Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




17 Temmuz 2014 Perşembe

Anne(lik) Sohbetleri : Şaziye(morkalemlik) & Barbaros Kaan :)

Şaziye-mor kalemlik- benim bir süredir sosyal medyadan(blogundan ve instagram hesabından) takip ettiğim tatlı mı tatlı bir anne. Çokça kitap okuması ve çektiği fotoğraflar/kompozisyonu bende hep merak uyandırmıştı. İkinci sohbeti onunla yapmak istedim. Oldukça samimi olarak verdiği yanıtlar için çok teşekkür ederim ve dayanamayıp -evet bebekler öpülmez ama- Barbaros'a koooocaman bir öpücük göndereyim :)


Öncelikle, anne olma maceran/hikayen nasıl başladı?
Hiç beklemediğim bir anda testte çift çubuk görüp şok olmamla başladı aslında. Bir çocuğum olmalı mı olmamalı mı bunun kesin kararını verememiştim üstelik. Anne-bebek  bloglarına rast gelip biraz okuduğumda özenirdim sorgulardım kendimi o kadar. Sürpriz bir hamilelik olmasaydı karar veremezdim, çünkü dünyanın iyi bir yer olmadığını düşünüyorum çoğu kez. Yani yaşamadığımızı hayatta kalmaya çalıştığımızı savunurum hep. Bir çocuğum olursa benim gibi yaşamasını istemezdim. Haftanın altı günü çalış, eve yorgun gel, sabah dinlenmeden hop yine iş, hayat bu olmamalı. İnsanın hayal kurmaya bile mecali olmuyor.

Kısaca doğum hikayeni anlatır mısın?
Yukarıda bahsettiğim sebepten ben hamileliğimi de hamile gibi yaşamadım. Tüm hamilelik boyunca bir canlı doğuracağımı aklım, mantığım, duygum almadı. Bu gerçek. Hiçbir şey hissedemedim. Bu arada ben dört yıldır falan depresyon hastasıyım(kaygı, duygu bozukluğu ) Dolayısıyla hamileliğimde ilaç kullanamadığım için depresyonum da beni çok zorladı. Bir canlı hayata getirecek olmayı düşündükçe kafayı yiyordum, onun başına gelme ihtimali olan şeyler, yaşayacağı her kötü şeyin benim onu doğurma kararımın bir sonucu olduğunu düşünmek. Kendimi bu yüzden çok suçladım. Çok ağladım bir çok şeye, yok yere. Evet tüm hamileler duygu dalgalanmaları yaşıyor ama benimkisi depresyon kaynaklı idi tüm kötü duyguları uçlarda yaşıyor ve hissediyordum. pozitif düşünmek gibi, kendini başka şeylere yönlendirmek gibi şeylerle geçmiyordu. İlaç almalıydım ki sağlıklı bir insan gibi düşüneyim bu da mümkün değildi.  Bunun aksine vücudum da hiç bu kadar dinç olmamıştı, hayatımda uykumu iyi almış olarak daha önce hiç kalkmamıştım. Depresyon harici hiç sağlık sorunu yaşamadım midem bile bulanmadı diyebilirim.
Doğum hikayeme gelirsek;
Benim hikayem Barbaros’u kucağıma almamla başladı. Çünkü ancak onu kanlı canlı görmek beni buna inandırdı. Gerçekti ve sağlıklı idi. Gördüğümde hüngür hüngür ağladım, neden bilmiyorum kendimi tutamadım ve bir süre durduramadım.  Canlıydı, gerçekti, çaresizdi ve ben ne yapacaktım?  Ben aldığım sorumlulukları gözümde çok büyütürüm ve insanoğlunun bu dünyadaki alabileceği en büyük sorumluluktu bir çocuk. Ben bu kadar korkak iken buna nasıl cesaret edebilmiştim. Ona ne verebilirdim.

İlk günler nasıldı; yanında birileri var mıydı?
Olmaz mı? Doğum öncesi bile kendi annem vardı. Doğum sonrası buna kayınvalidem de eklendi. Türk ailesi olur da 40 ı çıkana kadar bırakırlar mı lohusayı. Neyse ki benim kırkımı beklemediler. J Şimdiki aklım olsa asla kimseyi istemem yanımda, eşime yıllık iznini, olmadı ücretsiz izin aldırırdım. Ki ben depresyonluydum ve daha ilk günlerde bir atak geçirdim. Yataktan kalkamadım, bebeğimle ilgilenemedim; çünkü görmek sesini duymak istemedim. Ve maalesef beyin kimyasının duygu ve düşünceleri etkilediğini, bedene de vurduğunu büyüklere anlatmaya çalıştık dilimiz döndüğünce ama maalesef pek anladıklarını söyleyemem. Tabi bu bize  külfet olarak geri döndü. Haaa bir de eşim ; gerçek lohusa depresyonuna o girdi işte , çocuğu pek elletmek istemedi, büyüklerin yapmak istediklerine tüm yüksek sesiyle karşı geldi, sürekli eleştirdi. Haklıydı ama J “Sarı ört sarılık olmasın”lar “giydir bebeği üşüyordur”lar(ev 25C) kısacası evde gelenek ve bilimsel veriler savaş halindeydi ve ben kimseyle değil kendimle uğraşıyordum.
Barbaros Kaan çok güçlü bir isim. Ailede denizci mi var yoksa J
Ailede denizci yok ama deniz aşığı, yelkenli ile dünya turuna çıkmayı hayal eden bir eşim var dolayısıyla Barbaros ismini o koydu.

Barbarosu kucağına ilk aldığında neler hissettin?
Bu soruyu yukarıda açıklamış bulundum, ama kısaca çaresiz, güçsüz hissettim, onu dünyaya getirmek ile ona en büyük kötülüğü yaptığımı düşünmüştüm. Hüngür hüngür de bir süre ağladım.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Sabah baba işe giderken kalkıyoruz genelde, o gittikten sonra kahvaltı yapıyoruz, balkona çıkıyoruz, oyuncakları ile neredeyse hiç oynamıyor, tencere, tava, kepçe, mandal vb.gibi ev eşyaları ile vakit geçiriyor. Kaptan kaba bir şeyler aktarıyor bazen, kitaplardaki resimleri parmağı ile gösteriyor,ismini söylüyorum, konuşmaya çalışıyorum. Parka çıkmaya çalışıyoruz her gün. Yemek, uyku, bir şeylerle oyalanma şeklinde devrediyor genelde.
“annelik baki” yazından çok etkilenmiştim ben. Annelik sahiden de çalışma hayatının önünde olmalı mı sence? (doğru mu anlamışım)
Aslında bu ne için ve hangi duygu ile çalıştığına bağlı biraz insanın. Sizi çok tatmin eden, severek çalıştığınız, topluma faydalı olduğunuz bir işiniz vardır, işinizden vazgeçmekte zorlanırsınız. Ama şükür ki, ben böyle bir zor karar vermek zorunda kalmadım. İşimi ve mesleğimi sevmiyordum yaptığım işi de en donanımsız insan bile kısa sürede öğrenir ve yapardı. Benim işten çıkmam toplum için bir kayıp olmadı. Haa öyle bir işte çalışsaydım da benim kararım yine işten çıkmak olurdu, çünkü açık olmam gerekirse ailelerimiz dahil çocuk yetiştirme konusunda güvenebileceğimiz insan yoktu.  Bundan maalesef 40 içinde emin olduk. Çünkü bizim doğrularımıza saygı göstermekten ise kendi doğrularını bize kabul ettirmeye çalıştılar ve onlara emanet ettiğimizde bizim istediğimiz gibi değil kendi doğruları ile yetiştireceklerdi. Güvenen işine devam eder ve bunda bir sakınca görmeyebilir. Her ailenin dinamikleri farklı dolayısıyla kararları da.

