Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu




17 Ağustos 2014 Pazar

Güzellik Tacı'nı Kim Taktı :)

Çekiliş zamanı gelmiş, geçmiş ve benim bundan hiç haberim olmamış. Resmen utandım... Umarım katılanlara ayıp olmamıştır. Ve katılan herkese çok teşekkürler... Ben hemen kazananı açıklayayım; Sevgili Aslı, adresini bekliyorum. Gecikme için de şimdiden kusura bakma diyeyim :) * Bir sonraki etkinliğimiz de bu dünyadan birileriyle olacak gibi...
Devamını oku »

Yedi Denizlerde / Delal Arya :)

Delal Arya'nın kitapları da kitapçıda gelip gidip baktığım ama almaya cesaret edemediğim kitaplardan. Onları okumak için "anne cesareti"ne ihtiyacım varmış demek ki :) Daha önce söylemişimdir, fantastik edebiyatı çok severim lakin rüyalarıma çok girerler ve bir müddet sonra korkarım... İşte böyle bir çekincedeydim. Sonra Delal Arya'nın kitaplarını almaya karar verdim. Derken eve gelen arkadaşımız bize şahane bir sürpriz yapmış ve Elif adına kitabı imzalatmıştı. Denizi, denizciliği, içinde deniz geçen her şeyi çok severim. "Yedi Denizlerde" serisini de sadece bu sebepten bile olsa severim diyordum. Ama o da ne? Kitap tam benlik çıktı ve ben nefes bile almaya fırsat kalmadan kitaplarını okudum. 3. kitap yolda mı, basılıyor mu çok merak ediyorum açıkçası. Siz de benim gibi dozunda...
Devamını oku »

14 Ağustos 2014 Perşembe

Bebekli Hayatta İlk Günler :)

Şimdi şimdi geriye dönüp baktığımda "vaay bee neler yaşamışız" diyorum. Aniden doğuma girmemiz, loğusa günleri, kolik günleri/geceleri (hala yaşıyoruz ama olsun), "mutlu anne nasıl olurum"halleri...derken annelik sohbetleri :) Bu ara çevremde bir dolu hamile arkadaşım var. Onlar adına çok heyecanlıyım. Kendi hamilelik zamanlarımı hatırlıyorum-neyse ki sadece 4 ay öncesi- "öyle mi böyle mi"derken zaman geçmiş, bugünlere gelmişiz. Başka bir yazıda da  "ne kolikti be" falan der güleriz inşallah. Bu süreçte öğrendiğim ilk şey: KESİN VE KATI KURALLAR KOYMA. Geçen günkü yazımda da demiştim ya "kanaat önderleri" anneler sağolsunlar o kadar "pembe" bir tablo çiziyorlar ki. İnsan onları okudukça "neden ben yapamayayım ki"diyor. Ben de doğal doğum yapabilirim.(evet, sonunda madalya veriyorlar) Ben...
Devamını oku »

Anne(lik) Sohbetleri: Gülin & Ömer Deniz :)

Gülinle tanışmamız onun "Kediler Hep Dört Ayak Üstüne Mi Düşer" kitabını kazanmasıyla olmuştu :) Kitaplar, çocuk kitapları, hamilelik, annelik derken samimi olduk. Ömer Deniz'in bahaneye gerek kalmadan gülüşünü çok seviyorum ve annesi sevgili Gülin'e önce gıdısını sonra gülüşünü sonra ühüüü bir dolu soru sordum :) Gülin Merhaba; Merhaba Esra,Merhaba Elif :) Sahi, Ömer Deniz’e neden “Bay Gıdık” diyorsun;önce onu sorayım :) Bay Gıdık değil de Bay Küçük Gıdık diyorum..Onun da sebebi ya da ilham kaynağı diyeyim bebekken tostoparlacık yanaklarının altında kalan gıdığıydı;çok şekerdi, zamanla öyle sevmeye başladım, öyle kaldı :) Annelik maceran nasıl başladı? Annelik maceram tatsız olaylar ve zor günler ile başladı.Ama nihayetinde mutlu sona erişti çok şükür..Evliliğimizin 2.yılı...
Devamını oku »

