hatta noktalama işaretlerini bile koymuştum :) Kısmet bugüneymiş; yayınlayabilecek kadar yazı yazmaya vaktim olacak mı elbette bilmiyorum.
İşe başladım, malum Çeşme ve sonrası 3 aydan 1 hafta eksik tatil/izin durumundan sonra işe dönmek hala alışılabilir bir şey değil. Nereye baksam DENİZ arıyor gözlerim. Bulduğum en küçük MAVİ bile bana gerçekten umut veriyor, deniz kenarında olma ümidi :)
Neyse bu şiirsel girişten sonra 1 sürpriz yumurtanın haberini verebilirim sana sevgili blog.
(4 gün sonra)
Sürpriz haberini veremeden ortadan kayboldum.
Şimdi de sol elim egzamalı da olsa cayır cayır yansa da inat ettim yazacağım. Bu yazamama zincirini kıracağım :)
Çeşme'de...
19 Temmuz 2017 Çarşamba
Hediye Gün :)

Farklı konu başlıkları ile karşındayım blog, yazdıkça yazıyorum bu ara ama nereye? Dur hepsini anlatacağım sırayla veya aklıma geldikçe :)
Normalde bu hafta işe başlayacaktım ama yarın hastane işlerim olunca bu 3 günü evde geçirdim. İlk iki gün biraz ortaya karışık geçti, hem kendime vakit ayırdım hem de ev işi yaptım ama bugün tamamen benimdi. O yüzden de adı HEDİYE GÜN. Dedim ki kendime canın bugün ne yapmak istiyorsa sahiden sadece onu yap. Kahvaltımı 9 olmadan bitirdiğim için akşam evinsanları 6da gelene kadar mutfağa yayıldım. Çalışma masamın üstü kalabalıktı ve toplamaya üşendim :) Mutfak da daha serindi yani asıl sebep buydu desem inanın. Masadaki her şeyi kaldırıp bir güzel yayıldım. Sonra fotoğrafta da gördüğünüz şahane bilgisayarımı açınca gördüm ki -yine- bana veda etmeye...
12 Temmuz 2017 Çarşamba
Çeşme ve Sonrası (2.5 ay)

Başlık için biraz kafa yordum ama ne yazsam içeriği tam anlatmayacaktı, o yüzden kısaca "Çeşme ve Sonrası" dedim :) Oysa içinde başka bir dolu dünya var, hepsini buraya yazmak niyetim.
Çeşmeye tatil için gitmedik hatta aklımızın ucundan geçmeyen ve de geçmeyecek bir tatil beldesi... Tatillerimizi daha çok pansiyonlarda Kazdağları civarında yapmış insanlarız. Ege turu yaptığımız yıllar öncesinde de Mordoğan'ı merak etmiş ancak Çeşme'ye gitmek aklımızın ucundan geçmemişti.
Hayat bizi 2 aylığına Çeşmeye götürene dek :)
Biraz mecburi biraz gönüllü bir görev olunca, ben de Elifle vakit geçirmeyi fırsat bilip kısa süreli ücretsiz izne ayrıldım ve 5 parasız ama çok daha mutluydum, yalan yok :)
Çeşme'nin ne kadar (gereksiz) pahalı olduğunu gitmeden duyup gözümüz korkmadı değil ama gidince...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)