Barbaros büyüdükçe birlikte geçirdiğiniz zamanda/yaptığınız aktivitelerde ne gibi değişiklikler oldu?
Geçmiş zamanı unuttum desem, kucağımda bol bol gezdirdiğimi hatırlıyorum bir yerde durmuyordu ve etrafı tanıtmaya çalıştığımı, bazen de nadirdir kendi okuduğum kitabı sesli okurdum sakin durursa.
Katı gıdaya geçiş sanırım biraz gerilerde kaldı. O süreç nasıldı, hatırlıyor musun?
Meyve ve yoğurtta pek sıkıntı yoktu da kahvaltı bulamacı, çorba ve hele de o sebze püresinde zorlanmıştık. Yılmadan teklif edilmeli belli aralıklarla bu hafta yemezse haftaya hepsini bitirebiliyor. Bir yaşından sonra daha kolay oldu, şimdi sebze hariç her şeyi yiyor ve iştahlı.

Uyku eğitimi verdin mi?
Verdim diyebilirim; o da şöyle aylarına göre uyanık kalma istatistikleri var, o zaman dilimlerine dikkat ettim, kaçta uyandığına baktım, 1.5 saat uyanık kalma süresi varsa süresi dolunca uyutmaya götürdüm, kucağımda salladım, ağladığı da oluyordu, direndiği de ama kısa sürede uyuyordu. Bir rutinimiz vardı kısacası, hemen hemen hep aynı saatlerde uyuyordu çünkü ama itirazsız uykular yedi- dokuz ay arası düzene girdi tamamen. Şimdi şimdi yine gündüz uykularına direnç göstermeye başladı (17 aylık) 9 aydan itibaren sallamıyorum birlikte sarılıp yatıyoruz. Geceleri de bizimle uyuyor.

 Çok okuyan/araştıran bir annesin. Bebek bakımıyla ilgili tavsiye ettiğin kitaplar neler?
Okuduklarım arasında beni en çok etkileyen Adem Güneş’in Doğal Ebeveynlik kitabı oldu, Tracy hogg ‘dan faydalandım, Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir ilk aklıma gelenler, çocuk gelişim kitaplarını açıkçası birkaç aydır el attım onun haricinde Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler kitabı hep elimin altında idi gerek gördükçe baktım, başım sıkıştıkça da.

Kahveli/kitaplı fotoğraf kompozisyonunu ne zaman görsem çok mutlu oluyorum. (kendim o keyfi yaşıyormuşum gibi oluyorumJ )Kitap okumaya nasıl vakit ayırıyorsun demeyeceğim;çünkü insan istediği zaman vakti kendisi yaratabiliyor. Peki okuma rutinin var mı? Notlar, müzik vs?
Gündüzleri oğlumla birlikte uyuduğumdan genellikle, geceleri geç saatlere kadar takılıyorum, genelde okuduğum saatler oluyor bunlar. Rutinim Kitabın yanında kalem, kağıt, veya defter olmazsa olmaz, mutlaka da kahve. Not almayı çok severim, plan yapmayı, romanlarda bile karakterleri, bağlantılarını yazarım mutlaka bir kağıda.

Çok eğlenceli bir ajandan var sanırım. Burayı günlük gibi mi kullanıyorsun? (scrapbooking sanırım adı) malzemelerini nereden alıyorsun?
Ajandalarım var evet farklı amaçlara hizmet eden, scrapbooking denemelerim de oldu ama hiç birinde süreklilik arz eden olmadı, düzenli ve istikrarlı değilimdir pek. Heves ederim hevesim geçince ara verir aklıma gelince devam ederim. Desenli kağıtları internette free printable olanlarından faydalanıyorum ve pinretestten.

Barbarosla beraber neler okuyorsunuz?
Genellikle tubitak kitaplarını, meraklı minik dergisini,  adımadım setinin aktivite kitaplarını… maalesef artık okumama izin vermiyor, sürekli parmağıyla resimleri gösterip ııhh! Diyor. Ve sürekli sayfa çeviriyor. Resimlerle ilgili konuşuyoruz diyebilirim.

Annelikte en çok hangi konularda zorlandın?
İlk üç ay zorlandım çok, gazdan ağlaması, canının yandığını görüp çaresiz kalmak, bölük-börçük uykuları. Ama ben onun hayatımda olmasından çok zorlandım, bencil bir insanım ben alanıma girildiğinde rahatsız olanlardanım, onun da tüm vaktimi alıp beni alt üst etmesi zorladı beni. Keyfimden vazgeçip kendimi unutmam, kendimi anneliğe alıştırmam, durumu kabul etmem 6-7 ayımı aldı. Artık kendime zaman ayıramadığımda, yapamadığım işler olduğunda gerilmiyorum.
Unutmadan değinmek istediğim bir nokta; Ben oğlumu sadece birkaç gün emzirebildim ve maalesef formül süt(mama) ile beslenmek zorunda kaldım. Bu beni en çok üzen konudur, her çocuk anne sütünü hak eder, maalesef benim oğlum bu konuda şanssızdı, başka seçeneğim olmamasına rağmen bu bende büyük bir vicdan azabıdır. Sağlık problemimden dolayı ilaca başlamam ile sütü kesmem gerekti. Bu da beni inanılmaz üzdü, ama mutlu bir annenin formül sütten daha fazla fayda getireceğine inandığımızdan böyle bir seçim yapmak zorunda kaldık. Eşim de bu konuda benim yanımda olmuştur ki çok zor bir karardı.

Anne adaylarına neler tavsiye edersin?
Çok iyi düşünün derim, hayatınızı çocuğunuza göre doğmadan düzenleyin derim, mümkünse yeni doğanla birkaç gün geçirin derim. Hayalleriniz varsa bunu çocuk doğurmadan gerçekleştirin derim en azından deneyin derim.
Sonra da bunları yapamasanız bile siz o çocuğu doğurduğunuzda çok mutlu olacaksınız ve ona bu dünyadaki herkesten daha çok sevecekseniz derim. Artık siz eski siz olmayacaksınız ve kalbiniz, canınız kendi bedeninizde değil başka bir bedende var alacak derim.