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Bir Köy Tavuğu Hikayesi :)

Ben ilkokula bile gitmezken damda kümes vardı ve haliyle tavuklar civcivler. Her sabah yumurtamı kümesten alıp üzerine kurşunkalemle bir şeyler karalardım :) (ne mantıkla bilmiyorum) Şimdi git bir kümese yumurta al desen alamam herhalde... Derken o kümesimiz gitti, ben çok üzüldüm. İlkokuldayken de teyzemlerle pazara giderdim. (hala çok severim pazar gezmesini) Bir gün pazarda gezerken teyzemden gazoz istedim ve ardından da civciv. O da karar ver hangisi dedi. Düşündüm ki gazoz evde de var :) "Tabii ki civciv" dedim... Eve, kese kağıdına konmuş civcivlerle geldik. Ben hem korkuyorum hem de yeni arkadaşlarım için çok heyecanlıyım. Hemen dama çıktık ve saldık onları. Bir ara o kadar çok sevmişim ki birini kovalarken aşağı uçurdum. Evet bunu da yaptım. Ama sonunun hiç öyle olacağını...
Devamını oku »

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Sosyal Medya ve "Anne" Blogger'lar

Bu yazıyı yazıp yazmamak arasında çok gel-git yaşadım.
Hala kararsız hissetsem de "taslak"lara bile kaydetsem aklımdakileri yazasım var.
Sosyal medya gerçekten de inanılmaz boyutlara ulaştı.
Eskide kalan medya araçlarından sadece radyoyu kullanıyoruz biz; malum evde televizyon yok. (bazen böyle söyleyince sanki değişik bir şey söylüyormuşum gibi geliyor. Çünkü bize göre de artık "televizyonsuz olmak" gayet normal... ama bu başka bir yazının konusu olsun.)
İnternet iyi ki var diyorum ama zaman bize ne(ler) gösterecek merak ediyorum.
Gerçekten de "akıllı telefonlar kullanan akılsızlar" mı olduk; bunu da bazen sorguluyorum.
En sevdiğim mecra da tabii ki blogum.
İnsan, defterine günlük tutmak varken neden blog yazar ki?
Çoğumuz bence bunu düşünmüştür.
Ben yazmayı sevdiğimden günlüklerime, defterlerime de vakit ayırmaya çalışıyorum; blogda da bir şeyler paylaşmayı seviyorum.
Hem bu sayede bir dolu güzel insan girdi hayatıma; çok mutluyum.