O tavsiyelere ben de katılıyorum :) Samimi röportajın için de ayrıca teşekkür ederim. Dayanamayıp Barbarosu bir kere de öpeceğim yalnız :))
** Bir sonraki röportaj da sanki gazete haberleri mi var ne :)



Devamını oku »

13 Temmuz 2014 Pazar

Anne(lik) Sohbetleri: Elif & Ahmet Yasir :)

Annelik çok heyecanlı bir macera. Bazen yokuşlar bazen de inişler var. Ama en güzeli de her gün öğrenecek yepyeni şeylerin olması. Loğusalık döneminde "yalnızım dostlarım, yalnızım yalnız" dediğimde aslında hiç de öyle olmadığımı fark ettim. "Ben yapamıyorum, en acemi anne benim" dediğimde de benim kadar acemi anneler olduğunu gördüm. "Sudan çıkmış bir balık"tım belki ama suyun dışında da yaşayabiliyordum. İşte bunlar hep çevremde iyi niyetli, kendisiyle barışık annelerin desteğiyle oldu aslında. Bazılarıyla hiç tanışmadım, bazıları da "anne olunca" hayatıma girdi. Kısacası bir anda fark ettim ki etrafımda bir dolu güzel yürekli, bazen yorgun ama çokça mutlu bir anne- arkadaşım olmuş :) Sohbet etmek istedim onlarla; annelik üzerine. İşte bu kategori de öyle oluştu. İmkanım oldukça yepyeni hikayeler eklemek istiyorum buraya.

Bunlardan ilki de; Elif ve Ahmet Yasir'in (6,5 aylık) hikayesi. Elif, benim uzun yıllardır tanıdığım ama anne olunca çokça dost olduğumuz, annelik tarzını çok sevdiğim bir insan. Ve Elif'in 40'ında o harika mektubu yazan kişi. Ahmet Yasir de maşallah diyeyim tanıdığım en güleç, en pozitif bebeklerden biri.
(İlk sırada ona yer vermem tamamen tesadüf; isminin güzelliğiyle bir ilgisi yok :)

Annelik maceran ne zaman basladı?
Öncelikle blogunda beni konuk ettiğin ve yasadığım bu çok özel anları paylaşmama vesile olduğun için çok teşekkür ederim. Annelik macerama gelince 5 yıllık gezme tozma, savrulan hayatlarımızı toparlama  ve aynı düzlemde yaşamaya (işimden dolayı 1.5 yıl ayrı şehirlerde yaşadık sonra 1 yıl da aynı şehrin başka ilçelerinde git geller)  başladıktan sonra artık bir bebeğimiz olsa deyip kararlar aldıktan sonraki  ay aslında hiç beklemezken bir çift çizgi haberi aldık 5 Mayıs 2013'te. Herkes gibi inanamadım damdan düşmüştüm sanki ben nasıl iyi bir anne olabilirdim hatta ben nasıl bir anne olabilirdim gözyaşı sevinç endişe tabi ki salya sümük ağlamaya başlamıştım. Unutamayacağım anların başlangıcıdır o gün.

Kısaca doğum hikayeni anlatabilir misin?
Normal yaşamda da kokulara çok duyarlıyımdır ve midem çabuk bulanır. Sanırım onun da etkisi  ile hamileliğimin ilk 12 haftası çalkantılı bulantılı geçti. Bir de migren atakları, zorlandım biraz. Sonrası oldukça rahattı. Toplamda 11 kilo alıp çok ağırlaşmadığımdan son ana kadar günlük işlerimi yapıp atom karınca gibi dolandım etrafta. 38. haftada rutin kontrolümüze gittiğimizde doktorumuz suyumun azaldığını ve bu hafta dolmadan bebeğimizin  kucağımızda olacağını söyledi. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim ama ben bir an önce doğmasını istiyordum. Bebeğin kilosu normaldi, karnım da aşağı inmişti, normal doğum yapabilirdim ama sancı yoktu o yüzden suni sancı verilecekti. Hastaneye yatışım yapıldıktan sonra suni sancı verildi sabahtan akşama kadar ama ben de hiç sancı yoktu. Akşam olunca dinlenmem için ara verildi. Sabaha karşı yeniden başlanacaktı sancıya. Ama gece yarısından sonra benim doğal sancılarım başladı fakat bir gün önce verilen suni sancı ben de mide bulantısı yapmıştı:)) Ben normal sancı yerine mide bulantısı ve kusma tepkisi veriyordum ne komik dimi:) Yani 12 saatin ardından öğlen 12'de Ahmet Yasir'im kucağımdaydı. 


Ahmet Yasir'i ilk gördügünde neler hissettin? Hayalindeki bebek miydi ;)
Ben hamile olduğumu öğrenmeden birkaç gün önce kucağımda bir bebek görmüştüm daha sonra hamileliğim sırasında aynı bebeği bir kere daha gördüm ve daha sonra Ahmet Yasir'i ilk kucağıma aldığımda "a  işte bu" dedim birkaç küçük değişiklikle tabi:) Oğlumu ilk gördüğüm an ve ilk defa duyduğum o koku, ilk duyduğum o sesi hafızamda o kadar canlı yer tutuyor ki, bin yıl geçse yine unutmam gibi geliyor. Yaşayanlar bilir o anki hisler gerçekten tarifi zor cümlelerin kifayetsiz kaldığı anlar. Hayatımdaki en mutlu an desem sanırım abartmış olmam.

İlk günler nasıl geçti; yanında kimler vardi?
İlk günler uyku ve dinlenme açısından tabi ki zorlandım. Ama Ahmet Yasir, Tracy ablanın tabiriyle "kitap bebek" olduğu için sanırım biraz şanslıyım. Bizi hiç yormadı, ilk günler yanımda annem ve eşimin annesi vardı. Daha sonra da dönüşümlü 40 gün yanımdaydılar. Annem 5 çocuk büyüttüğü için pek zorlanmadım. Onun tecrübeleri ve kendi hislerime güvenerek eşimin de çok büyük desteği ile mutlu mutlu atlattık o günleri:)

Hangi konularda zorlandın?
İlk gün emzirme konusunda zorlanmıştım ama en çok zorlandığım anlar etrafımı (hislerime  ve de okuduğum kitaplardan öğrendiğim şeylere güvenerek ) bebeğimin doyduğunu ikna etmeye çalışmam olmuştu. Bence annelik bilgi ve içgüdü toplamı bir şey. Bebeğini en iyi annesi tanır. Bir de tabi her ne kadar kitap bebek de olsa 1.5 saatte bir uyanmak başlarda çok yorucuydu. Sonra insan alışıyor ve geçici olduğunu bilmek insana güç veriyor.

"Anne olunca anladım" dediğin neler var?
İlk defa,  doğum sancısı çekip minik yavrumu kucağıma alınca anne seni simdi anladım demiştim ve odaya çıkar çıkmaz annemin elini öpüp; "anne sen de mi bizi böyle doğurdun" demiştim :)))

Ek gıdaya başladınız mı? Neler yapıyorsun?
Evet ek gıdaya başladık. Ben buna bir serüven adını verdim.Bence çok eğlenceli bir dönem ek gıdaya geçiş süreci. Ben etrafıma kulak tıkayıp 6 aydan önce anne sütünden başka bir şey vermedim (4.5 aylıktan sonra sütüm biraz azaldığı için bir öğün mama vermeye başladım). 6. ayında ilk defa yoğurtla başladık. Küçük kavanozlara organik sütle günlük mayalıyorum. Tracy ablanın yöntemlerini kullanıyorum aklıma yattığı için . Önceleri 3 gün kuralını uyguladım (ayni besini 3 gün üst üste verip alerjisi var mı diye saptayabilmek için). Yoğurttan sonra elma, muz, şeftali vermeye basladım. Dün de ilk defa kemik sulu çorba verdim.

Uyku eğitimi vermeyi düşünüyor  musun?
Uyku eğitimi için Kim West, Ferber ve Tracy'nin yöntemlerini okudum fakat en aklıma yatan Tracy ablanın yöntemini kendimleştirmek oldu. biraz sentez diyeyim. yavaş yavaş başladım ama yaz ayı olduğu için evimiz oldukça hareketli bu ara o yüzden tam başarılı oldum denemez su an ama istikrarlı bir şekilde devam etmek istiyorum.

Anne olmadan önceki hayatına dair neleri özlüyorsun?
Aslına bakarsan anne olmadan önce ben ne yapardım diye düşünüyorum o kadar hayatımı doldurdu ve hayatımı ve beni o kadar anlamlaştırdı ki sanki ben hep anneydim öncesi yokmuş gibi hissediyorum. ama en özlediğim şey sabaha kadar kitap okumak ve sonra da istediğim saatte kalkmak. onun dışında pek bir şeyi özlemiyorum.

İşe dönmeyi düşünüyor musun? Ne zaman?
O zaman Ahmer Yasir'e kim bakacak?
Ahh ahh. Kanayan yaram bu işe dönüş konusu:(( Maalesef işe dönmek zorundayım. Eylülde işe başlayacağım. Benim de eşimin de ailesiyle aynı şehirde yaşamıyoruz. O yüzden mecburen bakıcı bakacak. 

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Sabah kalkınca Ahmet Yasir'i beşiğinden alıp kendi yatağımızda biraz oyalıyorum, konuşuyoruz, ben rüyamı anlatıyorum ona. Sonra onun bakım olayları.  Öğleden önce oyun halısında vakit geçirmeyi seviyor ben de onunla birlikte yanına oturup oyun halısında aktivite yapıyorum. Uyku vakti geliyor. Uyandıktan sonra biraz yemek faslı sonra yürütece koyuyorum, ben de yanında tabi. Kitap okuyoruz akşam üzeri her gün olmasa da elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Havanın durumuna bağlı olarak dışarı çıkıyoruz. Babasını karşılıyoruz sonra biraz babaya satış ve ben de işlerimi yapmaya çalışıyorum. Derken gece uykusu geliyor:)

Birlikte yapmaktan keyif aldığınız aktiviteler neler?
En sevdiğimiz şey onunla konuşup onu güldürmek:) oyun halısını çok seviyor hele ben oyuncakların arasından cee ee yapıyorsam daha bir çok eğleniyor. Bir de tabi ki yürüyüş:)

Yoksa orada "üç kedi bir dilek" mi görüyorum :)
İyi ki şöyle yapmışım" dediğin neler var?
Öncelikle iyi ki anne olmuşum diyorum. Allah isteyen herkese nasip etsin. 
İyi ki herkesin her dediğine uymadım diyorum. Bebeğe hazırlık listemi çok yerinde yapmışım diyorum iyi ki bebek bakımına yönelik kitaplar okumuşum, iyi ki ısrarla anne sütüne devam ediyorum, iyi ki oyun halısı almışım. 

Dışarıda nasıl vakit geçiriyorsunuz?
Ahmet Yasir ayı itibariyle sosyalleşme döneminde şu an dışarıyı çok seviyor. Parkta fıskiyenin yanına gidince çok sakinleşiyor. Dışarıda arabasıyla genelde yürüyüşe çıkıyoruz. Bazen oturunca o uyurken ben biraz kitap okuyorum:)

Anne adaylarına neler tavsiye edersin?
Benim naçizane bir anne olarak tavsiyem dışarıdan gelen boş seslere kulak tıkamayı öğrenmeleri. Herkesin annelik, bebek bakımı konusunda söyleyecek cümleleri var ama önemli olan tecrübesine ve bilgisine güvendiğin insanlardan tavsiye almak bence.Komik bir anı anlatmak istiyorum burada :)) Benim bebeğimden birkaç ay büyük olan  bir bebeğin annesi kendi bebişi daha 4 aylıkken ek gıdaya geçtiği için (herkesin yöntemi farklı tabi saygı duyarım)  benimkine çok geç kalmışsın bence Ahmet Yasir ek gıdaya geçemeyecek dedi:) Etrafınızda ek gıdaya ya da katı gıdaya geçemeyen hala püre yiyen bir yetişkin var mı :)))))))). Yani herkesin tabi ki bir yöntemi var ama benimki en iyi; seninki tu kaka diyen insanlara ben tahammül edemiyorum ve bu insanlardan uzak durmaya çalışıyorum. Annelik ta derinlerde bence herkes iç sesini dinlesin ve bilgiyle harmanlasın derim:)

Gerçekten katılıyorum. Etraftaki boş seslere kulak asmamak; kendine güvenmek lazım. 
Bu güzel sohbet için Elif sana ve Ahmet Yasir'e kocaman teşekkürler...
*Bir sonraki sohbet de pek yakında :) Sanki içinde allı morlu bir şeyler olacak gibi :))
Devamını oku »

11 Temmuz 2014 Cuma

Clementine :)