Bu blogun ilk ismi "kahvenin yanında"idi :) 
Derken ismini değiştirdik ve "2 balık 1 kedi" olduk.
Elif'in hayatımıza girmesiyle de neredeyse hep Eliften ve Elifli hayattan bahseder oldum.
Halbuki aklımda ühüüü daha ne konular var :)
Bırak beni buraya, yanıma da güzel bir kahve;sonra birkaç saat bana dokunma :)
Nereden nereye geldim yalnız değil mi?
Asıl aklımda olan ve yazmak istediğim konuya odaklanmaya çalışayım.
Bir süredir beni rahatsız eden bir "anne blogger"lar topluluğu var. (elbette ki isim vermeyeceğim.)
"Takip etmezsin olur biter" diyorum ama işte her yerde karşıma çıkıyorlar.
Herkeste bir garip "en iyi ben bilirim" halleri... "şunu yapmazsan olmaz", "onu yeme, bunu giyme, şu sudan için"vs. sürekli bir söylem halindeler.
"Kanaat önderleri" sanıyorlar kendilerini galiba, işte buna anlam veremiyorum.
Ve elbette ki onları şişiren insanları da anlayamıyorum.
Ben "anne blogger"lardan şöyle kendi halinde olanları seviyorum galiba :) Elbette ki insan tecrübelerini paylaşır, yorum yapar vs. ama her konuda da bilgiçlik taslamaya gerek yok ki.
Herkes "anne", hepimiz "anne" değil miyiz?
Belki de yanlış düşünüyorumdur bilmiyorum ama "reklam kokan hareketler"de beni fazlasıyla itiyor.
Blogdan para kazanmaktan bahsetmiyorum, bu bir tercih/çalışma şekli olabilir.
Sanki çaktırmadan yapılanlar çok komik oluyor :)
Ne yalan söyliyeyim,samimiyeti özledim.
Tabii ki her şey instagrama konulan bol köpüklü kahveler kıvamında değil, bunu hepimiz biliyoruz.
Ama olmadığın gibi görünmeye çalışmak/çabalamak işte bunlar bayağı kötü kokuyor.
Hele bir de "kavga mecrası olarak sosyal medya" konusu var.
Gündemde olanların ben de farkındayım, sanırım hepimiz farkındayız.
Ama illa taraf seçmek zorunda bırakılmak istemiyorum ben, soğuyorum bundan.
Fikrimi söylemek istiyorsam söylerim zaten.
Bir olay olduğunda hemen aynı tip fotoğrafı paylaşmakla "destek" olunmuyor bence. (bu benim fikrim.) Ya da paylaşmayan kişiyi azarlamakla da bir yere varılmıyor.
En ufak bir olayda kişilerin gerçek yüzleri ortaya çıkıyor.
Bir de eleştirme meselesi var.
Ben de yapıyorum(kendim sütten çıkma ak kaşık değilim tabii ki)
Sahi ya neden eleştiriyoruz birbirimizi?
Geçen gün çocuklarının kitap okuyan fotoğrafını paylaşan bir anneye "sizin eviniz hep böyle dağınık mı" dendi...
Bu mantığa/bakış açısına güler misin ağlar mısın?
Normalde sakin mizaçlı biriyim ama böyle şeyler görünce de dayanamayıp yorum yazıyorum ya da bende de birikiyor bazı şeyler.
Kendini olduğundan başka göstermeye çalışmayan herkesi severek/gülerek/eğlenerek/öğrenerek takip ediyorum.
Daha geçenlerde "delianne" blogunu kapatma kararı alınca, çok üzüldüm.
Sanki o hep yazmalıydı :)
Sanal bir dünyadayız ama bazı insanlar o kadar sıcak ve samimi ki sanki onun yaşadıkları/yazdıkları sizin hayatınızın bir parçası oluveriyor.
Elbette ki takip seçeneği her zaman mevcut. Sevmiyorsan, takip etmezsin olur biter :)
Bir de unutmadan instagramda "takip edeni takip ederim"ler, alakasız fotoğrafların altına "butiğime/sayfama beklerim"ler... Nedir, ne hale geldik sanki değil mi?
Ben o yüzden reklam kokan hareketleri takipçi olarak kabul etmiyorum açıkçası.
Biliyorum ki paylaştığım hiçbir şey bize özel olarak kalmıyor ama bir nebze olsun kontrolün  olması da iyi bir şey sanırım.
Takipçi sayısının artmasını neden bu kadar önemser ki insanlar?
200 olsa ne; 2000 olsa ne :) Yani ne değişiyor hayatımızda?
Ben, blogda ya da instagramda yorum yazan/paylaştığım şeye değer verip vaktini ayıran insanları seviyorum; hayatıma bir şey katmayan sayı fazlalarını değil açıkçası.
Birkaç gün önce -bir zamanlar paylaşımlarından hoşlandığım- bir anne; "ben de sizin için şunu yaptım, siz de benim için bunu yapın" demiş... Güldüm cidden :) Ortaokulda mı yapardık böyle?
Bunları da kimseyi incitmek için yazmadım; zaten bahsettiğim kişiler benim "takipçim" değil :))
Öyle içimden geldi, nicedir aklımdaydı.
Sahi siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?




Devamını oku »