Hani bir kitap okursunuz ve kitaptaki karakter için "işte, bu benim" dersiniz.
Clementine benim için öyle oldu.
Aslında tam olarak "İşte; bu benim" diyemedim, çünkü benim çocukluğum -ne yazık ki- bu kadar afacan geçmedi.
Ama geçebilseydi eğer; bence ben de bir Clementine olurdum :)
Elifle kavuşmamızdan bir gün önce-tabii bunu bilmiyorduk- kitapçıda gezerken bir kitap almak istedim ama iki kitap arasında kararsız kaldım. Karabalık da "Clementine" daha hınzır duruyor; onu al dedi. Onu aldık. Lakin okuyamadım hemen. Meğerse ertesi gün doğuma girecekmişim :) Bir müddet sonra kitabı elime aldığımda "Hayalperest" etkisi yarattı ve ben kitabı bırakamadım. "Ne diyor ya bu afacan" derken kitabı bitirmiştim. Tadı damağımda kalmıştı ki diğer iki kitabın da siparişten gelmesini dört gözle bekledim. Neyse geldiler ama benim vaktim yok ki okumaya :/ Derken slingi keşfettik :) Ve ben slingde bebe uyuturken kitap okuyabilmeyi öğrendim. Yaşasın :) İkinci kitabı böyle bitirdim. Hala tadı damağımda. Derken Elif'i arabasına koyup dışarı çıkmaya başladık ve ben o uyurken kitap okuyabildim az da olsa. Üçüncü kitap da böyle bitti. Tadı hala damağımda... Ama serinin başka kitabı yok ne yazık ki. "Neden ama neden yok" diye söylendim durdum. 3 değil 13 hatta 23 kitaplık bir seri olmalıydı Clementine. O kadar çok sevdim ki onu. Belki bana yaşayamadığım, içimde kalan çocukluğumu hatırlattı bilmiyorum. Bittiğinde ağladım :) Çok üzüldüm bitmesine. Yoksa kitapta üzülecek bir şey yok hatta gayet esprili ve neşeli bir kitap.

Clementine-ki İngilizce mandalina demekmiş- 3. sınıfa giden, kıvırcık saçlı, minik bir erkek kardeşi olan, sivri şeyleri sevmeyen, kafası farklı çalışan bir kız. Hayal dünyası inanılmaz. Zorda olan birine yardım etmek istiyor ancak kendi yöntemleriyle :)  Bir de çok "empatikli" :) Annesi evden çalışan bir ressam babası ise apartman görevlisi. Dolayısıyla oldukça orta halli ancak inanılmaz mutlu bir ailenin afacan kızı. Kardeşinin adı "normal" olduğundan ona da sebze isimleriyle hitap ediyor. Hatta "kabak, fasülye" gibi şeylerden sıkılınca manava gidip değişik sebze isimlerini koluna not ediyor. Çünkü Clementine hatırlamak istediği her şeyi koluna yazıyor :) En yakın arkadaşı -temizlik hastası- Margaret ile aynı apartmanda oturuyorlar ama o 4. sınıfa gidiyor ve bazen Clementine'e büyüklük taslıyor. Abisi Mitchell ise tam bir beyzbol düşkünü. Clementine, Mitchell ile kesinlikle evlenmeyecek ama hani olur da biriyle evlenecek olursa Mitchell'i düşünebilir :)
Katılmak istemediği yetenek yarışmasına "vekilini" göndermek için Müdür Rice ile de pazarlık yapıyor. "Vekil öğretmen" olduğuna göre "vekil öğrenci" de olmalı değil mi :) Bir şey yaptırmak için kullandığı "yılan bakışlarını" da işe yaramadığında yüksek doza getirebiliyor :)
3. kitaptaki koluna yazdığı cümle de çok hoşuma gitti:
" BAZEN ÇÖZÜMÜ BULMAK İÇİN ÖNCE SORUNU ANLAMAN GEREKİR."
Kitabın çizimleri de bir harika; benim için günün mutluluk sebebi olan şu çizim gibi:
 Apartmandakilerle, öğretmeniyle, müdür Rice ile ve anne babasıyla olan diyalogları o kadar komik ki. Clementine'in kafası cidden bir başka çalışıyor. Tabii kitabın yazarı Sara Pennypacker'ı da burada takdir ettim açıkçası. Karakteri inanılmaz kuvvetli :)
Biliyorum önümde yeni kitaplar var ama ben yine de arada dayanamayıp Clementine okuyacağımı biliyorum.
* Kitapla ilgili daha detaylı bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

HERKESE "CLEMENTİNE" TADINDA, KEYİFLİ HAFTA SONLARI :)

Devamını oku »

9 Temmuz 2014 Çarşamba

3. ay :)

Ay dönümlerini kaçırmadan yazabilmeyi çok istiyorum.
İkinci ayda yaşadıklarımızı az önce okudum ve güldüm; muhtemelen inş. 4. ayda da şimdi yazdıklarımı okuyup güleceğim. (bunu bilmek bile güzel)
Yalnız bu 3. aydan beklentim büyük; koliğin "aa o da neydi ki" seviyesinde geçmesini ümit ediyorum. Biliyorum biraz ütopik oldu ama :)
Bu ay -ben bebek olsam kesin üzerine kusardım- çocuk doktoru yine beni tavırlarıyla sinir etti. Adamın teknik bilgisi gayet iyi de sosyal yön sıfır hatta eksi. Ondan çıkıp doğum doktorumuza kapıdan uğradık; Elif'i o kadar çok sevdi ki. Keşke çocuk doktorumuz da o olsaydı dedik :)
Geçen aydan sonraki en güzel gelişmelerden biri sling ise diğeri de benim Elif'in arabasıyla dışarı çıkmaya alışmam oldu. Sadece sabahları çıkıyorduk aslında ama şimdi günde en az 2 kez çıkıyoruz. Sabah çıkışımız 9.30'u buluyor. Saatler/geziler vs. hepsi Elif'in durumuna bağlı. Mesela bu sabah tammm yatağında uyuyacak gibi yaptı. Bekledim, kanmadım. Baktım hakkaten uyuyor, kısacık işlerimi hallettim. (ilk ve en önemlisi tuvalet; bunu hiç atlamıyorum) derken ütüyü fişe taktım. Hani tamam "my time" diye bir şey var ama Tracy Ablanın haberi var mı acaba evdeki işlerin de yapılması gerektiğinden :) İşte o ara "anniii" diye bir ses. Bu ara böyle. Hani olur da annem beni başkasıyla karıştırıp yanıma gelmezse diye yapıyor sanırım. Bağırış şöyle "anniiiii" :) öğlen sıcağında da mecburen çıkıyoruz. Beni gören tanıyamıyor tabii. Yüzüme nerdeyse bembeyaz  olacak şekilde güneş kremini sürüyorum; kafamda kocaman şapka, bir de güneş gözlüğünü taktım mı. İnsanlar bu halde tatile/denize falan gidiyorlar değil mi :) Dışarıda da ağlamaya devam eden Elif apartmandaki komşuların dikkatini çektiği yetmezmiş gibi komşu apartmanlara da kendini tanıtmış durumda. İnsanlar bana "durmuyor heralde yine" bakışı atıyor, görüyorum. Bizim apartmandakiler zaten kolik olduğunu anladı/biliyor; neyse ki ses için şikayete gelen olmadı. Garibim alt komşum-henüz karşılaşmadık- da aynı dertten muzdarip: ağlayan bebe sendromu. Onunki 1 yaşında erkek ve onun da zaman zaman sinirleri bozuluyor; duyabiliyorum. Kapısını çalıp "gel kardeş birlikte çıkalım dışarı; ikisi ağlasın dursun, biz de o ara sohbet ederiz." diyesim geliyor. Gerçekten.
Bir de apartmandaki irili ufaklı çocuklara bayılıyorum. Onlar varsa kapıdan giriş çıkışımız öyle rahat ki. İki tane kapıdan da prenses geliyormuş gibi geçiyoruz. Her geçişimizde "ayyy bu çok tatlı" deyip Elif'in koluna dokunmalarına elbette ki ses çıkarmıyorum çünkü onu çok seviyorlar. "ay bu zeytin kadaaar" demişti biri geçen gün. Öteki de "zeytin Eliften daha büyük" diye cevap vermişti.(ilk doğduğunda :) Kısacası bir dolu ablası ve abisi var :)
Bu ayın en bomba gelişmesi evine dönen anane oldu. Alışma süreci hala devam ediyor. Anneme "acaba gelsen mi" desem koşup gelir :) Ama hem onun düzeninin bozulmasını istemiyorum; şu an yazlıkta ve denize karşı kahvesini yudumluyor ohh mis :) hem de ben alışayım artık diyorum. Annemin en büyük yardımı ev işleri, yemek vs. de olmuştu. O zamanlar kıymetini bilememişim :) Şimdi her yer "her yer"de :)

Neler Öğrendim?
-Komşuların bizi görüp "çok ağlayan bebek bu boncuk mu?" dediklerinde "evet ama benim alt kattaki de çok ağlıyor; belki onu duyuyorsunuzudur" gibi pişkin bir cevap verebileceğimi bilemezdim.
-  Elif'e "hmm sanırım altımızı değiştirmemiz gerek, pek güzel kokular geliyor" deyip Elif'in altını açtığımda kokunun ondan gelmediğini gördüğümdeki şok :) Evet o şahane koku dışarlarda fırfır gezip terleyen anasına aitmiş :)
- (Bunun Elifle alakası yok ama yine de bu ay öğrendim :) Benim sevgili kuzenim yıllaaaar önce bebek bakımını kitaplardan öğrenirken "ek gıda" kısmında açıklayıcı ifadeler olmadığından pizza ile başlamış :)) Neyseki bu bebeye olumlu etki yapmış da Çağla yüzmede birinci oldu :) (neyseki zeki anası blogu okuyor da arkasından konuşmuş gibi olmuyorum :P)
- Evdeki minik davulun sesine dikkat kesilen Elif'in ağlamayı unutabileceğini :)
- Blog yazmanın beni rahatlattığını ve bu sayede güzel insanların karşıma çıktığını :)
- Annemin -kullanamayacğını bilse de- sırf torununu görmek için dokunmatik ekran yeni bir telefon almak isteyebileceğini :) neyse ki maillerine bakabiliyor :)
- Çooook istesem de kardeşimin düğününe gidemedim. Bu çok içime oturdu. Elif 50 günlüktü ve gece-gündüz ağlıyordu; cesaret edemedik :/
- 1 Kitap 1 Mektup etkinliğine geri döndük; eğlendik :)
- Dışarıda hiç durmadan ağlayan bebeyi kucağıma alıp öteki elimle de arabasını iterek eve kadar gelebildiğimi...
- Sol elimi hayatım boyunca hiç bu kadar fazla kullanmadığımı; sağ el dolu ise ve acıkmışsan başka çare yok dostum :)
- Bazı kitapları ayakta bazılarını yürüyüşlerde bitirebildiğimi
-Elif'e her gün #bugünneokuduk etiketiyle kitap okuyup/paylaşarak bir dolu insanla ortak keyif oluşturabileceğimizi :)
- Canım çoook sıkıldığında 1 karıncanın bana umut verebildiğini; yılmamayı öğrettiğini (buraya da yükleyeceğim)

Bu ayda da ben Eliften bir dolu şey öğrendim. Bazen pofladım bazen 1 karıncanın peşine düştüm... Ama en çok da "kendim yapabiliyormuşum ben bu işi" diyebildim; gururluyum :)

 
Devamını oku »

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Anneliğin Ötesinde :)

Yıllar önce “aman doktor derdime bir çare” demekten vazgeçmiş hayatımı altüst eden migren için “alternatif” yollar arayışına girmiştim. Bunlardan biri de “refleksoloji” idi. Biraz da çekinerek gittim bu eğitime çünkü ben çok gıdıklanırım J
Güzel geçen 1 saatin ardından yanımızdakilerle eş olmamız istenmişti. Benim eşim de bol gülüncüklü neşe dolu bir insandı. Ben sanıyordum ki oraya sıkıntısı olanlar gidiyor. Halbuki bu bayan grubun negatifliğini bile silip süpürmüştü. Enerjisini çok sevmiştik. Eğitmen herkese tek tek “neler yapıyorsunuz, kimsiniz” vs. dediğinde onun verdiği cevaplara inanamadık. İki tane çocuğu vardı, şarkı söylüyordu ve “Alternatif Anne” diye bir sitenin kurucusuydu. Benim tanıdığım iki çocuklu anneler mutsuz olur, evde oturur(en azından şarkı falan söylemez) / memurluk yapar ve kendi annelerinden öğrendikleri ne varsa onu uygularlardı J “Alternatif Anne ne ola ki?” diye kurstan sonra üşenmeyip google’da aratmış; konular o zaman –doğal olarak- hiç ilgimi çekmediği için “hıı iyiymiş” diyip sayfamı kapatmıştım. O sayfa tekrardan yıllaaar sonra açılacaktı. “Annelik nasıl bir şeydi?” soruları üzerinde düşünürken- ki düşünmeme pek gerek yokmuş; zaten bebeğin kucağına düşünce ne olduğunu kıyısından yakalıyormuşsun- karşıma hep “Alternatif Anne” sayfası çıktı. Refleksoloji eğitiminde eşim olarak çalışma yaptığımız kişi de “Gülüş Türkmen” olarak tam karşımda duruyordu. Bu arada bir kitap yazmıştı: “Anneliğin Ötesinde” isminde.
Hani bazı kitaplar vardır devamlı karşınıza çıkar ama almak/okumak için doğru zamanı bekler. İşte bu kitap da benim için öyle oldu. Hamileyken de bir dolu okumuştum anne/çocuk/hamilelik üzerine olan kitaplardanve tabii ki ilk günlerde okuduklarımın çoğunu hatırlayamamış fırsat buldukçabir kez daha okumuştum. Bir ara o kadar çok kafam karıştı ki Krap amca ile Tracy ablayı rüyamda tartışırken gördüm. “Durun yahu benim için kavga etmenize gerek yok. İkizinizi de okudum ve sadece aklıma yatan kısımları uygulamak istiyorum ben.” Diyip uyandım.
“Tarihin Işığında Trendlerin Gölgesinde Çocuk Büyütmek, ne demek acaba?” diye meraklanıp kitabı aldım. Okumaya henüz başlarken aradığım kitabın bu kitap olduğunu hissetmiştim. O kadar çok görüş/anlayış/ yorum/yönlendirme vb. vardı ki etrafta. Sanki birini yapmasanız “kötü anne” olacaktınız. Hele ki sezaryen konusundaki çekincemin en çok bu garip “mahalle baskısından” olduğunu fark edip –neyse ki doğumdan önce- şartlarım normal doğum için uygun olmadığından gayet de güle oynaya sezaryene girmiştim. Belki ben öyle hissediyorum dedim. Yani etrafta “aa normal doğum yapmadın mı? Sütün yetiyor mu? Mama verdin mi?”vb. diyen bir güruh yoktu. Ama yakınımdaki annelerle konuştukça herkesin bir şeylerden çekindiğini ve anneliğini “gönlünce” yaşayamadığını fark ettim. Evet “bilgi kesinlikle güç”tü; ancak bu güç bizi mutsuzluğa da götürmemeliydi. Her şeyin “en ama en ama en doğalı”nı yap(a)mıyorsak kendimizi suçlu hissetmemeliydik; değil mi J “Bilmem kim şunları yapmış”; “ben niye yap(a)mıyorum” diye hayıflanmamalıydık. Herkesin “anneliği” kendineydi J
İşte bu kitabı okuyunca içime biraz su serpildi; biraz rahatladım. Çünkü hangi kitabı okusanız sizi bir yerlere çekmeye çalışıp “en iyi yöntem bu; yoksa sen hala uygulamadın mı?” diye bir garip hissetiriyordu. Ya da tuhaf olup her şeyi üzerine alınan acemi loğusa anne ben miydim J
“Annelik içgüdüleri” sanırım biraz da bu tarz durumlarda ortaya çıkıyor. Yani bilinçli olmak için okumak güzel ancak neyi ne kadar uygulayacağınıza bebeğinizle beraber siz karar veriyorsunuz ve bundan da suçluluk duymuyorsunuz. Bu demek değil ki “ohh ben her şeyi canım istediğinde yaptım; benden rahatı yok”. Ama kimsenin benim gibi normal doğumu çok çok isteyip şartları sezaryen oldu diye üzülmesini istemem. Şanslıydım ki dediğim gibi bunu önceden fark edip bunun bir madalya yarışı olmadığını anladım. Gülerek girdim ameliyathaneye hem de elimde pandalarımla J  

Kitabın sonsözünde "Annelik, bir kadının kendini baştan yaratması için altın bir fırsattır." diyor. Bu sözü de en az "Annelik tarzınız, yaşam tarzınızdır" kadar çok sevdim.
Rahat/ pimpirikli/korumacı/ sevecen/ sabırlı vs. olmamız bir yaşam tarzı neticede. İnsan "anne olunca" bir taraftan "nasıl biri" olduğuna da ayna tutuyor.
3 ayda anladım ki gerçekten annelik, hayatımın en önemli dönüm noktalarıından biriymiş.Diğeri de ergenlik ve evlilik olabilir, bilmiyorum :)
Kim bilir belki bir gün sevgili Gülüş Türkmen'in "Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler" isimli atölyesine de katılma şansım olur :) (ki bunu Elif büyümeden yapmak daha mantıklı sanırım :)
Kitabı okuyanların yorumlarını merakla bekliyorum.

HERKESE KENDİ ANNELİK MACERASINDA KOCAMAN MUTLU/SABIRLI GÜNLER :)





Devamını oku »

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Bebekli (Elifli) Aktiviteler ve Rutinler (0-3 ay)

Böyle başlığa "rutin" falan yazdım diye Tracy Hogg akla gelip kafalar karışmasın; zira kendisinin pek uzağındayım(z)
Genel olarak EASY : Yeme, aktivite, uyku, anne zamanı "my time" rutinini ben sevsem de sanırım Elif pek sevmiyor :)
Zaten zor uyuyan bir bebeğiniz varsa "yemekten sonra uyunmaz yavrum" diyip aktivitesi için uyandırmaya cesaretim yok. Olan varsa saygılarımı göndereyim.
Ben daha çok -malum kolikten ötürü- "ağlamasın yeter" diyorum; biliyorum ki bu hiçbir kitapta yazmıyor. Hatta "sakın bunları yapmayın" başlığı altında yer alıyor olabilir yaptıklarımız :)
Bu bahsettiklerimi de son 3 haftadır ancak yapabiliyorum açıkçası.
Zira öncesinde "mutlu bebek için mutlu anne" tavsiyeme uyup her boş vakitte uyumaya çalıştım çünkü sağolsun anneler dönüşümlü olarak yanımızdaydı.
İşte o ara hayat ne "olala" imiş dostum; anlayamamışım :)
Yok yok şaka.
Elifle her an güzel.
Tam 7 defa (saydım) yerine yatırdığım güzel kızım her seferinde 2 dakika bile dolmadan kalkmasına rağmen-ki ben o ara enerji olsun diye bulgur pilavımı depolarken- Elifle hayat gerçekten güzel.
Çünkü büyüdükçe tepkileri artıyor, gülücük falan atıyor bayılıyoruz acemi ana-baba olarak.
Sabahları ve akşamları -eğer müsaitsek- babamızı balkondan yolcu ediyor/karşılıyoruz. Şu an pek anlamasa da uzaktan ona bakıp biii dolu el sallayan şaşkın adamın babası olduğunu bir gün anlayacak inş.
Her gün yapalım dememe rağmen genelde günaşırı olan banyo seanslarımız var. Banyo sonrası masaj yağı ile keyifli dakikalar yaşabiliyoruz eğer çok ağlamıyorsak.
Oyunlar konusunda henüz çok fazla ilerleme kaydedemedim aslında.
Birden "aktivite delisi" yapmak da istemiyorum.
Keyfi yerindeyse anakucağında ya da oyun halısında bırakıp uzaklaşıyorum. Biraz da canı sıkılsın kendi kendini eğlendirsin ama değil mi :)
Günün ennnnnn sevdiğim(iz) saatleri kitap okuma saatleri.
Sabahları -karnımız tok (her ikimizin de), altımız temiz, uykumuz alınmış- o güne özel kitabımızı kitaplıktan alıp geçiyoruz karşılıklı oturmaya.
Kitapları önceden sadece -resimleri de göstererek- okuyordum.
Şimdiyse kuklalardan ya da peluş oyuncaklardan faydalanarak canlandırma yapıyorum.
Sakar Cadı Vini'yi mesela Mantar Kız canlandırdı.
İyi Kalpli Küçük Tavşan içinse en sevdiğim şaşkın tavşandan faydalandım.
İnstagramda #bugünneokuduk etiketine bakarsanız; çoğu fotoğraf Elif'e ait zaten :)

Tabii her şeyi canlandırmam mümkün değil.
Çoğu çocuk kitabında "Yaşasııııın"a benzer nidalar oluyor; onları abartarak okuyorum.
Oyunculuk konusunda hiç yeteneğim olmadığını düşünürdüm; şimdiyse Elif'in masal dünyasının başrol oyuncusu gibiyim. Bir özgüven geldi ki sormayın :)
Kuklaları -evimizin birçok şeyi- İKEA'dan aldık.Bence çok başarılı.
En sevdiğim-açık ara- kurbağa ve köpekbalığı :)
Birkaç gündür sabah 9 civarı çıkıp 1 saatliğine yürüme, uyuma, annenin kitap okuması vb. şeyler yapıyoruz. İlk gün slingle çıkmıştık; pratik fakat sıcakta ikimize de sular basıyor.
Arabası ile kaldırım taşlarının sallantısında giderken uyuyakalıyor.
Bu hem iyi hem kötü.
Tracy ablanın rutinine hiç uymuyor elbette ama  benim "yeter ki ağlamasın" rutinime çok uyuyor :)
Hem bu havalarda dışarı çıkmayacağız da ne zaman çıkacağız değil mi?
Elifle hamileliğimden beri durmadan konuşuyorum. Beni çok geveze sanacak :) Halbuki hiç öyle biri değilim ama neler yapıyoruz, nereye gidiyoruz, ne yiyoruz vs. hepsini anlatıyorum. O da maşallah boncuk gözleriyle bana bakıyor-şimdilerde gülümsüyor-
Bir de arada şarkı söylüyorum. Onları da annemin "kimselere vermem" deyip de ilk torununa verdiği kitaptan buluyorum. (Annemin 1957 basım ilkokul kitabı :)

 Ya da gün içerisinde Baby Joy açık oluyor; oradan Barış Manço şarkılarılarına eşlik ediyoruz :) Hamileyken "Arkadaşım Eşek" şarkısını az dinlemedim :)
Müzik demişken, benim ritim duygum hiç yoktur ama babası evdeki  minik davul ile harikalar yaratıyor; Elif de pür dikkat onu dinliyor.
Altını değiştirirken de genelde bir sohbet havası yaratıyorum. "Doldurulmuş ama taşırılmamış" bezimizi sevinçle karşılıyorum :)
Bence önemli olan sürekli bir şeylerle oyalamak değil de annenin de keyif aldığı bir aktiviteyi bebeğiyle birlikte yapması. Bu, bizim için kuklalarla canlandırarak kitap okumak. (en iyi yaptığım iş)
Ama sizin farklı bir yeteneğiniz varsa siz de onu yapın. Hatta yaptıklarınızı yazın da biz de öğrenelim :)
Bu konuda "Öğrenen Anne" ve "GeCe" bloglarının faydalı linkleri var: Biri burada; öteki de şurada.
Bazen çok yoruluyoruz hatta azıcık dursun da tuvalete gideyim/yemek yiyeyim diye gözünün içine bakıyoruz ama belli bir aydan sonra -bizim için bu 2. ay oldu diyebilirim- bir dolu boş vakit kalıyor. Bunları da hem "kaliteli" (bu lafı da hiç sevmiyorum ama yerine bir şey bulamadım) hem de hem eğlenceli geçirmek bizim elimizde. İlerde parka gideceğiz, kek yapacağız (onu da Elif öğretir heralde bana :P ) inşallah ama her yaşın/ayın ayrı bir güzelliği var.
Bence blog da anneler için güzel bir aktivite.
Yani sadece bebişleri düşünmek olmaz.
Konuları kafamda toparlamak bile bana heyecan veriyor.
Güzel yorumlarla mutlu oluyorum.
Şimdi bir de pek şirin şeylerin üreticisi Zeynep'in hediye kitabı var; ona gelen yorumları tebessümle okuyorum:)
Bir de gün içerisinde kendimi mutlu etmek için mutlaka bir şeyler yapıyorum. Ya da "günün mutluluk sebebi" gelip beni kendisi buluyor. Parktayken okuduğum kitaptaki bu görsele uzuuun uzun baktım. Clementine'i buraya yazmayı çok isterim. Hatta Clementine benim arkadaşım olsun daha çok isterim :)

Bazen de 1 kahve beni kendime getiriyor. Uykusuzluk yapar mı Elifte acaba diye "her gün mutlaka" içmiyorum. Haftada 3 bazen 4 genelde de yarım ölçek :) Bu da annemle karşılıklı içtiğimiz kahvemiz.

Yemek, temizlik, çamaşır vb. işlerden -birçoğunuz gibi- hiç hazzetmiyorum. Önceden de sevmezdim şimdilerde sinir oluyorum :) Açıkçası mücadele etmeyip "olduğu kadar" diyorum. Neyseki yaz mevsimi karpuz/peynir ya da menemen harika oluyor. Çamaşırlar da çabuk kuruyor.
Evin en temiz yeri zaten salonun tam ortası. Elif'in gazına orada baktığımız için hep oraya kusuyor; haliyle de günde birkaç kez temizleniyor :))
Mottomuz şu:
Ben de onu diyorum zaten :)
Olamayacağımı bildiğimden hiç "mikemmel annelik" yapmaya çalışmıyorum.
Elif'in kıyafetlerinde bile "aman kustu hemen temizleyeyim" demiyorum; "kızım kusacağın varsa tamamını kus; sonra değiştirelim" diyorum.
Ne balığım ama ya :) Ananesi deli oluyordu tabii bu duruma.
Ben, evde de göz kalemi süren bir kardeş ve parfüm süren bir anneden nasıl bu kadar "pijamalı" çıktım; hayret doğrusu :)
Neyse ki pijamalarımı da son haftalarda çıkardım. En son postacı beni "18 yaşın üstünde misiniz" diyerek dumura uğratmıştı hatırlarsınız :)
Bu ara -zaman zaman sinir olsam da- "öyle böyle büyüyorlar be yavrum" lafını çok seviyorum.
Bunalınca aklıma getiriyorum.
Büyük resme odaklanmalı diyorum.
Ağlama krizinde takılıp kalma diyorum ama... Bazen oluyor bazense olmuyor tabii oturup ben de ağlıyorum; Elif'i öyle çok ağlar görünce dayanamıyorum çünkü.
İnşallah hepsi geçecek.
Sağlığımız yerinde olsun da zaten.
Şımarıklığa gerek yok.
Ama arada  bloga dertlenme hakkım da saklı kalsın :)

HERKESE KENDİ RUTİNİNDE KEYİFLİ AN'LAR :)














Devamını oku »